Affetmek bir tercih, helalleşmek bir şifadır
Bir kişi, sırtında başkalarına ait hataların yüküyle ne kadar uzağa gidebilir? Çoğu zaman bizi yoran hayatın kendisi değil, aksine içimizde biriktirdiğimiz kırgınlıkların ve asla sönmeyen öfkelerin ağır prangaları değil midir? Modern psikolojinin 'iyileşme' dediği, kadim bilgilerin ise 'safh' ve 'rızalık' ile taçlandırdığı affetme eylemi, aslında başkasını haklı çıkarmak değildir. Bu eylem, kendi ruhunuzu o karanlık hapishaneden tahliye etmek demektir. Gelin, ayetlerin ve hadislerin rehberliğinde; nefsin ağır yüklerinden kurtulup gönül hafifliğine ereceğiniz o yolculuğa birlikte çıkalım.
◾ Affetmek; kişinin yaşadığı mağduriyeti ve hissettiği acıyı halının altına süpürmeden, dürüstçe kabul etmesiyle başlamakta. Psikolojik açıdan bastırılan duygular, ileride daha büyük patlamalara yol açarak canımızı daha da yakar.
◾ Ancak o zaman geldiğinde de "canım yandı" diyebilmek bir zayıflık değil, iyileşmenin ilk basamağı olarak görülmeli...
◾ Kişi, içinde büyüttüğü kinin karşı tarafa değil, bizzat kendi ruhuna zarar verdiğini bir an önce fark etmelidir. Psikolojide "bitmemiş işler" olarak adlandırılan bu durum, bedende kronik stres ve zihinsel yorgunluğa sebebiyet verir.
◾ Kur'an-ı Kerim'de öfkeyi kontrol etmek büyük bir erdem olarak karşımıza çıkar. Bu hususla alakalı Âl-i İmrân suresi, 134. ayet şöyle buyrulur: "Onlar (takvâ sahipleri) bollukta da darlıkta da Allah yolunda harcarlar, öfkelerini yenerler, insanları affederler. Allah işini güzel yapanları sever."
◾ Affetmek, karşıdakini suçsuz bulmak da değildir. Aslında özünüzü, "kurban" rolünden muhaf kılmaktır. Geçmişin acı anılarına hapsolmuş hafızamız, bugünün nimetlerini göremeyebilir.
◾ Bu noktada affetmek bir irade beyanıdır. Tıpkı Hz. Yusuf'un (AS) kendisine kuyuya atan kardeşlerine karşı sergilediği o örnek davranış gibi, bu durumu ona benzetebiliriz.
◾ Karşımızdaki kişinin hatasını; onun yetişme tarzı veya o anki ruhsal boşluğu üzerinden değerlendirmek, yükümüzü hafifletebilir. Psikolojide "yeniden çerçeveleme" denen bu yöntem, muhatabı bir "canavar" olmaktan çıkarıp "hatasız ve kusursuz bir insan olmadığına" dair yönelimimizi artırır.
◾ İslam dini bizlere, insanların hata yapmaya meyilli varlıklar olduğunu daima hatırlatır: "Her insan hatâ yapabilir. Fakat hatâ yapanların en hayırlısı çokça tevbe edendir" hadisi, beşeriyetin bu kırılgan yapısına işaret etmektedir.
(Tirmizî, Kıyâmet, 49/2499; İbn-i Mâce, Zühd, 30)
◾ Affetmekteki en büyük engel muhakkak, "Haksızlık yapanın yanına kâr mı kalacak?" düşüncesi. Oysa inanan bir insan, mutlak adaletin er ya da geç tecelli edeceğini çok iyi bilir.
◾ Bu bir teslimiyettir ve kişiyi "kendi adaletini kendi sağlama" yükünden ve intikam hırsından kurtarır. Allah'ın (CC) her şeyi gördüğünü, zerre miktar haksızlığın karşılıksız kalmayacağını bilmek; ruhu dinginleştirir ve yargılama yükünü kulun omuzlarından alır.