İnanç, hayal gücü ve deneyim üçgeninde Hume'un Çatalı
İnsan zihninin inşa ettiği tüm doğruları kökünden sarsan Hume'un Çatalı, bizi bildiğimizi sandığımız her şeyi yeniden sorgulamaya davet eden radikal bir felsefi eşiktir. 18. yüzyılın aykırı düşünürü David Hume tarafından ortaya atılan bu kavram, bilgiyi yalnızca iki kesin gruba ayırır: ya tamamen zihinsel mantığa dayanan (matematik gibi) ama bize dış dünya hakkında yeni hiçbir şey söylemeyen doğrular ya da dış dünyayı anlamamızı sağlayan ama asla yüzde yüz kesin olamayacak deneyimler. Bu iki dişin arasına girmeyi başaramayan ahlak, metafizik veya sarsılmaz sandığımız alışkanlıklar ise Hume'a göre illüzyondan ibarettir. İşte Hume'un hayatı ve teorileri hakkında merak edilenler...
🎈Ampirizm (Deneycilik), bilginin kaynağının yalnızca duyularımız ve deneyimlerimiz olduğunu iddia eden felsefi bir akım. Bu görüşe göre insan zihni tabula rasa denen boş bir levhaydı ve tecrübelerimiz sayesinde bilgi elde ediyordu. Deney ve gözlem yapılmadan doğru bilgiye ulaşılması mümkün değildi.
🎈Francis Bacon'ın temellerini attığı ve John Locke'un sistemleştirdiği ampirizmin en önemli temsilcilerinden biri de 18. yüzyıl felsefesine yön veren David Hume idi. Akıl yürütme ve bilginin kaynakları üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan filozof, "Hume'un Çatalı" olarak bilinen teorisiyle deneyci geleneğe yepyeni bir soluk getirmişti.
🎈1711 yılında İskoçya'nın mütevazı bir kasabasında, dindar bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen David Hume, felsefe tarihine adını altın harflerle yazdıran en önemli düşünürlerden biri. Ampirizm akımının öncülerinden Hume, üstün zekası ve sorgulayıcı tavrıyla küçük yaşlardan itibaren parmakla gösterilen biriydi.
🎈Erken yaşta kabul edildiği Edinburgh Üniversitesi'nde ailesinin isteğiyle hukuk eğitimi almaya başlasa da buradaki eğitim kendisini tatmin etmedi. Felsefeye duyduğu derin ilgi nedeniyle henüz 15 yaşındayken üniversiteden ayrıldı ve kendisini bu alanda yetiştirdi.
Felsefe nedir? Felsefeye merak duyanlar için okuma listesi...
🎈Yirmili yaşlarının başındayken Fransa'ya taşınma kararı aldı ve ilk eseri İnsan Doğası Üzerine Bir İnceleme'yi burada kaleme aldı. Kitaba olan rağbetin az olması sebebiyle şevki kırıldı ancak çalışmaktan vazgeçmedi.
🎈Üslubunu daha rafine ve okuyucu dostu bir çizgiye çekerek Siyasi Denemeler başlığı altında yeni yazılar yayımladı. Bu çalışmaları, ilk kitabına kıyasla çok daha büyük bir başarı yakaladı. İlerleyen yıllarda bu fikirleri daha da olgunlaştırarak iki önemli başyapıt daha ortaya koydu: İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Soruşturma ve faydacı ahlak kuramının öncüsü kabul edilen Ahlak İlkeleri Üzerine. Aynı dönemde, iktisadi düşünceyi de derinden etkileyen Siyasi Söylevler adlı çalışması büyük bir beğeni topladı, ancak onu asıl ününe kavuşturan eseri henüz kaleme almamıştı.
🎈Geçimini sağlamak için farklı işlerde çalışmak zorunda kalan Hume, 1752 yılında Edinburgh'da kütüphaneci olarak görev almaya başladı. Buradaki zengin kaynakları tarama fırsatı bularak kendisine Avrupa çapında asıl şöhretini kazandıracak olan altı ciltlik İngiltere Tarihi adlı dev eserinin bir kısmını yazdı.
🎈Bu çalışmasından sonra artık oldukça tanınan ve saygın bir entelektüel haline gelen Hume, üretmeye ve yazmaya durmaksızın devam etti. İngiltere Tarihi serisi öylesine büyük bir rağbet gördü ki, Hume'un tarihçi kimliği uzun bir süre adeta onun filozof kimliğini geride bıraktı.
🎈Ancak Hume, din konusundaki eleştirel ve şüpheci tavırları nedeniyle dindar çevrelerin yoğun tepkilerine maruz kalmaya devam ediyordu. Hatta bu sebeple dönemin önde gelen bazı üniversitelerinde akademik kariyer yapması defalarca engellendi.
🎈Düşünür, sonraki yıllarda din kavramını masaya yatırdığı Din Üstüne Diyaloglar ve Dinlerin Doğal Tarihi adlı eserlerini kaleme aldı. Ancak bu fikirlerin büyük bir tepkiye neden olacağını öngören dostlarının tavsiyelerine uyarak, Din Üstüne Diyaloglar kitabını ölümünden sonra yayımlatmaya karar verdi. Nitekim vefatının ardından okurla buluşan bir diğer eseri de kendi hayatını anlattığı Yaşamım oldu.
🎈Öte yandan, ahiret inancını eleştirdiği ve intiharın ahlaki bir hak olduğunu savunduğu İntihar Üzerine ile Ruhun Ölümsüzlüğü başlıklı denemeleri sert bir sansüre tabi tutuldu. Kitaba uygulanan düzenlemelerin bir sonucu olarak Zevk Standardı adlı eseri doğdu. Hume, son büyük mesaisini ise bir başyapıt niteliğindeki İngiltere Tarihi serisini tamamlamaya ayırdı.