Arama

Akil adamların gereği ve önemi

Akil adamların gereği ve önemi

Kaynaklarda, hikâye; "yaşanmış ya da yaşanması mümkün olan olayların anlatıldığı edebi ürünler" olarak tanımlanır. İşte bu bağlamda; eski dönemlere ait bir kıssa yahut hikâye anlatılır.

Ülkelerden birinde, padişahlardan biri; sade bir vatandaş kılığında, halkın arasına girmiş. Çarşıda, pazarda dolaşarak; kimine selam vermiş, kimine hal hatır sormuş. Dönüş yolunda; kapı önünde örgü ören bir kızla karşılaşmışlar. Selam, kelamdan sonra; nükteli bir sohbete başlamışlar.

Padişah, kıza; "Baban evde mi?" diye sormuş. Kız, göz ucuyla uzaklara bakarak; "Azımızı çok etmeye gitti" cevabını vermiş.

Arkasından; "Peki annen?" diye eklemiş. Onun da "komşunun birini iki yapmaya" gittiğini söylemiş.

Padişah; "Eviniz güzel ama bacası eğri duruyor" şeklinde bir cümle kurmuş. Kız, hemen; "Baca eğri ama dumanı doğru tütüyor" cevabını vermiş.

Son olarak; "Sana bir kaz göndersem yolar mısın?" demiş. "Memnuniyetle, en ince tüyüne kadar" diye gülümsemiş.

Saraya döndüklerinde, padişah vezirine; kızla yaptıkları konuşmanın muhtevasını sormuş. Bocaladığını görünce; "Makamında kalmak istiyorsan, bu sohbetin sırrını çöz" deyip huzurundan kovmuş.

Vezir, koşar adım kızın yanına gidip; "Yaptığınız konuşmanın muhtevasını anlayamadım, beni aydınlatır mısın?" demiş. "Olur ama her soru için yüz altın alırım" cevabını vermiş.

Usulde anlaşmışlar, soru-cevap faslı başlamış. En sonunda vezir, kızın babasının çiftçi olup tarlaya "ekin ekmeye", annesinin ebe olup hamile bir kadına "doğum yaptırmaya" gittiğini; bacanın eğri durmasıyla gözlerinin "şaşı" olmasının, dumanın doğru tütmesiyle de "görme" sorununun olmadığının kastedildiğini anlamış.

Her cevap için yüz altını ödedikten sonra; sıra, "yolunacak kaz" meselesine gelmiş. Kız; "O da siz oluyorsunuz, sıradan bir sohbetin sırrını çözmek için yüzlerce altın verdiniz" demiş.

Bu kıssa bize; yönetenlerin de yönetilenlerin de kendi çapında "akil" ve "arif" olmalarının ne kadar gerekli ve önemli olduğunu hatırlatıyor. Ayrıca, "bilge kız" ile "yolunacak kaz" arasındaki farkı da anlatıyor.

FAZİLETLİLER MECLİSİ

Mekke tarihini anlatan kaynaklarda, iki ayrı "Hilfü'l Fudûl" yani "Faziletliler Meclisi" rivayeti var. Bilenler, ikisinin de İslamiyetten önceki döneme ait olduğunu söylüyorlar.

Her ikisi de bazı olaylardan ve durumlardan sonra, toplumsal ihtiyaçlardan doğmuş. Karşılaşılan sosyal ve ekonomik sorunlara çözüm üreterek; "zulme ve haksızlığa engel olup adaleti sağlamak" amacı ile dönemin "muteber" kişileri tarafından kurulmuş.

Birincisinde, "Fazl" adlı üç kişi; kendi aralarında ahitleşmişler. Yerli ya da yabancı birine zulüm yapıldığında; zalimden hakkını geri alıncaya kadar, kabileleri ile birlikte ona yardım etmeye söz vermişler.

İkincisi, Hicret'ten 33 yıl kadar önce gerçekleşmiş. İçlerinde, "emin" sıfatı ile anılan Abdullah oğlu Muhammed'in de bulunduğu bir gurup gönüllü; "Allah'a and olsun ki, Mekke'de birine zulüm ve haksızlık yapıldığında, o kimse ister iyi ister kötü, ister yerli ister yabancı olsun, kendisine hakkı verilinceye kadar tek bir el gibi hareket edeceğiz" diye yeminleşmiş.

Bütün kaynaklar; Hz. Muhammed(sav)'in peygamber olduktan sonra da bu guruptan övgüyle söz ettiğini söylüyorlar. "O yemini, kızıl tüylü deve sürü ile değişmem; tekrar çağırılsam, hemen icabet ederim" dediğini belirtiyorlar.

İşin doğrusu; böyle faziletli insanlar her zaman, her toplumun ihtiyacıdır. "Akıl ve ahlak, ilim ve hikmet, tecrübe ve cesaret" sahibi kimseler; devletlerin ve milletlerin baş tacıdır.

KAĞANLAR, VEZİRLER, HOCALAR

Başka ülkelerin ve toplumların olduğu gibi, bizim geçmişimizde de bunun güzel örnekleri var. Kağanların, sultanların yanıbaşında; "vezir" ya da "hoca" sıfatıyla, "uyarıcı" yahut "aydınlatıcı" olarak, "akil adamlar" bulunuyorlar.

Büyük Göktürk Hükümdarı Bilge Kağan'ın veziri Tonyukuk, Selçuklu Sultanı Melikşah'ın veziri Nizamülmülk, Osmanlı İmparatorluğu'nun kurucusu Osman Gazi'nin hocası Şeyh Edebali, Konstantiniye'yi fethetme bahtiyarlığına eren Fatih Sultan Mehmed'in hocası Akşemseddin; bilinen örneklerden bazıları. Her birisi; gündüzlerimizin güneşleri, gecelerimizin ayları ve yıldızları.

Dün olduğu gibi bugün de, bugün olduğu gibi yarın da, bu denklemin kurulmasına şiddetle ihtiyaç var. Siyasetin ve bürokrasinin, sivil toplumun ve özel sektörün her kademedeki tüm kadroları, kurumları; her zaman, her yerde, gönüllü "Faziletliler" ya da "Akil Adamlar" gurubunun yol göstericiliğini bekliyorlar.

Yanımızda, yöremizde böyle kimseler varsa; kıymetini bilip, azami derecede istifade etmeliyiz. Eğer yoksa, öncelikli ve önemli gündem haline getirip; kavli ve fiili dualarımızla arama, bulma yoluna gitmeliyiz.

Aksi takdirde; bir gözümüz "kör", bir kulağımız "sağır", bir kolumuz "çolak", bir ayağımız topal" olur. ve belalar, salgınlar ve saldırılar; bizi bu "sakat" yanlarımızdan vurur.

Zekeriya Erdim

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2020 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN