Arama

Zekeriya Erdim
Ağustos 18, 2017
Eğitimin Dili ve Dilin Eğitimi

Bilindiği gibi; hayvanlar koklaşa koklaşa, insanlar konuşa konuşa anlaşırlar. Yazılı ve sözlü beyanlarımız; bizim birilerine ya da bir yerlere ulaştırmak istediğimiz mesajları, muhtevaları taşırlar.

O halde; dilimizle hayatımız arasında, yakın ve derin bir ilişkinin var olduğundan söz edilebilir. Her biri bir anlamın ya da değerin hem sembolü, hem de taşıyıcısı olan kelimeler; dünya ve ahiret hayatımızın, temel yapı taşlarını meydana getirir.

Biyolojik yapılarda; hücreler birleşip dokuları, dokular birleşip organları, organlar birleşip organizmaları oluştururlar. Birbirlerinin tamamlayıcı unsurları olacak şekilde, çok hayati roller üstlenip; muazzam bir mekanizmayı çalıştırırlar.

Sosyal yapılarda ise; harfler (yahut sesler) birleşip hecelere, heceler birleşip kelimelere, kelimeler birleşip cümlelere dönüşür. Bilumum anlamlarımız ve değerlerimiz; ağızdan kulağa, kulaktan kalbe bu yolla ulaşır ve dolaşır.

Hücreler bozulduğunda dokular, dokular bozulduğunda organlar, organlar bozulduğunda organizmalar hasta olur. Tedbiri alınmaz, tedavisi yapılmazsa; canlılığı sona erer ve ölür.

Harfler bozulduğunda heceler, heceler bozulduğunda kelimeler, kelimeler bozulduğunda cümleler yara alır. Böylece; anlamlardan ve değerlerden oluşan dünyamız, sarsılıp hasarlı hale gelir.

İşte bu yüzden; dilimiz, halimizin aynasıdır. Asırlardır, tüm ülkelerde ve toplumlarda; dil kavgası, hayat kavgasıdır.

SÖZÜMÜZ KADERİMİZ OLUR

Hindistan'da, İngilizlere karşı yürütülen sivil direnişin sembol isimlerinden Mahatma Gandhi; "Sözlerinize dikkat edin, düşüncelerinize dönüşür; düşüncelerinize dikkat edin, duygularınıza dönüşür; duygularınıza dikkat edin, davranışlarınıza dönüşür; davranışlarınıza dikkat edin, alışkanlıklarınıza dönüşür; alışkanlıklarınıza dikkat edin, değerlerinize dönüşür; değerlerinize dikkat edin, karakterinize dönüşür; karakterinize dikkat edin, kaderinize dönüşür" diyor. Ağzımızdan çıkan "söz" ile hayatımızı kuşatan "kader" arasındaki sistematik ilişkiyi; veciz bir biçimde ifade ediyor.

Anadolu irfanının sembol isimlerinden Yunus Emre ise; sözün savaşı barışa, zehiri bala dönüştürecek kadar kuvvetli tesir gücü üzerinde duruyor. Bu tespitini; "Söz ola, kese savaşı/Söz ola, kestire başı/Söz ola, ağulu aşı/Bal ile yağ ede bir söz" mısraları ile vurguluyor.

ÜLKE YÖNETİMİ DİLLE BAŞLAR

Eski Çin bilgelerinden Konfüçyüs; "Bir ülkenin yönetimini ele alsaydım; hiç şüphesiz, yapacağım ilk iş, dilini gözden geçirmek olurdu. Çünkü; dil kusurlu ise, kelimeler düşünceyi ifade edemez. Düşünce iyi ifade edilemezse; görevler ve hizmetler, gereği gibi yapılamaz. Görevlerin ve hizmetlerin gereği gibi yapılamadığı yerlerde; adet, kural ve kültür bozulur. Adet, kural ve kültür bozulursa; adalet yanlış yollara sapar. Adalet yoldan çıkarsa; şaşkınlık içine düşen halk, ne yapacağını ve işin nereye varacağını bilemez. İşte bunun içindir ki; hiçbir şey, dil kadar önemli değildir" diyor. Böylece, dilimiz ile halimiz arasındaki ilişkiye, irtibata atıfta bulunarak; bir ülkenin ve toplumun yönetimine, dilin düzeltilmesi ile başlanması gerektiğini belirtiyor.

Bu temel ilke ve prensip, hayatımızın her safhasında gerekli ve önemli olmalı ki; Alemlerin Rabbi olan Allah (c.c.), ilk insan Adem'i yarattığında, önce eşyanın isimlerini (yani kelimeleri) öğretiyor. Rahmet ve merhamet peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v.) aracılığıyla, bize ulaştırdığı ilahi mesajda ise; Allah'ın adıyla (yahut Allah adına), yani hak ve hakikat sınırları içinde okumamızı, yazmamızı, konuşmamızı emrediyor.

KAMUSUMUZ NAMUSUMUZDUR

Dünyanın batısını da doğusunu da tanıdıktan sonra, güneşin (aydınlığın) doğudan geldiğini anlayan, kavrayan bilge aydın, mütefekkir Cemil Meriç; "Argo, kanundan kaçanların dili. Uydurma dil, tarihten kaçanların… Argo, korkunun ördüğü duvar; uydurma dil, şuursuzluğun. Biri günahları gizleyen peçe, öteki irfanı boğan kement. Argo, yaralı bir vicdanın sesi; uydurma dil, hafızasını kaybeden bir neslin. Argo, her ülkenin; uydurma dil, ülkesizlerin" diyor. Anlamlarımızın bayrağı, değerlerimizin sancağı olan kamusun, yani kelimelerin bir milletin hafızası, hatta kendisi olduğunu çarpıcı bir biçimde hatırlatarak; kamusa uzanan elin, namusa uzanan el gibi görülmesi ve kırılması gerektiğini belirtiyor.

Demek ki; vatanımızın sınırlarını korumak için olduğu gibi, dilimizin sırlarını korumak için de dik durmamız lazım. Dinimize, devletimize, vatanımıza, milletimize kasteden dahili ve harici düşmanlarla ölümüne savaştığımız gibi; bütün bu değerlerimizin koruyucu ve taşıyıcı unsuru olan dilimize kastedenleri de, anlam ve değer dünyamızın sınırlarına gelmeden durdurmamız lazım.

DİLİMİZDE DÜŞMAN VAR

Asırlardır devam eden kültür ve medeniyet savaşı sürecinde; değerlerimizin kapılarını kırarak, duvarlarını yıkarak, dilimizin iç kalesine kadar girmiş düşman kelimeler, kavramlar var. Kimi hain, kimi gafil girişimlerle, hayatımızın hemen her alanında ve konusunda kolayca kullanılan yabancı kelimeler ve kavramlar; işgalci güçlerin anlam ve değer dünyalarının bayraklarını dalgalandırıyorlar.

Mesajı ve muhtevası bakımından masum ya da misafir olanları; bağrımıza basıp kabullenebiliriz. Fakat, insanımızı gaflete ve ihanete sürüklemek için dilimize sokulmuş ajan kelimelere; anlam ve değer dünyamızı işgal edip ele geçirmek için bilumum yakıcı ve yıkıcı silahlarla donatılmış düşman kavramlara nasıl göz yumabilir, tahammül edebiliriz?

Varlık mücadelemizin içinde; dilimizin korunması ve geliştirilmesi de olmalıdır. Temel değerlerimizle barışık olan, uyumlu duran dost ve kardeş kelimeler, kavramlar korunmalı; savaşan, çatışan, yakan, yıkan, yok eden ajan ve düşman kelimeler, kavramlar sökülüp atılmalıdır.

Şüphesiz, bu temizlik; başta okullarımız olmak üzere, önce kamu kurum ve kuruluşlarında başlatılmalı. Toplumun örgütlü yapısını temsil eden sivil toplum kuruluşları da; dil seferberliğinin içinde yer alıp, aktif olarak katılmalı ve katkıda bulunmalı.

Sonuç olarak; halimizin ıslahına dilimizden, dilimizin ıslahına örgün ve yaygın eğitim kurumlarımızdan başlamalıyız. Anlamlar ve değerler dünyamızı geliştiren, olgunlaştıran, zenginleştiren kelimeleri ve kavramları namusumuzu korur gibi korumalı; daraltan, kirleten, zayıflatan, yok eden kelimeleri ve kavramları şeytan taşlar gibi taşlamalıyız.

Zekeriya Erdim

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2022 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN