Arama

Prof. Dr. Sefa Saygılı
Haziran 29, 2022
Dostum Cüneyt Arkın ve alkolle mücadelesi

Cüneyt Arkın 85 yaşında Hakk'ın rahmetine kavuştu. Aslında onunla yakın sayılmasa da dostluğumuz vardı. İlk defa Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde görev yaparken tanışmıştık. 1990'lı yıllardı. Hastanenin iç bahçesine ekibi ile sık film çekmeye gelirdi. Ben o sıralar iç bahçedeki servislerin sorumlu psikiyatri uzmanı idim. Kendisi de hekim olduğu için ilgi gösterir, boş zamanlarında sohbet ederdik. Bazı sorunu olan tanıdıklarını bana yönlendirdiği olmuştu.

O kadar esprili, o kadar tevazu sahibi bir insandı ki, Türk halkının onu neden bu kadar sevdiğini ve kendilerinden biri gibi kabul ettiğini onu tanıyınca daha iyi anlardınız.

Cüneyt Arkın, Fakir Gencin Hikâyesi adlı kitabının girişinde de yaşam hikâyesini şöyle özetliyordu:

"Cüneyt Arkın 1937'de doğdu. Beş yıl sonra bozkırda babasının yanında çoban oldu. Öksüz kuzuları sevdi, köpeğini eşeğini. Güneşten, soğuktan bağrı yanık kara, kuru, yoksul ama sonsuz hür bir çocukluğu oldu. Gençliğinde hiçbir kızın elini tutmadı ve bir gün doktor oldu. Sonra artiz. Malın gözüydü artık. Nice kadınlar sevdi hiçbiri yoktu, çünkü onları öpmüyor, karate yapıyordu. Yüzlerce film, o kadar köfte. Hayatı boyunca nayır nolamaz dedi. Geçenlerde öldü, reklam filmi çekerken" (Arkın, 2014, s. 5).

Cüneyt Arkın; yaşamını anlatırken, aslında ölümünün reklam filmlerinde rol almasıyla gerçekleştiğini söylemesi ironiydi.

ÇOCUKLUĞUMUN CÜNEYT ARKIN'I

Tabi çocukluk yıllarında benim ve yaşıtım çocuklar için Cüneyt Arkın'ın önemi büyüktü diyebilirim. O zamanı bugünkü çocuklar anlayamazlar. Televizyon, bilgisayar, video vb. aletler hiç yoktu. Bize değişik gelen yaşantı taşra şehrimize gelen Malkoçoğlu gibi filmlerdi. O sıralar için hayatımızın önemli bir olayı olurdu bu filmler. İskenderun'un şimdiki Paç Meydanı'na yakın bir parkın vardı. O park takriben bir dönüm kadardı ve yemyeşil ulu ağaçlarla çevrelenmişti. Ortasından içimi nefis kaynak suyu fışkırırdı. Şehrimizin o boğucu sıcağında bile bu su soğuktu ve bizi serinletirdi. İşte bu park daha sonraki yıllarda CHP'li belediye tarafından yıkılarak oraya bir apartman dikildi.

Bu parkla bitişik Kervan Sineması vardı. Malkoçoğlu filmleri burada oynardı. Film vizyona girdiği zaman erkenden gelir, 3 kardeş (ben, Aziz ve Oğuz) sinema bileti almak için sıraya girerdik. Zaten erken gelmezseniz bilet bulamazdınız.

Sonra kapılar sabah 9'da açılınca sinema salonunu doldurur, filmin oynama vaktini sabırsızlıkla beklerdik. Filmin başlama saati olan 10.30 bir türlü gelmek bilmezdi. Saat yaklaştığı zaman sinemanın ışıkları biraz olsun azaltılır ve sinyal ile işaret verilirdi. O sıra biz heyecan ve merak ile dolardık.

Sahneye filmin ilk görüntüsü düştüğünde ise çılgın bir alkış kopardı. Zevkle ve neşeyle izlerdik. Malkoçoğlu ile üzülür, heyecanlanır ve sonunda muhakkak sevinirdik. Düşman mutlaka yenilir, çaşıtlar (casus) cezalarını görür, özellikle de kötülük timsali Camoka etkisiz hale getirilirdi.

Yine Kara Murat, Köroğlu, Battal Gazi, Alpago onun benzer konudaki film serileriydi.

İşte çocukluğumuza değişik renk ve zevk veren, adeta bize doğru, mert ve memleket sever insan olmamızı aşılayan bir açıdan bu filmlerdi diyebilirim.

CÜNEYT ARKIN'IN FİLMLERİ

Cüneyt Arkın'ın çok filmlerini izledim. Kiminde tarihi bir kahramanı canlandırır, bazısında ise günümüzün bir halk veya devlet adamını oynardı. Bazen uyuşturucu tacirlerinin hakkından gelen komiser olarak görürdük.

İsmi ve konusu ne olursa olsun Cüneyt Arkın'ın filmlerindeki aldığı rollerde şu ortak özellikleri görürdünüz:

* Muhakkak iyi insan rolündedir. O tek başına bütün kötülüklere ve kötülere meydan okur, hepsini yere sererdi. Kazanan daima iyilik olurdu.

* Dosttur, dürüsttür. Vatan düşmanlarının, uyuşturucu baronlarının, terörist ve hainlerin peşindedir. Her zaman halktan ve haktan yanadır. Yolsuzlara, rüşvetçilere, karaborsacılara, hırsızlara, eşkıya ve kaçakçılara karşıdır.

* Çünkü o tek başına bütün kötülüklere ve kötülere meydan okuyor, hepsini yere seriyordu.

* Onda kalleşlik, ikiyüzlülük yoktur. Düşman bile olsa kimseyi arkadan vurmazdı. Omuzuna vurur veya 'bu tarafa bak' diye seslenir, o 'lanet' kişi yüzünü ne oluyor diye çevirince yumruğunu indirirdi. 'Bir Türk güvenilir kişidir, arkadan vurmaz' sözünü zihinlere yerleştirirdi.

* Filmlerinde, Türk insanının değerlerini alçak gönüllüğünü, yardımlaşmasını, dayanışmasını, komşuluk ve mahalli ilişkilerini karakter oyuncuları ile çok iyi canlandırırdı. Bunun için bilhassa onun oynadığı filmler toplumumuzda o zaman Türk insanında var olan değerleri canlı tutardı. Maddi-manevi hem düşünsel hem duygusal o değerler izleyicide bir birleşme oluştururdu.

*Oynadığı filmlerinde eşcinsel veya kadın rolüne kesinlikle çıkmazdı.

*Bir diğer özelliği ise komik roller almazdı. Hele küfürle, alay ve aşağılamalarla güldürmeye çalışan iğrenç filmlerde onu göremezdiniz. Zaten onunla yapılan bir röportajda reddettiği roller sorulunca; "Genelde 'Hayır' demez oyuncu. Bir teklif gelince zaten başlar hayal kurmaya, o kişiyi düşünmeye. Ama mesela Recep İvedik rolünü dünyayı versen oynamazdım. Ya da bir eşcinseli, bir kadını oynamam. Yaptığın işin sana yakışması lazım. Biz Anadolu çocuğuyuz." demişti.

* Filmlerinde alkol kullandığı, hatta alkolik olduğu rolleri vardı. Ancak alkolün kötü bir şey olduğunu muhakkak hissettirir, bazen kuvvetle zararlı olduğunu vurgular; ders ve ibret alırdınız.

* O'nun filmlerinde kesinlikle inancımıza düşman, dinimizi aşağılayan sahneler bulamazdınız. Cüneyt Arkın samimi bir Müslüman ve yurtseverdir.

Yeşilaycı olarak Cüneyt Arkın

Onunla tekrar karşılaşmamız 2000'li yıllarda Yeşilay Genel Başkan Yardımcısı olarak kurduğumuz irtibat ile oldu. Prof. Dr. İbrahim Balcıoğlu ile düzenlediğimiz ve Taksim The Marmara Oteli'nde gerçekleştirilen Alkol ve Madde Kongresi'nin baş davetlisi idi ve çok güzel, oldukça ilgi gören bir konuşma yapmıştı. Beni tanımış, "Halen Bakırköy'de misin?" diye sormuştu. Kendisine o zaman Bezmialem Vakıf Gureba Hastanesi'nin psikiyatri bölüm başkanı olduğumu söylemiştim.

Cüneyt Arkın alkolden çok çekmişti. Samimi itirafında aynen şöyle diyordu: "Yüzlerce kaleyi fethettim, binlerce orduyu bozdum, binlerce askeri yendim ama ona (alkole) yenildim!"

Yılların usta sanatçısı bu yüzden alkolden sorunlu olanlara yardım ve alkolden genç nesli korumak için Yeşilay'ın "Madde Bağımlılığı" konusunda yaptığı mücadelede etkin görevler aldı. Konferans ve görüşmelerinde, daha önce alkolün zararlarını bizzat yaşamış bir hekim olarak; gençlere, çocuklara ve özellikle ailelere bu konuda uyarıcı ve bilgilendirici sunumlar yaptı.

Öyle ki Arkın, "Biz Anadolu'yu karış karış dolaştık. 15 yıla yakın bir süre konferans ve seminerlerimiz devam etti. Gittiğimiz yerlerde stadyumlara toplanan insan sayısı 5-6 bini geçiyordu. O çalışmaların müspet sonuçlarını hep birlikte gördük. Yeşilay ülkemizin en köklü kurumudur. Bu kurumda gönül elçisi olarak yer almak ve katkıda bulunmak benim için de kutsal bir görevdir" diyordu.

Özellikle gençleri alkol ve uyuşturucudan uzak tutmanın önemini anlatıyordu. Yeşilay Kurumu yetkilileriyle programa katılan Arkın, bir dönem kendisinin de alkol sorunu yaşadığını söylüyor ve genel olarak gençler arasında artan alkol ve uyuşturucu sorununun büyümesine dikkat çekiyordu.

"Benim bir başarım o oldu. 20 küsur hatta şimdi 30'a yakın alkol ve uyuşturucu ile mücadele derneği kurdu gençler. Yani gençler bu işe katılıyor" diyordu.

Arkın, bir ara rahatsızlandı. Ancak bu sırada bile konferanslarından söz ediyordu. Yıllarca insanlara sağlıklı yaşama kültürünü anlatmaya çalıştığını belirtiyor ve şöyle diyordu:

"Alkol olan evde huzur olmaz, mutluluk olmaz. İnşallah en kısa zamanda iyileşip çıktığımda bu hizmetlerime kaldığım yerden devam etmek isterim. Gençliğimiz elden gidiyor."

Bu konuda bir asırdan beri çalışan Yeşilay'a destek olmanın aklı başında olan herkesin özellikle de devletin görevi olduğunu ifade ediyordu.

SİGARA ATI BİLE BAYILTIR

Cüneyt Arkın, bir konferansında, film çekimleri sırasında yaşadıkları ibretli olayları anlatmıştı. Sigaranın ne denli zararlı olduğunu film çekimleri sırasında gördüğünü kaydeden Arkın, şöyle konuşmuştu:

''Malkoçoğlu filminin çekimleri esnasında atın baygın durması gerekiyordu. Bunun için veteriner hekim geldi ve en güçlü narkozu yaptı. Buna rağmen at bayılmadı. Çekimler esnasında bir yaşlı adam geldi ve bana 'Malkoçoğlu, atı ben bayıltabilir miyim?' dedi. Sonra elindeki sigarayı birkaç defa ıslattı ve elde ettiği suyu veteriner hekime verdi. Veteriner hekim tarafından enjekte edilen sigara suyu atı bayılttı. Ben orada gördüm sigaranın ne kadar zararlı olduğunu.''

YEŞİLAY'A DESTEĞİ

Şehir şehir dolaşarak verdiği konferansları için şunları söylüyordu:

"Geziyoruz, gençlerle tanışıyoruz. Birbirimizi tanımak anlamında bilgilerimizi aktarıyoruz. Mesela bizim buraya gelmemizin önemli bir amacı da burada şehirde Yeşilay şubesi kurmak istiyoruz. Bunun için hem basından hem de yetkililerden yardım istiyoruz. Buna halk da dâhil olmak şartıyla. Bunu sizin aracılığınızla duyurursak çok mutlu olurum.

Yeşilay güçleniyor dedik. Elbette güçleniyor. Yeşilay'ın güçlenmesi için diğer sivil toplum kuruluşlarının, belediyelerin ve özellikle milletimizin bize destek vermesi gerekir. Alkol, sigara ve madde bağımlılığı gibi zararlı alışkanlıklar gittikçe yaygınlaşıyor ama ne mutlu bize ki, hala kullanmayanların sayısı kullananlardan çok daha fazla. Ama yaygınlaşma hızına baktığımız zaman çok çabuk yayıldığını görüyoruz. Başta aileler olmak üzere bu yüzden hepimizin bir şekilde bilgilendirilmesi, bilinçlendirilmesi bu konuya sahip çıkması lazım. Tüm insanları hepinizi Yeşilay'a destek olmaya çağırıyoruz?"

CÜNEYT ARKIN'IN ANNE - BABALARA UYARI VE TAVSİYELERİ

"Anne babalara şunları söylemek isterim" diyordu:

"Çocuklarınıza en iyi eğitimi verin. İyi bir eğitim alan genç kendini uyuşturucu, alkol ve sigaranın zararlarından korur. Gençleri alkol ve uyuşturucudan korumada en büyük görev anne ve babalara düşüyor. Benim oğlum kullanmaz düşüncesi çok yanlış. Çocuğunuz adımını evden dışarı attığı andan itibaren ne yaptığını bilmek zorundasınız. İki çocuk büyüttüm, eve geldiklerinde kokluyordum. Alkolün yenemediği hiçbir beden yoktur. Bir arkadaşınız, size 'Bir kadehten bir şey olmaz' diyorsa, o aslında sizin arkadaşınız değildir. O bir bardak bira belki de hayatınıza mal olabilir. Alkolün yenemediği hiçbir beden yoktur. Uyuşturucu öldürüyor, alkol ise süründüre süründüre öldürüyor. Alkol öylesine gizli, sinsi bir düşmandır. Bir yudum alkol 400 beyin hücresini öldürüyor.

Yoğun çalışma temposu nedeniyle 40 yaşlarımda bende uykusuzluk başladı. Önce bir kadeh alırsam uyuyabilirim diye düşündüm. Ama bu kadehler daha sonra arttı. İçmeye devam etseydim, bugün ya akıl hastanesinde ya da mezardaydım."

GENÇLER İÇİN NE DİYORDU?

"80'li yıllar kötü bir dönemdi Türkiye için. Göçler, sosyo-kültürel yapımızı altüst etmiştir. Birde batıya bütünleşmek meselesi, devlet adamlarınca bir takım çirkin söylemler gibi ahlaki değerlerde de bir şeyler oldu. Türk sinemasının en kötü olduğu odur. Seks ve arabesk konulu filmler çekilmiştir o dönemde. Bir milletin bölüp parçalamak için önce dilini elinden alıp sonra kültürünü yozlaştıran Avrupa ülkeleri ve ABD, artık savaşları topla tüfekle yapmıyor. O ülkenin geleceği gençlerin kafalarını karıştırıp medyayı da yönlendirerek ülkenin aydınları olarak bilinen üniversite profesörlerine yalan söyletiyorlar. Sözüm ona bu profesörler halkı kandırıp yalan söyleyerek yabancı kökenli büyük firmaların para ile danışmanlığı yapıyorlar. Bugün üniversiteyi bitirip işsiz gezen gençlerimizle uğraşacağına, kaynana gibi programlarla halkı uyutuyor, gençliğin sorunlarına bir ailede sevgi, şefkat çocuklarına karşı ilgi varsa o gençler uyuşturucuya bulaşmayıp alkol kullanmıyor. Hatta sigaraya bile yan gözle bakmıyor. Onun için ailelerin çocuklarının kiminle arkadaşlık yaptığına çok iyi bakmaları gerekiyor.

Uyuşturucuya, sigaraya ve alkole başlamada yüzde 95 etken arkadaş ortamıdır. Çocuklarınız kuş gibi. Fazla sıkarsanız ölür, serbest bırakırsanız uçar gider. Alkol batağına düşen gençleri gördükçe yüreğim sızlıyor. Bugün Türk gençliğini zenginlik, şöhret, kolay yoldan para kazanma, milli ve manevi değerlere saygıdan mahrum etme politikası uygulayan yabancılar uygulamalarında başarıya ulaşmak üzereler.

Ancak bu kadar baskıya rağmen pırıl pırıl bir gençlik yetişiyor. Onları koruyan atalarından gelen genler. Yani DNA'ları. Tarihini bilmeyen gençler kim olduğunu nerden geldiğini bilmeden ortada kalıyorlar. Tarihinden dilinden uzaklaştırılan gençlerin kültürsüzleştirip ulusal bilinci de elinden alınınca ortaya marka düşkünü, jöleli saçlı, umursamaz saygısız duyarsız acımasız bir gençlik çıkacak. Bu ülkemizde yavaş yavaş yaşanmaya başladı. Bugün İstanbul'da Türkçe tabelalar kaç tane kaldı soruyorum size?"

BAZI SÖZLERİ

"Dünyada Türk milleti kadar tarihi birikimi olan başka bir millet yok. Bunları bilir, özümserseniz, milliyetçi olmanız zaten kaçınılmazdır."

"Biz gençlerimize tarih bilincini aşılayamadık, veremedik. Tarih bilinci olan bir genç kendini bilir. Amerikan tıraşı olmaz, Amerikan küpeleri takmaz."

"Ölüm tabii ki gerçek, Allah'ın takdiri ama hiç konduramıyorum. Ne kendime ne de eşime. Sanki hep beraber böyle dünyanın sonuna kadar, dünya bitse bile beraber yaşayacakmışız gibi geliyor bana."

"Çok olana sahip olmanın hırsından kurtulmuş, hür, Allah'ın verdiği nimetler hazinesinin güzelliklerinin, zenginliklerinin bir lokma ekmekte var olduğunu fark ederek, onu minnet ve şükranla çiğnemek bir yaşama sanatıdır."

"Hep 'Tek kurtuluş, İslamdadır' düşüncesini dile getiriyorum. Çoğu kez, kolay yoldan, burnunun dikine gitmeye alışmış, her yeni düşünceyi açıp, araştırma zahmetine katlanmak istemeyen, kaba sol ve kulaktan dolma enteller tarafından, mantığa dayanmayan, mahkûm edici eleştiriler alıyorum."

Türk Sineması'nın bu zirve oyuncusuna, bilge kişisine Allah'tan rahmet diliyoruz. Mekânı cennet olsun.

Yazımı Sayın Cumhurbaşkanımızın bu husustaki paylaşımı ile bitirmek istiyorum:

"Türk sinemasının usta aktörü, sanatıyla, duruşuyla, karakteriyle hepimize örnek olan büyük sanatçı Cüneyt Arkın'ın vefatını büyük bir üzüntüyle öğrendim.

Sayın Arkın'a Allah'tan rahmet diliyorum. Ailesinin, sevenlerinin, sinema camiamızın ve milletimizin başı sağ olsun."

Prof. Dr. Sefa Saygılı

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2022 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN