Arama

‘Keşke olsaydım’

‘Keşke İsrail askeri olsaydım’

'Keşke ben bir İsrail askeri olsaydım' ifadesi tanınmış 'e ait. El Vatan gazetesinde yazıyor. Okurlarından büyük çoğunluğuna göre . Arap ismi ve kisvesinde savunuyor. 'Keşke ben bir olsaydım' ifadesini Gilad Şalit isimli askerin kaybolması veya Hamas'ın eline geçmesi üzerine söylediğini ifade ediyor. İsrail'in hakkında hummalı bir araştırma yapması gıptasını çekmiş ve bunun üzerine anılan sözlerini dile getirmiş. Sözlerini, tepkileri dindirmek, hafifletmek için İsrail devletinin kayıp askerine olan ilgisine bağlasa da özrü kabahatinden büyük. Zira esasında İsrail'in Gilat Şalit'in hayatına verdiği önem, insan hayatına verdiği önemden ziyade kendi beni cinsine önem vermesinden kaynaklanıyor. Buna milli bencillik de denebilir. Ömer Faruk Harman hocanın da temas ettiği gibi, vahye sadakat üzerinden Museviliğin orjinalini İslam barındırıyor, temsil ediyor. Peygamberler kan bağıyla değil inanç bağıyla hareket ederler. Bu anlamda Kur'an haksız yere bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürmüş kuralını vaz ederken, koyarken Kitab-ı Mukaddes ve Eski Atik'in modern versiyonu bunu 'bir Yahudiyi öldüren bütün insanlığı öldürmüş gibi olur' şekline sokmuştur. Onlar hayatı takdis ederken aslında dünyayı takdis ediyorlar. Kur'an da onlar açısından bunu teyit ediyor. Müslümanların ölüm kültürüne sahip olduklarını kendilerinin ise hayat kültürüne bağlı olduklarını söylemiştir. Müslümanları ölüm kültürüne mal etmek pek doğru değil, doğrusu ahiret yurdu ile yani öteki dünya ile barışık olmalarıdır. Kur'an onları tekzip mahiyetinde 'cennet size halis/mahsus ise niye kendisini öldürerek kısa yoldan amacınıza, cennete ulaşmıyorsunuz ?' diye tutarlılığa davet ediyor. Keza başka bir ayette Yahudilerin yaşam üzerine çok haris olduklarını ( ahresunnasi ala hayatin) haber verir.

Günümüzde İsrail'in kendisi, dostları ve hamileri; cümlesi fütursuzca yani hiç çekinmeden kendilerini açık ediyorlar. Herkesten daha gür sesle, yüksek sesle konuşuyorlar. Yanlışı doğru kadar cesaretle savunuyorlar.

Bu cümleden olmak üzere Kuveytli yazar Abdullah Hedlek, İsrail'in hükümran ve yasal bir devlet olduğunu ve dünyada demokrasi ve insan haklarına değer veren, saygılı olan ülkelerin desteğini aldığını ileri sürmüştür. Bir Müslüman olarak İsrail'i tanıdığını, İslam veya Arapçılık nokta-i nazarından buna hiçbir mani/engel olmadığını söylemiştir. Zaten İslam'ın da bu toprakları onlara bahşettiğini söylemektedir (https://www.mwso3h.net/695666 ). Sisi'yi unutarak İsrail'i sadece gibi zorba ülkelerin tanımadığını ileri sürmüştür. Bununla birlikte, bizlere İsrail'in sınırlarını tayin etmediğini ve İsrail'in bu hakkının nerede başlayıp nerede bittiğini söylemiyor. de bu İsrail'e verilen tarihi topraklar arasında mı? Ayrıca bu toprakların Yahudilere ait olduğu kabul edilince Filistinlilerin durumu ne olacak? Bu anlayışa göre tehcirleri reva mıdır? Nitekim El Cezire'de Ters Açı programında (12.12.2017, saat 22:00) İslam alimlerinden Muhammed Said Kuki ile tartışmaya katılan İsrailli oryantalist , El Hac Emin el Hüseyni'nin bile bu toprakların yani Harem-i Şerif'in eski sahiplerinin Yahudiler olduğunu teyit ettiğini iddia etmektedir. Halbuki, İsrail'in yaptığı arkeolojik çalışmalarda, kazılarda bunu ispat edecek bir veri elde edilememiştir. Tam aksine Muhammed Said Kuki'ye göre, yapılan araştırmalar üzerinden buradaki kültürel mirasa dair izlerin yüzde 80'inin Müslümanlara yüzde 18'inin Hıristiyanlara ve yüzde 2'sinin ise Finikelilere ait olduğu tespit edildiğine dikkat çekmiştir. İsrail'in tarihte iki defa büyükleneceği Kur'an tarafından ortaya konulmaktadır. Bu büyüklenmelerden birisi Siyonizm dönemine tekabül etmektedir. Büyüklenen tabir caizse horozlananlar sadece Siyonistler değil aynı zamanda Abdullah Hedlek gibi içimizde onları dinleyenler (judaizerler) aynı cüretle ve cesaretle konuşmaktadırlar.

*

Abdullah Hedlek Kur'an'da geçmişe yönelik atıfları İsrail lehine yorumlamaktadır. 'in ayetlerini bütünlüğü içinde değerlendirmemektedir. Abdullah Hedlek tezini savunmak için Maide Suresinin 21'inci ayetini delil olarak ileri sürüyor. Ayetin nakline göre Hazreti Musa şöyle diyor: "Ey kavmim! Allah'ın size yazdığı kutsal toprağa girin. Sakın ardınıza dönmeyin. Yoksa ziyana uğrayanlar olursunuz." Burada Mısır'dan huruç ile birlikte Hazreti Musa dönemine ait bir gerçek ifade ediliyor. Bununla birlikte Hazreti İsa ve İslamiyet ile birlikte eski statü değişiyor. Abdullah Hedlek gibiler tarihi veya statüyü güncellemek yerine arkaik statü üzerinden Yahudi işgaline meşruiyet üretiyorlar. Tarih üzerinden günümüzün gerçeklerini tersyüz ediyorlar. Anakronik bir tablo ortaya koyuyorlar. Kesinlikle İsrail veya Yahudilerin buradaki varlığını meşru sayıyor ve Filistinlileri yerlerinden yurtlarından ettikleri için onları gaspçı ve işgalci olarak görmüyor. Bu durumda gerçek işgalci olarak Filistinliler, toprağın eski sahipleri tarafından kovuluyorlar, atılıyorlar. Ona göre mesele bu kadar basit!

Abdullah Hedlek, Filistin yurduna veya Filistinliler adında bir topluluğa inanmıyor. Onların eski adlarıyla Kenanlılar, Amalika ve Cebabire olduklarını ileri sürüyor. Bunlar İsrail tezlerine ve siyasi amaçlarına tam uygunluk arz ediyor. Bunlar güncel İsrailiyat olarak da ifade edilebilir. Nitekim, Faysal Kasım'ın Ters Açı programında Müslümanlara hakaret ederek (ahmakla sürüsü diyen) büyüklenme döneminde olduklarını hali etvarıyla gösteren İsrailli oryantalist Mordechai Kedar da aynısını söylüyor (http://www.aljazeera.net/programs/opposite-direction/2017/12/8) . Dolayısıyla Kuveyt'ten yayın yapan er-Rey Kanalında konuşan Arap Siyonist Abdullah Hedlek ile Yahudi oryantalist Mordechai Ketdar aynı dilden konuşuyor aynı değerleri ve vizyonu paylaşıyorlar. Birbirlerini tamamlıyorlar. Daha doğrusu Bar-İlan Üniversitesi hocalarından Yahudi oryantalist Mordechai Kedar, Arap çömezi Abdullah Hedlek'in geride bıraktığı teorik boşlukları maharetle dolduruyor, tamamlıyor. Vakidi gibilerinden hareketle, Mescid-i Aksa'nın Mescid-i Edna (Yakın Mescid) olan Kabe-i Muazzama'nın karşılığı olarak Cirane'de olduğunu lakin Abdullah İbni Zübeyr ayaklanması sonucu Emevilerin Mescid-i Aksa'yı veya anlayışını Kudüs'e çektiklerini, taşıdıklarını ileri sürmüştür. Halbuki, Vakidi muhaddislerin çoğunluğuna göre güvenilmez ve yalancı, kıssacı biridir. Yani İsrailiyatçıdır. Bugün de Kedar gibi oryantalistler ehli tahkik ve ehli vukuf olmayan İsrailiyatçı Vakidi'nin eteğine tutunuyorlar. Oryantalistler Emevilerin haccı buraya almak istediklerini ileri sürüyorlar. Halbuki, haccın makamı ve menasıki bellidir kimse yerini değiştiremez. Bunlar delilerin bile tenezzül etmeyeceği saçmalıklar.

Abdullah Hedlek hem dini hem de siyasi olarak Yahudilerin hakkını teslim ettikten sonra İsrailli oryantalist de 'şıracının şahidi bozacı' misali Müslümanların Kudüs veya ile dini bir bağlantılarının olmadığı ve Kudüs'teki Aksa'nın düzmece olduğu sonucuna varmıştır! Bir Yahudi oryantalist Müslümanların müftüsü kesilmiştir! Bu esasında Ignaz Goldziher adlı Macar asıllı Yahudi oryantalistin mavallarından başka bir şey değildir. Abdullah Hedlek timsali kimileri de bu mavalları benimseyerek ağızlarında sakız gibi çiğniyorlar. Onlardan birisi de Yaşar Nuri Öztürk gibilerinin referans kaynaklarından olan Mahmut Ebu Reyye'dir. Adva Ale's Sünneti'l Muhammediye adlı eserinde açıkça Şam'la ilgili hadislerin uydurması olduğunu ileri sürmüştür. Mahmut Ebu Reyye Mescid-i Aksa'nın veya Şam'la ilgili hadislerin Kabu'l Ahbar uydurması veya İsrailiyat kaynaklı olduğunu söylerken hakikatte yeni İsrailiyat üretmeye katkı sunmuştur. İsrailiyat adına İslami inançları inkar ve tezyif ederken Yahudilerin yeni İsrailiyat üretmelerine katkı sunmaktadır.

Tam aksine, Yahudi Oryantalist Mordechai Kedar kendilerinin otantik anlayış üzerine olduklarını İslamiyetin ise çalıntı bir din ve İsrailiyat kümesi bütünü olduğunu ileri sürmüştür. Mordechai Kedar kendilerinin hak İslamiyetin ise batıl/uydurma bir din olduğunu ve Mekke müşriklerinin dediği ve Kur'an-ı Kerim'i 11 defa zikrettiği gibi Kur'an-ı Kerim metinlerinin öncekilerin uydurma ve efsanelerinden derlenmiş olduğunu ve bu uydurmaları Kur'an-ı Kerim'in Yahudi ve Hıristiyanlara ait hikayelerden devşirdiğini ileri sürmüştür. Esasında Yahudi müsteşrik Kedar bu sözleriyle kısmen de olsa İslam'a Pers hurafelerinin bir bütünü olarak bakan ve itham eden Nadr b. Haris'i hatırlatmaktadır.

Vahiyden koparak, uzaklaşarak hurafelerden kendilerine dayanak yapan ve hurafelerin oluşturduğu İsrailiyatın kaynağı olan bir zümre bu halleriyle İslamiyete sataşıyorlar, kendi kusurlarını ona mal ediyorlar. Kendi haltlarını İslamiyete yamıyorlar.

Sıfat üzerinden gidersek bugünün Amâlikası Yahudiler, Hz. Davud'un varisleri ise Filistinlilerdir. Nitekim, dinler tarihi hocası ve konunun uzmanlarından olan Ömer Faruk Harman hoca Teke Tek programında Davud'un elindeki sapanın günümüzde Filistinlilerin eline geçtiğini, aralarında dolaştığını söylemiştir. Ayinesi iştir kişinin lafına bakılmaz!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2019 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN