Arama

Masum tabanın menhus tavanı

Masum tabanın menhus tavanı

bir konuşmasında Arap kamuoyunun ve halklarının barışın önündeki en büyük engeli teşkil ettiklerini söylemiştir. Tabii ki, utanmadan. Demokrasiyle övünen Arapların demokratik haklarını hiçe sayıyor, açılımını kıskanıyor. İradelerine de saygısızlık ediyor. çerçevesinde önce demokrasi havarisi kesildikten veya tellallığı yaptıktan 18 ay sonra yeniden 'ye gelişinde gibi konuşmuştur: İstikrara geri döndük. Buradan da anlaşılıyor ki halklar istikrarsızlık unsuru! Öyleyse yaşasın zorbalar ve müstebitler! İsrail kendisi için demokrat. Araplar için istibdadı yeğliyor. Batılılar gibi. İsrail'de demokrasinin işlevsel bir rolü var. Olmasa 104 veya 110 ülkeden gelen Yahudileri nasıl aynı potada kaynaştıracaklar? İmkansız. Netanyahu'nun cümlelerinin mefhumu muhalifinden çıkardığımız sonuç şudur: Arap liderleri ve diktatörleri barış için vazgeçilmezler ve de can atıyorlar! Burada barışın yerine İsrail'i kabullenmeyi koyarsak sözlerini tashih etmiş oluruz. Aynı zamanda, sonrasında Arap rejimleri için doğru bir tanı ve teşhis koymuş oluruz. Koltukları karşılığında daima İsrail'i zımni de olsa tanımayı itiyat edinmişlerdir. Zaten halklarından korkmasalar aleni olarak İsrail'i tanıyacaklardı. Sedat bunu yaparak sonunu hazırlamıştır. Koltuklarını tehdit eden İsrail değildir. Şimdiye kadar İsrail hiçbir Arap rejimini koltuğundan alaşağı etmemiştir. Bilakis bütün Arap rejimleri İsrail bahanesiyle ayakta kalmaktadır. Beşşar ve tipik örnektir. Dolayısıyla kurulu Arap rejimlerini tehdit eden yegane unsur halklardır. Bu durumda iki tarafın da düşmanı olan (İsrail'e göre dış Arap rejimlerine göre iç düşman) halklara karşı ittifak kurmak gerekir. demokrasi diyen İsrail ile diktatörlük diyen Arap rejimlerinin buluşmasına ve ortaklığına sahne olmuştur.

*

Netanyahu barış derken aslında Filistinlilerle anlaşmayı değil İsrail'i karşılıksız kabullenmeyi kastediyor. Barışın ederi, toprak karşılığı barış değil halklara karşı ortak tutumdur. İsrail'in desteğini almaktır. Nereden mi biliyoruz? dönemi Dışişleri Bakanı sızdırılan bir konuşmasında İsrail ve Netanyahu'nun Filistinlilerle barış istemediğini söylemiştir. (http://www.arabi21.com/story/1051224). John Kerry Netanyahu'nun hilafına barışı doğru bağlamda kullanıyor. İsrail'in çıkarlarını İsrail'den daha fazla düşünen Arap rejimleri varken varsın Filistinliler biraz daha dert ve tasa çeksinler hatta Moşe Dayan'ın 1967 yılında Gazzeliler için temenni ettiği gibi varsınlar denize dökülsünler. Deniz alsın onları, yutsun ve bir daha görünmesinler! Zımni olarak İsrail'i tanıyan ve kabullenen Arap rejimleri varken ne diye İsrail kazanımlarından vazgeçsin, kârdan zarar etsin? Bu akıl kârı mı? Gelinen süreç gösterdi ki, Arap rejimleriyle İsrail arasında iki ortaklık alanı oluşmuş. Arap halklarına karşı siper olmak ve düşmanlığı. Turnusol kağıdı gibi olan Arap Baharı deneyiminden sonra İsrail düşmanlığının yerini halk düşmanlığı ve Filistin düşmanlığı almıştır. Veya bunlar aleniyete dökülmüştür. Saklısı gizlisi kalmamıştır.

Netanyahu bir başka konuşmasında ise Arap rejimleriyle gayet dostane ve faydalı ilişkiler yürüttüklerini söylemektedir. Mahiyetini anlatmasa da kastettiği malum. İsrail'in kurucu atalarından 'un ölümünün 44'üncü yıldönümünde yaptığı değerlendirmede Ben Gurion'un bu tablo karşısında mezarında rahat uyuduğunu ima etmektedir. Yine 'lılar gibi alışkanlıktan olsa gerek barış ortamının ve marjının giderek arttığına vurgu yapmaktadır. Barıştan kastı elbette bedel ödemek değil Filistinlilere bedel ödetmektir. Nitekim, bir biçimde - ve üçlüsünün iradesine ram olmak zorunda kalmıştır.

*

rejimleri ise 'in tabiriyle İsrail etrafında tavaf etmekte veya hervele yapmaktadır. Abdussettar Kasım'ın ifadesiyle Haremeyn'e tahakküm etmesi, petrol gelirleri ve İsrail dostluğu/ İran düşmanlığı gergefinde sadece Arap dünyasının değil İslam dünyasının da lideri olmayı düşlüyor. Ama bedelini ödemeden. Bu bedel İslam dünyasının meselelerini satmak değil sahip çıkmaktır. Oysa ki, Arap Baharı sonrası Arap rejimleri Osmanlı döneminin son faslını yaşıyorlar. 1909 yılında Hareket Ordusu Selanik'ten İstanbul'a geldiğinde İstanbul'daki İngiliz Elçiliğinden iki diplomat Londra'daki üstlerine şöyle bir mesaj geçerler: İstanbul, Selanik'in dolayısıyla Yahudilerin eline geçti. Osmanlı İmparatorluğu'nun bu hareketle Yahudilerin eline geçtiğini yazmışlardır. Londra'nın buna tepkisinin ne olduğunu bilmiyoruz. Bir yıl sonra ise Reşid Rıza (1810) İstanbul'dadır ve Kahire'de çıkardığı Menar dergisine bir yazı postalamıştır. Bu yazısında İttihat ve Terakki zümresinin içine sızmış olan dönmelerin ipleri ele geçirdiklerini yazar ve 10 yıla kalmadan Filistin'de bir /İsrail devletinin kurulacağını öngörür. İsrail devleti onun verdiği tarihten sonra kurulmuştur lakin Reşid Rıza tehlikeyi sezmiştir.

*

Şimdi İsrail Arap halklarına karşı rejimlerin cephesindedir. Onun ötesinde terörle mücadelede iki taraf arasında bir ortaklık teessüs etmiştir. Bu önce idi ardından yeniden İran-Hizbullah ekseni haline gelmiştir. Rusya ve ABD gibi büyük devletler de küçüklerin korkularıyla oynuyorlar. Terörü üreten kendileri. Zira terörü kullanmak için üretmişlerdir. Bu nedenle IŞİD'i bitirenler Hizbullah'a ses çıkarmıyorlar. Ya da ciddi değiller ve tehlikeyi şantaj için zamana ve mekana yayıyorlar.

Satır başlarıyla Arap rejimleriyle İsrail arasındaki flörte temas edebiliriz. Filistinli yazar Abdussettar Kasım mevcut Arap rejimlerini 'Arap Siyonistler' olarak tanımlıyor ve bunların Arapları yönetme kapasitelerinin olmadığını ifade etmektedir. Tavan tabandan kopuktur veya Necip Fazıl'ın ifadesiyle masum tabanın menhus tavanı söz konusudur. Katarlı Yazar Muhammed Salih Müsfir ise Siyonistlerin yeniden Medine'ye ulaşma düşlerinin gerçekleştiğini söylemektedir. Zira Muhammed Selman ile bağlantılı olarak Ben Tzion isimli Siyonist Peygamber Mescidinde aleni çekimler yapmış ve bunu sosyal medya üzerinden paylaşmıştır. Bu yüzden de Siyonistlerin ağızları kulaklarına varmıştır. Karadavi'nin Yardımcısı Ali Karadaği bunun üzerine nerede 'Suud uleması?' diye çıkışmış, seslenmişti ardından Katar'a ambargo uygulayan ülkeler Dünya Müslüman Alimler Birliğini terör listesine almışlardır!

BAE'li General Abdullah Muhammed Haşimi Muhammed Bin Zayed'e tapındığını saklamazken İsrail ile kardeş gibi olduklarını ve kendilerinden ona bir zarar ilişmeyeceğini söylemiştir.

İsrailli yazar Zvi Bar'el, Haaretz gazetesindeki makalesinde 'Israel has no better ally than Saudi Arabia' ibaresi kullanan bir makale kaleme almıştır (Saudi Arabia: Israel's Dram State, 20 Kasım 2017, Haaretz). Yani 'İsrail'in Suudi Arabistan'dan daha iyi, öte müttefiki yok' demektedir. Hal böyle olmasına rağmen Suudi Arabistan dostları gözlere perde çekmeye çalışıyor. Sözgelimi BAE'nin dış ilişkilerden sorumlu Bakanı Enver Kerkaş bu noktadan Suudi Arabistan'ı eleştirenleri bühtanda bulunmak ve yakıştırma yapmakla suçluyor. Halbuki Suud basınında artık İsrail yandaşlığı serbest ama karşı çıkmak risk almaktır.

Suud rejimine yakın Osman El Umeyrıni yönettiği Elaph adlı elektrıonik haber sitesi İsrail'in Araplara yönelik kanalı olmuştur. Elaph İsrail'in Arap dünyasına açılan propaganda kanalıdır, zımni hatta alenen İsrail'in sözcülüğünü yapmaktadır. Elaph sitesi İsrail Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot ile mülakat yapmış ve sitede yayınlamıştır. Gadi Eisenkot bir konuşmasında Washington'da Suudlu bir generali dinlerken sanki kürsüde kendisinin konuştuğunu hissettiğini ifade etmiştir. Artık duygudaşlıkta da ilerleme söz konusu.

Durum bundan ibaret. İttihat ve Terakki Siyonizme Truva Atı olmuş ve çok kısa sürede ise tarih sahnesinden silinmiştir. Arapların yeni yetmeleri de şimdi aynısını yapıyorlar. Belki de ömürleri bu nedenle Abdullah Fehd Nefisi'nin ifadesiyle İsrail'den kısa olabilir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2020 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN