İsmail Güleç
19 Eylül 2026
İsmail Güleç
Mecnûn’um Leylâ’mı gördüm
Tüm Yazıları

Mecnûn’um Leylâ’mı gördüm

Âşık Veysel'in Âşık Ali İzzet'e ait olduğunu söylediği ancak İğdecikli Âşık Veli'ye ait olduğu söylenen çok güzel bir türkü var. Âşık Veysel'in sesinden dinlediğimiz için onunla özdeşleşen türkü başından sonuna bir âşığın nasıl âşık olduğunu ve bu aşkın neticesinde hissettiklerini ve yaşadıklarını anlatır.

Türkünün sözlerini hatırlatayım:

Mecnun'um Leyla'mı gördüm
Bir kerecik baktı geçti
Ne sordum ne de söyledi
Kaşlarını yıktı geçti

Soramadım bir çift sözü
Ay mıydı gün müydü yüzü
Sandım ki Zühre yıldızı
Şavkı beni yaktı geçti

Ateşinden duramadım
Ben bu sırra eremedim
Seher vakti göremedim
Yıldız gibi aktı geçti

Bilmem hangi burç yıldızı
Bu dertler yaralar bizi
Gamze okun bazı bazı
Yar sineme çaktı geçti

Veli'm eydür ne hikmet iş
Uyumadım ki diyem düş
Zülfünü kement eylemiş
Yar boynuma taktı geçti

Mecazî aşk dediğimiz bu haller her insanın hayatında bir kez de olsa yaşaması gereken haller olduğunu düşünenlerdenim. Böyle düşünmemin ise birkaç nedeni var. Her şeyden önce mecazlar hakikate götüren köprülerdir, onlarla hakikata erişiriz. Aşk-ı hakîkîye erişmek istiyorsak önce bu mecazî aşk köprüsünden geçmeliyiz. Köprüye ihtiyaç duymadan geçenler de olmuştur ancak onlar Allah'ın kendisine cezbettiği meczup kullarıdır. O, başka bir konu olduğu için geçelim.

Böyle düşünmemin bir diğer nedeni âşık olmanın insana, insan olmayı öğretmesidir. Sevmeyi bilmeyen insan olamaz. Âşık olmakla kişinin nefsine hoş gelen para ve eşya gibi şeylere bağlılığından bahsetmediğimi anlamışsınızdır. Mutlak ve saf sevgiyi kastediyorum. Çünkü sevgi ile birlikte sevinç, mutluluk, güven, ümit gibi güzel duyguların yanı sıra hüzün, hasret, ümitsizlik, korku gibi duyguları bir arada yaşarız. Dünyanın ne olduğunu öğreniriz.

Türkünün sözlerinde dikkatinizi çekmek istediğim bir husus daha var. Katıksız saf aşkın katıksız ve saf bir Türkçe ile terennüm edilmesidir. Dünyanın en güzel duygusu Türkçenin en güzel söyleyişlerinden biri ile örtüşünce şiirin etkisi katlanarak artıyor, savunma mekanizmamızı çökerterek bizi esir alıyor ve kendi içine çekiyor.

Klasik bir şairin özenerek yazdığı bir şiirde var olan güzellikleri gördüğümüz şiirin anlamı çok açık olmakla birlikte kısaca izah etmeye çalışacağım. İzah ederken özellikle teşbih ve istiarelere dikkatinizi çekerek bir türkünün sözlerinin gücünün ve tesirinin kaynağını göstermiş olacağım.

Âşık şiirine "Mecnun'um Leyla'mı gördüm" diyerek başlar. Kendisini Mecnun'a, sevgilisini de Leyla'ya benzeterek aşkının ne kadar büyük olduğunu bize belletir ve bizi merak ettirirek dikkatimizi çeker. İki kelime ile meşhur hikayeye telmihte bulunması bize tüm hikâyeyi hatırlatır ve iki kelime ile koca hikâyeyi de anlatmış olur.

"Bir kerecik baktı geçti" mısraından sevgilinin âşığımızı gördüğü halde ona pek yüz vermediğini anlıyoruz. Bir kerecik bakmak sıradanlığa ve önemsizliğe işaret eder. Görmezden gelmek gibidir. Bir âşık için bu hal ölüm gibidir, ilgisizlik âşığı kahreder. Ayrıca sevgilinin birini kendine âşık etmek için bir kere bakmasının yeterli olduğunu da söylemiş olmaktadır.

Üçüncü mısra ikinci mısraı açıklar. "Ne sordum ne de söyledi" mısraı konuşmadıklarını ifade etmez sadece. Sevgiliye bir söz söyleme imkânı ve fırsatı bulamadığını söyler. Bunun sebebi sevgilinin yüzünü çevirip dönmesi olduğu kadar âşığın cesaret edememesidir. Bu hâl daha güzel nasıl ifade edilebilir, bilmiyorum. Söylemek cevap anlamında kullanıldığı için şair tezat yoluyla durumunu ifade ederek uzun uzun açıklama yapmaya ihtiyaç duymamaktadır.

Bir kurşun gibi ağır "Kaşlarını yıktı geçti" mısraı ile sevgilinin durumunu izah eden âşığımız aslında sevgilinin kendisi hakkında bir kanaati olduğunu da söylemiş olmaktadır. Âşık sevgili için bir yabancı değildir, kızacağı kadar yakından tanıdığı biridir. Bir âşık için sevgilinin öfkesi ve kızgınlığı sevgisi ve şefkati kadar değerlidir. Kaş yıkmak kızmak anlamında kullanılan bir deyimdir. O kadar kuvvetli bir deyim ki bize yıkılan şeyin sadece kaşlar olmadığını ve âşığın o yıkıntının altında kaldığını da hissettiriyor. Sevgili yıkmış gitmiştir, âşık ise sevgilinin yıktığı şeylerin, ilgisizlik, öfke, kızgınlığın verdiği üzüntü içinde kala kalmış, ezilmiş adeta yıkılmış, perişan olmuştur.

İkinci dörtlükte âşığımız kendisini anlatmaya başlar. Kısa bir anın uzun uzun anlatılmasıdır. "Soramadım bir çift sözü" diyen şair konuşamamaktan şikayet eder. Soramadım dediği hâl ve hatırıdır. Ancak soramadım dediği şey aynı zamanda söyleyemediği, ifade edemediği duygularıdır. Sevgiliyi görmüş olmanın verdiği şaşkınlıkla dilinin tutulması da yatar bu mısrada.

Âşığın ne kadar şaşkın olduğunu "Ay mıydı gün müydü yüzü" mısraından anlıyoruz. Sanki bilmiyormuş gibi sorarak sevgilinin güzelliğini aya ve güneşe benzeterek över ve kendisinin neden şaşırdığını anlamamızı bekler. Daha sonra ay ve güneşe benzetmek yeterli olmamış olacak ki "Sandım ki Zühre yıldızı" diyerek zühreye benzetir. Çoban yıldızı, akşam yıldızı, sabah yıldızı gibi isimleri de olan Zühre aşkın sembolüdür. Harut ile Marut'un aklını başından alacak kadar güzeldir. Âşıkların kılavuzudur, peşinden koşacakları yıldızdır. Şavkı beni yaktı geçti" diyen âşık, gördüğü güzelin melekleri bile etkileyen yüzünün parlaklığının ve güzelliğinin kendisini nasıl ve ne kadar etkilediğini ifade eder.

Üçüncü dörtlükte âşık olduktan sonraki hâlini anlatmaya başlar: "Ateşinden duramadım" derken bir âşık için en zor ve bir kadar da zevkli zamanların başladığını söyler. Ateş dediği şey içine düştüğü aşktır. Sevgilinin yüzünün güzelliği gözünün önünden gitmez, nereye baksa onu görür. Gözlerini kapatsa bile onun yüzünü görmeye devam eder. "Ben bu sırra eremedim" derken âşık olduğunun farkında olmadığını söyler. Ancak kendisi sırra ermedim diyerek sırra erdiğini de ifade etmiş olur. Eremediğini söylemesi içine düştüğü hali ifade etmek içindir.

"Seher vakti göremedim" derken âşık sabaha kadar sevgiliyi düşündüğünü ifade eder. Güneşin doğmadan önce görülen zühre yıldızını görememesi âşığın sevgiliye ulaşamadığını ifade eder. "Yıldız gibi aktı geçti" ise görememe sebebidir. Birkaç saniye içinde akan bir yıldız gibi birkaç saniye görebildiği sevgilinin yokluğunu ve o anın ne kadar kısa olduğunu söylemiş olur. "Bilmem hangi burç yıldızı" derken burçlar kuşağındaki hangi burç olduğunu bilmediğini, yakından tanıyamadığını söyler. Malum olduğu üzere her burcun kendine has özellikleri vardır ve âşığımız da bu güzelin huyunu ve özelliklerini bilmemektedir.

"Bu dertler yaralar bizi" diyen âşık dertleri bir silaha benzetmiş. "Gamze okun bazı bazı" dizesinden bu silahlardan birinin oka benzettiği bakışları olduğunu anlıyoruz. "Yar sineme çaktı geçti" mısraında sinesine hedef tahtasına, bakışlarını da o hedefe attığı oklara benzetir. Oku atmamış, eliyle götürüp adeta tahtaya saplamıştır. Sevgilinin hedefi on ikiden isabet ettirmesi şairi kendisine âşık etmesidir. Sevgilinin bir bakışı ile âşık kendisinden geçmiştir.

Türkünün son dörtlüğü adeta âşığın hâlini özetler. "Veli'm eydür ne hikmet iş" diye kendisine seslenen âşık okuru bırakır, kendisiyle dertleşir. "Uyumadım ki diyem düş" mısraı ile bize sevgiliyi gördüğünden beri uyumadığını, hislerinin gerçek olduğunu söylemiş olur. Hoş uyusa da rüyasında sevgiliyi görecektir ya. "Zülfünü kement eylemiş" olan sevgili âşığın boynuna kement atar, yani kendisine bağlar, âşık eder. O andan itibaren âşık için sevgiliden başka bir şey yoktur.

Türkünün sözlerine dikkat ettiyseniz âşığın elinde hiçbir şey yoktur. Sevgili sadece görünerek ve bir kez bakarak şairi kendisine âşık etmiştir. Bir okla bir aslanı vuran avcı gibi kendisine zebun etmiş, bağlamıştır. Güç, kuvvet ve irade sevgilidedir.

Türküyü bir aşk-ı hakîkî hikayesi olarak da okuyabiliriz. Sevgili mesabesinde olan mürşid-i kâmil, bir bakışı ile insanları avlar ve müridi yapar. Kâmil mürşidin nazarı ve teveccühü bir kalbi çekmeye yeter. Mürşidin nazarı, nazar ettiği kişinin gönlünde tesir halkeder. Bu makam "bâzullah" makamıdır ve her mürşidin bulunabileceği makam değildir.

Bu dünyaya bir güzel için âh etmeye gelmedik mi! Peki o güzelin kim olacağına kim karar verecek sizce?

İsmail Güleç

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

YAZAR ARŞİVİ

İsmail Güleç

İsmail Güleç Diğer Yazıları