Arama

Hz. Musa ve kıssalarına farklı bir bakış

Yayınlanma Tarihi: 27.01.2021 09:48 Güncelleme Tarihi: 27.01.2021 10:05
Hz. Musa ve kıssalarına farklı bir bakış

Kur’an-ı Kerim’in alıntılamış olduğu kıssalar hem içinde birçok hikmet barındırması hem de tarihte yaşanmış belli olaylar ve kişiler hakkında bilgi aktarması açısından oldukça önemlidir. Aynı zamanda kıssalar, Kur’an-ı Kerim’in tilaveti ve ezberi esnasında kişinin konuya karşı merakını artırarak heyecanlandıran yani bir nevi nesir anlatıma veya şiire renk katan olumlu bir unsurdur. Bu sebeple Kur’an-ı Kerim’de bulunan kıssaları daha ayrıntılı bir şekilde inceleyebilmek için tefsir âlimleri Kur’an ilimleri içerisinde Kısasu’l-Kur’an disiplinini geliştirmişlerdir.

Kur'an-ı Kerim'deki kıssalarda çeşitli ve çok sayıda yere, kişiye ve zamana işaret edilse de çoğunlukla ve genel olarak kıssaların ana konusunu İsrailoğullarının yapıp ettiklerinden dolayı başlarına gelenler anlatılmıştır. Öyle ki İsrailoğullarının imtihanları, yolculukları, soru ve cevapları yüce kitabımız Kur'an'ın yaklaşık olarak üçte birini kapsamaktadır.

Hal böyle olunca Beni İsrail'e gönderilen en büyük peygamberlerden biri olan Hz. Musa'ya (as) da birçok kez kıssada rastlamak mümkün olmuştur. Örneğin Kasas suresinin tamamına yakınında Hz. Musa (as) anlatılmaktadır. Öyle ki Kur'an-ı Kerim'in aktarımları sebebiyle bizler Hz. Musa'nın (as) annesi, ablası, erkek kardeşi, eşi, kayın babası, bebekliği, çocukluğu, gençliği, Peygamberlik verilmesi, yolculukları, yedikleri, içtikleri ve hatta giydikleri hakkında birçok bilgiye sahibiz.

Hz. Musa'nın (as) anlatıldığı Kur'an pasajlarında ayetlerin Mekki ve Medeni olmasına göre şu ortak nokta dikkat çekmektedir. Mekki ayetlerde genel olarak Hz. Musa'nın Firavun yani Allah'a şirk koşanlarla alakalı mücadelesi konu edilirken Medeni ayetlerde daha çok Beni İsrail ile yani iman ettiğini söylese bile içten içe imanı kalbine sindirememiş bir nevi münafıklık yapmakta olan kimselerle mücadelesi anlatılmaktadır.

Peygamberlerin yaşantılarından aktarımlarda bulunmak ile Hz. Muhammed'e (sav) teselli vermek, onun yaşamış olduğu imtihanları ve çektiği sıkıntıları kendisinden önceki peygamberlerinde tecrübe ettiğini naklederek, O'nu (sav) bir nevi teselli ederek, gönlüne su serpme amaçlanmıştır.

Bu tarz nicel bilgilerin yanı sıra Hz. Musa'nın (as) beşeri ilişkileri ve fikri tasavvurunun anlatıldığı kıssalardan ders ve hikmetler çıkarmak oldukça önemlidir.

Hz. Musa ile Allah'ın kendisine ilim ve hikmet verdiği bir kul arasında geçen ve Kehf suresinin 65-82. ayetleri arasında konu edilen çok meşhur bir kıssa vardır. Bu kıssaya göre Hz. Musa (as) ayetlerde bahsi geçen kimseden ona verilen ilimden kendisine bir şeyler öğretmesi için yol boyunca refakat talebinde bulunmuştur. Bu zat her ne kadar "Sen benimle yol yürümeye, zaman geçirmeye sabredemezsin." dese de Hz. Musa onun hal ve hareketlerinden sual etmeyeceğini vadetmiş ve yola koyulmuşlardır.

Hz. Musa (as) ve bu hikmetli kimsenin buluşma noktası iki denizin buluştuğu nokta olduğu için önce bir gemiye binerek yolcuğa başlamışlar. Ancak Allah'ın kendisine hikmet verdiği bu şahıs önce görünür bir sebep olmamasına rağmen bindikleri gemiye zarar vermiş, karaya ulaştıklarında küçük bir çocuğu öldürmüş ve üçüncü olarak da kendilerine ikramda bulunmayan bir köyde yıkılmakta olan bir duvarı hiçbir ücret talep etmeden onarmıştı.

Her bir olayın sonunda Hz. Musa kendisine ilim ve hikmet verilen bu kişinin davranışlarını sorgulayıp ve ona hesap sormaya hesap soracak olunca bu kimse Hz. Musa "Ben sana benimle yol yürümeye sabredemezsin dememiş miydim?" cevabını hatırlatır. Hz. Musa (as) her defasında sorduğuna pişman olsa da bir yeni vakıada hayretini gizleyemez. Derken artık üçüncü olaydan sonra kendisine ilim verilen kimse bir diğer tabirle Hızır (as) Hz. Musa'nın kendisi ile olan yolculuğunu noktalar ve her bir eyleminin sebebini açıklar.

Hızır (as) az ileride korsanların iyi gemilere el koyduğunu bildiği için gemiye zarar vererek gemi sahiplerini maddi hasardan kurtarmıştır. Büyüdüğünde anne babasına zulüm edeceğini bildiği için küçük çocuğun canını almıştır. Bu aileye daha sonra salih bir evlat bahşedilmiştir. Hızır (as) yine iki mazlum çocuğa ait olan bir arazideki duvarın altında gizlenen bir gömü olduğu bildiği için çocuklar büyüyüp kuvvetlenene kadar duvar dayansın ve altındaki gömüyü muhafaza etsin diye duvarı hiçbir ücret talep etmeden onarmıştı.

Hz. Muhammed (sav) sahabi efendilerimize bu konuyu ile alakalı ayetleri aktardıktan sonra "Allah, kardeşim Musa'nın iyiliğini versin. Keşke sabretseydi de Allah onların işlerini bize anlatsaydı. Arkadaşıyla beraber kalsaydı, elbette daha pek çok garip şeyler görecekti." buyurmuştur.

Hz. Musa ile Hızır (as) kıssasını incelikle düşündüğümüz zaman Allah-u Teala'nın zıtlarla yaşam verdiğini ve insanın bir peygamber dahi olsa kendi yaptıklarını değil de başkalarının yaptıklarını kınadığını gözlemekteyiz.

Nasıl mı?

Hz. Musa'yı annesi Firavun'un zulmünden kurtarmak için denize atmıştı. Hem de neredeyse kartondan yapılma çok zayıf bir beşikle. Bir nevi henüz yeni doğan yavrusunu öldürülmekten kurtarmak için kendi eliyle ölüme göndermişti. Ancak Allah Hz. Musa'ya yaşam takdir ettiği için koca denizde onu boğulmaktan kurtarmıştı. Tıpkı Hızır (as) gemiye verdiği anlık zarar ile gemiyi ve yolcuları az ilerideki deniz korsanlarından kurtardığı gibi. Pek tabi Hızır'a (as) bu ilmi ve hikmeti ilham eden yüce Allah'ın ta kendisiydi.

İkinci olarak bir Kıpti ve bir İsrailoğlunun kavgasını aralamak isteyen Hz. Musa, atmış olduğu bir yumruk sebebi ile Kıpti'yi istemiz olarak öldürmüş ve Mısır'dan çıkmak zorunda kalmıştı. Hâlbuki O (as), bunu zulme son vermek için yapmıştı; tıpkı Hz. Hızır'ın anne babasına zulmetmesin diye öldürdüğü küçük çocuk gibi. Çünkü hemen oracıkta can veren Kıpti kavga ettiği İsrailoğullarından bir kimseye gerçekten zulmetmekteydi.

Bunlara ek olarak Hz. Musa yanlışla öldürdüğü Kıpti'den dolayı Mısır'dan Medyen'e kaçarken kuvvetli ihtimalle Hz. Şuayb'ın kızlarına rastlamış ve koyunlarını sulamıştı. Üstelik yapmış olduğu bu iyilik karşısında herhangi bir ücrette talep etmemişti. Tıpkı Hz. Hızır'ın onardığı duvara karşılık hiçbir ücret istememesi gibi. Böyle davranmasının sebebi Allah tarafından kalbine o şekilde ilham edilmesiydi. Çünkü Allah-u Teala bu iyiliğin karşılığında Hz. Musa için evlilik, aile ve yuva kurma çok daha büyük mükafatlar tasarlamaktaydı.

Hz. Musa özünde aynı sebeplerden dolayı kendini tasarrufatı karşısında sorgulamazken insan olması hasebiyle doğal olarak Hızır (as)'ı davranışlarından ötürü yargılamıştı.

Hz. Musa (as)'ın hayatından aktarılan bu farklı kesitlerden ulaştığımız ortak noktalar, ders ve hikmetler bu şekildeydi. Allah-u Teala'dan ilmimizi ve fehmimizi artırmasını niyaz ederiz.

FİKRİYAT

SÜMEYYE ALI JABER

2021 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN