Arama

Hz. ile : Kim daha bilgilidir?

Hz. Musa ile Hızır: Kim daha bilgilidir?

Kuran-ı Kerim'de takibi güç konulardan birisi Hz. ile Hz. bahsidir diyemeyiz belki lakin üzerinde en çok söz söylenen konuların başında o gelir. Kıssayı 'zahiren' okursak, görünen ile görünmeyen arasındaki tezat tasavvufun bazı iddiaları başta olmak üzere bir takım gizemci gelenekleri normatif geleneğe karşı tahkim eder. Her görünenin görünmeyen yanı varsa ve Hz. Musa dahi onu fark etmiyorsa sıradan insanlar ne yapacaktır? Görünmeyeni bir bilen var olduğuna göre de nübüvvet kendi kendini zora düşürerek bilmediğimiz biri lehine (Hızır ve onu takip ettiğini iddia edenler mesela) makul ve 'anlaşılır' zemini tezyif etmiş olacaktır. Öte yandan peygamberlik bize 'batın' bilgisini ihmal eden veya onunla çelişen bilgi getirmişse, şeriatın derinliği ve hakikiliği ne olacaktır? Şeriat aşılması gereken 'hakikatin gölgesi' veya 'geçici bir menzil' mi olacaktır? Kanaatimce tasavvufun İslam düşüncesinde ve toplumunda bereketini yitirmesinin en önemli nedenlerinden birisi bu kıssanın 'zahiri' yorumundan devşirdiği zahir-batın karşıtlığı idi.

Her şeyden önce bu sohbetin –yolculuk- Hz. Musa'nın hayatında olduğu gibi Hz. Hızır'ın hayatında bir terakki vesilesi olduğunu unutmamak gerekir. İkisi cihetinden de yolculuk, en çok bilene doğru idi: ! Bize anlatılanlar daha çok Hz. Musa'nın 'öğrendikleri' ile ilgilidir, çünkü vahiy bilgisini getirecek olan o idi. Biz Musevi isek onun öğrendikleri bize lazımdır. Bu itibarla hikayenin kahramanı Hz. Musa'dır. Başka bir anlatımla kıssa Hızır-Musa kıssası değil, Hz. Musa'nın Hızır dersi idi veya Musa-Hızır kıssası idi. Hz. Hızır'ın bir peygamberden bir şey öğrenmemesi düşünülebilir mi? Biz onun ne öğrendiğini bilmiyoruz lakin bilebildiğimi, İbnü'l-Arabi'nin yorumuna göre, 'ayrılma' sebebinin bile Hz. Musa'nın hüküm vermesi olmasıydı: Kim olursa olsun Peygamber buyruğu onu bağlar. Bunun yanı sıra her ikisi için yolculukta 'zevk edilen' şey, bilginin gerçek sahibi idi. Her insan kendinden daha bilgili birinin olabileceğini düşünerek haddini öğrenir; bu acizlik insanı daha büyük bilgiye götürmezse basit bir hoşgörünün sebebi olabilir. Birinci bilgi şeriatın ve hayatın bize öğrettiği bilgi iken ikinci bilginin hakiki olarak idraki birinci bilgiyi ahlaka döndürmekle mümkündür (marifet). İnsanın bilgideki acizliğini sofistçe bir tereddütten ahlaki devrime (kimya-i saadet) taşıyan şey, yegane bilenin Allah olduğunu bilmesidir. Bunu öğrenmekle insanın insan üzerindeki hükümranlığı sona ererken otoritesini bilmediğimiz bir şekilde elde eden otoritelerin etki alanları sınırlanır.

Ümmiliğin Başka Türü: Hz. Musa'nın Hayatından İnsanlık Temsilleri

Hz. Musa'nın hayatındaki sıra dışı yegane isim Hz. Hızır değildi. Önce annesi, ardından Firavun'un sarayında kendisini himaye eden Asiye akla gelmelidir. Bir suça karıştığında şehirden kaçarken Hz. 'e doğru sevk edilmişti. Hz. Şuayb onun gerçek mürebbisi olacaktı. Biz Hz. Musa'nın Şuayb'den ne öğrendiğini bilmiyoruz fakat Hızır'ın öğrettiklerinin benzerini belki daha önemlilerini ondan öğrenmiş olmalıydı: Allah'a tam tevekkül, iman, sabır, diğerkamlık gibi ahlaki hayatın temel meseleleri veya insanları yönetmeyi hayatın en basit alanlarında bir peygamberden öğrenmiş olmalıydı. Kardeşi Harun ise onun rabbinden talep ettiği 'gönül genişliği' ve işinin kolaylık vesilesi idi: vezir!

Buna mukabil olumsuz örnekler arasında ise Firavun yegane isim değildi. Bir çok isim onun hikayesinde öne çıkarak sonraki nesillerdeki benzerlerini anlamaya katkı sağlamışlardır. Peygamber ne kadar şamil ve kapsayıcı istidat sahibi ise ümmetindeki tezatlar o ölçüde ortaya çıkar. Haddi zatında karşılaştığımız insanlar bize ayna olurlar: Dış dünyadaki insanlar vasıtasıyla derunumuzda saklı sırları keşfederiz, dış dünyadaki örnekler içimizdeki gizemli yolculuğu mümkün kılan kandiller olurlar. Bu nedenle bir insana 'dikkat et, sevdiğin şey/kişi sensin demek' meseleyi açıklamaz, nefret ettiğin de dolaylı olarak sensin ve nefret senin senden kaçmandır demek gerekir. Her insan bir kenz-i mahfidir (gizli hazine) ve sırları ve kabiliyetleri insanlarla muaşeret içinde keşf olunur.

Bu meyanda Samiri hakikat yolundan dönerek inançtan iktidar devşirenlerin en talihsiz örneği idi. Hırsı gözünü bürüyünce kardeş kanı dökmede Kabil ne ise iktidar hırsına dini alet etmede Samiri o idi. Hz. Musa Samiri'den bir şey öğrenmiş midir? Metafizikçi sufilerin bakış açısıyla mutlaka öğrenmiştir: Hz. Musa büyük kabiliyetin basit bir hırsa nasıl feda edilebileceğini onda görmüş, bu nedenle de Allah'a sığınmıştır herhalde. Bir yerde din istismar ediliyor veya iktidar aracı haline geliyorsa biz Samiri'yi hatırlarız. Sihirbazlar bir kabiliyete hakkını verenlerde ortaya çıkan acizliğin ve selbî delilin habercisi idi: Sihirbazlar Hz. Musa için 'sihirbaz değil' dediler. Hz. Musa'nın kim olduğunu bilmek ise sihirbazlığın vereceği bilgi değildi, onu iman ile anladılar. Karun zenginliği yaşamanın gayesi haline getirmiş insanların örneği idi.

Bütün bunlar bir tipoloji olarak nesilden nesle aktarılmış, yaşayan insanlara geçmiş zamanlardaki benzerlerini gösteren örneklerdi. Hz. Musa'nın hayatı söz gelişi Hz. Peygamber'in hayatından farklıdır. Hz. Peygamber kelimenin hakiki anlamıyla ümmi idi: hem ümmi idi hem de hayatında bir bilge veya peygamber yoktu. Bu nedenle Hz. Peygamber 'Eddebeni rabbi (bana doğru düşünmeyi ve doğru yaşamayı rabbim öğretti)'' dedi. Hz. Peygamber kendisinden önceki bir peygamber tarafından eğitilmedi (Hz. Musa, Lut vs.) veya dini gelenek dahilinde yetişmedi (Hz. İsa). O ebeveyni cihetinden yetim, malı bakımından fakir, insanlarla ilişkisi cihetinden yalnız, bilgi bakımından ümmi idi.

Önümüzdeki yazıda Hz. Musa ve Hz. Hızır kıssasını ele almaya başlayacağız.

2020 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN