Kudüs'e Neden Gitmeliyiz?
Kudüs bir seyahat rotası değil, bir diriliş ve direniş kalesidir. Mescid-i Aksa'nın mahzun safları, işgale karşı direnen vakur esnafı ve omuzlarında koca bir davanın yükünü taşıyan Filistinliler bizi bekliyor. Kudüs'ün taş sokaklarında ecdadın izini sürmek, hüdhüd kuşlarını dinlemek ve Mescid-i Aksa'da omuz omuza saf tutmak... Her adımı sabır ve fedakârlık isteyen bu yolculuk, aslında emanete sahip çıkmanın ve insan kalabilmenin en somut adımıdır.
"Kudüs'e girilebiliyor mu? Mescid-i Aksa'ya bizi almıyorlar ki, neden gideyim? Ben Kudüs'e gidince ne değişecek? Korkmadın mı? Ya geri dönemeseydin?"
◼ Bu vesvese dolu sorular içinde beni tam kalbimden vuran asıl cümle şu: "Ben gidince ne değişecek?" Büyük bir teessürle, nefesim yettikçe bu soruya cevap vermeye, bu ataleti kırmaya çalışıyorum. Ne yazık ki bu asılsız korkular yüzünden Müslümanların çoğu Kudüs'e "gidilemez bir yer" olarak bakıyor. Oysa işgalci İsrail'in de tam olarak istediği algı budur: "Korkutalım, buraya kimse gelemesin ve biz de bu kutsal topraklarda dilediğimiz gibi hâkimiyet kuralım."
◼ Hâlbuki Kudüs'e gidince çok şey değişecek. Bir Türk, bir Müslüman olarak o kapılarda dimdik durup, izzetle "Biz buradayız, vazgeçmiyoruz!" demeniz, onların karanlık emellerine vurulmuş en büyük darbedir. Çünkü o kapılarda beklerken şu korkuyu yaşıyorlar: "Bu Türkler bitmiyor, sürekli geliyorlar; bir kapıdan çevirsek, diğerinden mutlaka giriyorlar!" İşte onlara bu korkuyu iliklerine kadar yaşatmak, bizim Kudüs'e ardı ardına, durmaksızın seferler düzenlememizle mümkün olacak.
◼ Aksi takdirde, nasıl ki zamanında Kıble Mescidi (21 Ağustos 1969) yangınının ardından İslam âleminden beklenen gür ses çıkmadığında, "Bu Müslümanlar bitmiş, artık istediğimizi yapabiliriz" cüretini gösterdilerse; biz Kudüs'e adım atmadıkça, o mübarek sokaklarda zalimlerin yüzüne korkusuzca bakarak yürümedikçe aynı cümleleri kurmaya devam edecekler.
◼ Kıble Mescidi Avustralyalı fanatik Hristiyan Denis Michael Rohan tarafından kundaklanarak ateşe verildiğinde Selahaddin Eyyubi'nin fethin nişanesi olarak yerleştirdiği 8 yüz yıllık tarihi ahşap minber tamamen yandı. Kıble Mescidi'nin güneydoğu kısımları, çatısı, ahşap süslemeler ve tarihi mihrap büyük zarar gördü. Olayın ardından dönemin İsrail Başbakanı Golda Meir'in, "O gece sabaha kadar korkudan uyuyamadım. Zannediyordum ki Müslümanlar dört bir yandan İsrail'e girecekler. Fakat sabah oldu ve hiçbir şey olmadı. İşte o zaman anladım ki biz dilediğimizi yapabiliriz, çünkü Müslüman ümmeti uyuyan bir ümmettir" dediği rivayet edilir.
◼ Âlemlerin Rabbi, Efendimiz'i (s.a.v) Mescid-i Aksa'dan Mirac'a yükselttiyse, buranın bizim için ne denli mübarek, ne denli vazgeçilmez bir kutsal olduğunu apaçık ilan etmiş demektir. Hâl böyleyken Kudüs'e sahip çıkmamak, bu ilahi emanete sırt çevirmek ve Mescid-i Aksa saflarını mahzun bırakmak, yarın ahirette Filistinli kardeşlerimizin yüzüne bakamamamıza sebep olacaktır.
◼ Bize, "Ey kulum, emanetime sahip çıktın mı?" diye sorulduğunda verecek bir cevabımızın olmaması ihtimali, oturup en çok ağlamamız gereken asıl meseledir. Gözyaşlarımızı silip bir an önce Kudüs yoluna revan olmalı, bu işgalcilere Kudüs'ün asıl ve ebedi sahiplerinin kim olduğunu büyük bir gurur ve cesaretle göstermeliyiz.
◼ Kudüs'e gitmek imkânsız veya zor değil; sadece çelik gibi bir irade, derin bir sabır ve fedakârlık isteyen kutlu bir yolculuk. Biz bu dâvâ yolculuğunu bizzat deneyimledik ve sizlere en başından itibaren neler yaşadığımızı, "Bismillah" deyip niyetinizi aldıktan sonra hangi güzellikler ve imtihanlarla karşılaşacağınızı anlatmak istedik.
◼ Her şeyden önce, tertemiz bir niyetle Kudüs'e kavuşmak için hacet namazı kılıp dualara sarılın. Allah'ın izniyle vakti geldiğinde, kendinizi bir anda o mübarek yolda bulacaksınız. Bizim grubumuzda en yaşlımız 70, en gencimiz ise 24 yaşındaydı. Doktor, psikolog, öğretmen gibi farklı mesleklerden bir araya gelmiştik; ancak omuzlarımızda taşıdığımız tek bir kimlik, üzerimizde tek bir kisve vardı: Kudüs için can atan şuur sahibi bir Müslüman. Öylesine inanmış, öylesine halis niyetlerle yola çıkmış bir gruptuk ki, Allah'ın inayetiyle kapalı zannedilen tüm kapılar sonuna kadar açıldı.
◼ Yolculuğumuz Amman üzerinden başladı, çünkü Kudüs'e girişler ancak Ürdün üzerinden yapılabiliyor. Sınırı geçtikten sonra İsrail kontrol noktasına vardık. Burada son derece sıkı ve bezdirici bir kontrolden geçtik. Hatta bir arkadaşımız hiçbir sebep gösterilmeksizin 3-4 saat bekletildi ve rehberimiz deport (sınır dışı) edildi. Zihinleri yormak ve korkutmak için yapılan bu yıldırma politikalarına rağmen, arkadaşımız aramıza katıldıktan sonra inancımızdan zerre taviz vermeden yola devam ettik.
◼ O gün yatsı namazını Kubbetü's-Sahra'nın o muazzam gölgesinde kılmak nasip oldu. 40 kişilik grubumuzdan içeriye ilk etapta sadece 3-4 kişi girebilmişti. Mescid-i Aksa'nın 15 kapısı var ancak sadece 10 tanesi açık tutuluyor. Bir kapıdan alınmadığımızda asla pes etmedik, vakarla diğer kapılara yöneldik ve farklı yolları denedik. Sonunda, Allah'ın izni ve inayetiyle o mukaddes avluya adımımızı attık.
◼ Avluya ilk adım attığımız andaki o heybeti, o manevi hazzı kelimelerle ifade etmek inanın mümkün değil. Yıllarca fotoğraflarında görüp iç geçirdiğimiz Kubbetü's-Sahra, bütün ihtişamıyla gecenin nuru içinde bizi karşıladı. Öylesine güzel, öylesine kucaklayıcıydı ki; sanki Aksa'nın her bir taşı bize selam veriyor, her bir kemeri bizi secdeye buyur ediyordu.
◼ İşgalciler her kapıda en az beş silahlı asker ve polisle bekliyor; onların arasından sıyrılıp geçmek zahiren imkânsız görünüyordu. Ancak biz Allah'a sığındık, "Rabbim, bizi zalimlerin gözüne görünmez kıl" diye yakardık. Bizi ellerindeki o soğuk demir parçalarıyla korkutabileceklerini sanan o teçhizatlı askerlerin neredeyse yanlarına değerek, büyük bir sükûnet ve cesaretle süzülüp içeri girdik.
◼ İlk gün Kubbetü's-Sahra'da alnımızı secdeye koyabilmek motivasyonumuzu perçinledi; içimize tarifsiz bir cesaret ve Aksa'ya sahip çıkma hırsı aşıladı. Yatsı namazından sonra kapıları kapattıkları için oradan ayrıldık; ancak ertesi gün, diriliş ruhuyla Kudüs şehrinin her bir taşını, her bir toprağını adım adım arşınladık.