Tarihin Sular Altındaki İzleri: Türk Denizaltıcılığının Başlangıcı
Osmanlı Devleti'nde denizaltıcılık, 18. yüzyılın başlarında gösteri amacıyla tasarlanan denizaltı benzeri araçlarla başlar ve 19. yüzyılın sonlarında Nordenfelt denizaltılarının donanmaya katılmasıyla yeni bir aşamaya ulaşır. Osmanlı Devleti'nin Abdülhamid ve Abdülmecid denizaltılarını tedarik etmesi, denizlerdeki rekabet ve kıyı savunması açısından önemli bir adım oluşturur. Bu süreç, Türk denizaltıcılığının başlangıcını oluşturması ve Osmanlı Devleti'nin gelişen deniz teknolojisini yakından takip ettiğini göstermesi bakımından önemlidir.
🔶 Türklerin denizaltıyla ilk karşılaşmalarına ilişkin bilgiler, Osmanlı Devleti dönemine kadar uzanır. Seyyid Vehbî'nin, Sultan III. Ahmed'in şehzadeleri için 1719 yılında düzenlenen sünnet düğününü anlattığı Sûrnâme adlı eserinde, denizaltıyı andıran bir düzenekten söz edilir.
🔶 Vehbî, Tersane mimarı İbrahim Efendi tarafından tasarlanan timsah biçimindeki sandalın Tersane koyundan hareket ederek suya daldığını, daha sonra padişah ve şehzadelerin bulunduğu, otağın Tersane bahçesinde kurulu olduğu alanda yeniden su yüzüne çıkarak kıyıya yanaştığını ve içinden ellerinde zerde tepsileri bulunan beş kişinin çıktığını aktarılır.
🔶 Söz konusu düzenek askerî veya bilimsel amaçlı bir denizaltı niteliği taşımamakla birlikte, denizaltı fikrinin Osmanlı toplumunda 18. yüzyılın başlarında bilinmeye başladığını göstermesi açısından önem taşır.
SULTAN II. ABDÜLHAMİD'İN SANAYİ HİZMETLERİ
🔶 1880'lerin başında İngiliz rahip ve mühendis William Garrett, önceki denizaltı çalışmalarından edindiği deneyimlerle yeni denizaltılar geliştirmeye başlar. 1870'lerde İngiltere'de Resurgam I ve Resurgam II adlı iki denizaltı inşa eder. Resurgam I pratik kullanım açısından yetersiz kalırken, Resurgam II daha kullanışlı bir tasarım sunar; ancak gösteri dalışı sırasında batması denizaltılara yönelik olumsuz düşüncelere yol açar.
🔶 Garrett, İsveçli iş adamı ve sanayici Thorsten Nordenfelt'in finansmanıyla çalışmalarını sürdürür. 1882-1885 yılları arasında Stockholm'de Nordenfelt I adlı denizaltıyı inşa eder. Garrett ve Nordenfelt, denizaltının yeteneklerini göstermek amacıyla Ağustos 1885'te İsveç'te bir gösteri düzenler ve 35 ülkeden gözlemciyi bu gösteriye davet eder.
🔶 İsveçli silah üreticisi Thorsten Nordenfelt, 25 Haziran 1885'te Osmanlı Bahriye Nazırı Hasan Hüsnü Paşa'ya gönderdiği mektupta, denizaltısıyla Kopenhag yakınlarındaki Sund'da resmî deneyler yapacağını belirtir. Deneylere Osmanlı'dan bir subayın katılmasını ister ve çalışmaların ağustos ayının ilk iki haftasında gerçekleştirilmesinin planlandığını bildirir.
🔶 Bahriye Nazırı Hasan Hüsnü Paşa, gerçekleştirilecek denemeleri takip etmek üzere Berlin Deniz Ataşesi Binbaşı Halil Bey'in görevlendirilmesine karar verir. Binbaşı Halil Bey, denemelerin tamamlanmasının ardından hazırladığı raporu ve denizaltıya ilişkin el çizimini Osmanlı makamlarına sunarak raporunda, denizaltının su üstünde 7 knot, su altında ise 3 knot sürate ulaşabildiğini belirtir. Ayrıca denizaltı daldığında cam kubbenin su yüzeyinin üzerinde kaldığını ve aracın daha derine dalabilecek kapasiteye sahip olduğunu ifade eder.
🔶 Bununla birlikte Halil Bey, raporunda denizaltının su altında kalma süresinin oldukça kısa olduğunu ve mevcut teknik özellikleriyle askerî amaçlar açısından henüz yeterli seviyeye ulaşmadığını belirtir. Denizaltının geliştirilmesi ve özellikle sualtındaki stabilitesinin artırılması gerektiğini vurgular.
🔶 Halil Bey'in bu değerlendirmeleri, Osmanlı Bahriye Nezareti'nin Nordenfelt denizaltısını yalnızca bir gösteri aracı olarak değil, askerî kullanım potansiyeli açısından da değerlendirdiğini; bu kapsamda aracın sualtı seyir kabiliyeti, dalış süresi ve stabilitesi gibi temel teknik özelliklerini dikkate aldığını gösterir.
🔶 Nordenfelt denizaltısı, torpidonun denizaltıya entegre edildiği ilk tasarımlardan biri olması bakımından askerî teknoloji tarihinde önem taşır. Ancak dönemin teknolojik sınırlılıkları, denizaltının operasyonel verimliliğini kısıtlamıştır.
🔶 Yüksek sıcaklıkta çalışan kazan, mürettebatın yaşam ve hareket koşullarını olumsuz etkilerken, yaklaşık 27 ton kaynar su taşıması dalış süresini üç saatle ve harekât alanını yaklaşık 10 mil ile sınırlandırır. Ayrıca su üstü seyri esas alınarak tasarlanan denizaltının sualtındaki stabilitesinin sağlanması da önemli bir sorun teşkil eder.