Siyer kaynaklarına göre Efendimiz'in (s.a.v.) 27 gazvesi
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'in (s.a.v.) bizzat komuta ettiği 27 gazve sadece birer askeri mücadele değil, aynı zamanda eşsiz bir savaş ahlakının yeryüzündeki en somut örnekleridir. Bedir'deki inanç dolu duruştan Uhud'un zorlu imtihanına, Hendek'teki sarsılmaz sabırdan Mekke'nin fethine kadar uzanan bu tarihi seferler, İslam'ın adım adım, sabırla yeryüzüne nasıl yayıldığını gözler önüne serer. Sizler için Asr-ı Saadet'in dönüm noktası olan 27 gazveyi detaylarıyla anlattık.
📝İslam'ın ilk dönemlerinde gerçekleştirilen askeri harekatlar gazve ve seriyye başlıkları altında sınıflandırıldı. Peygamber Efendimizin (s.a.v.) bizzat katıldığı askeri seferlere gazve adı verildi. Bu seferler sırasında bir çarpışma meydana gelip gelmediğine bakılmaksızın harekat gazve olarak adlandırılmıştı.
📝Efendimiz bizzat askeri sefere katılmayıp yerine bir sahabeyi komutan olarak görevlendirdiğinde ise bu harekatlara seriyye denildi. Ancak bazı ilk dönem tarihçileri, Efendimizin katılım durumunu göz önünde bulundurmadan bu iki kelimeyi birbirinin yerine kullandılar. Hatta bu kelimeyi sözlük anlamından yola çıkarak Hz. Peygamber'in vefatından sonraki savaşlar için bile tercih ettiler.
📝İslam tarihi kaynaklarında Hz. Peygamber'in emir ve kumandasında gerçekleştirilen gazvelerin sayısı 27 olarak belirtilse de bazı çarpışmaları bu kapsama almayanlara göre sayı 26. Hicretin ikinci yılında Ebvâ Gazvesi ile başlayan bu askeri süreç, Bedir, Uhud, Hendek, Hayber ve Mekke'nin fethi gibi tarihi dönüm noktalarıyla devam etmiş ve nihayet hicretin dokuzuncu yılındaki Tebük Gazvesi ile son bulmuştu.
📝Bu gazvelerin temel gayesi; zulmü ve batılı ortadan kaldırmak, İslam'ın yayılmasının önündeki baskıları sonlandırmak ve fitneyi söndürmekti. Hz. Peygamber, Cahiliye döneminin acımasız ve kuralsız yağma kültürünü tamamen kaldırarak yerine ahlaki bir cihad bilinci getirmişti.
📝Savaşlarda kadınların, çocukların, yaşlıların, hastaların ve din adamlarının öldürülmesini; doğaya, hayvanlara zarar verilmesini ve esirlere kötü muamele edilmesini kesin olarak yasaklamıştı. Bu insani ilkeler sayesinde bu seferler, dünya tarihinin en az kan dökülen mücadeleleri olmuştur.
📝Hz. Peygamber'in vefatından sonra da İslam'ı yaymak amacıyla yapılan seferler gazve ile aynı kelime kökünden gelen "gaza", bu mücadeleye katılanlar ise "gazi" olarak anılmaya devam etmişti. Hulefâ-yi Râşidîn ve sonraki İslam devletlerinde, askerleri yüreklendirmek amacıyla Resûl-i Ekrem'in savaşlarını anlatma bir gelenek halini almıştı.
📝Bu kurumsallaşan gelenek, ilerleyen dönemlerde sadece Hz. Peygamber'in gazvelerini ve askeri hayatını konu edinen "megazi" adlı özel bir tarihi edebiyat türünün doğmasını sağlamıştı. Hatta ünlü İslam tarihçisi Vakıdi bu alandaki el-megazi isimli eseriyle bilinmekte.
📝İşte sırasıyla Efendimizin tüm gazveleri: Ebva (Veddan) Gazvesi, Buvat Gazvesi, Safevan (Bedru'l-ula) Seferi, Zü'l-Uşeyre Gazvesi, Bedir Muharebesi, Beni Kaynuka Kuşatması, Sevik Seferi, Karkaratülküdr Seferi, Zuemer (Gatafan) Seferi, Bahran (Beni Süleym) Gazvesi, Uhud Muharebesi, Hamraülesed Seferi, Beni Nadir Seferi, Bedrü'l-Mev'id Seferi, Zatü'r-Rika Seferi, Dumetülcendel Seferi, Müreysi (Beni Mustalik) Gazvesi, Hendek Gazvesi, Beni Kurayza Kuşatması, Beni Lihyan Seferi, Hudeybiye Antlaşması, Fedek'in Fethi, Hayber Muharebesi, Mekke'nin Fethi, Huneyn Gazvesi, Taif Gazvesi ve Tebük Gazvesi.
📝İslam tarihi açısından büyük bir öneme sahip olan Ebva bölgesi, Hicret'in 2. yılında İslam tarihinin ilk askeri seferi olan Ebva (Veddan) Gazvesine ev sahipliği yapmıştı. Bu harekat Kureyşlilere karşı düzenlenmiş ancak bir çatışma yaşanmamıştı. Yalnızca bölgedeki Beni Damre kabilesiyle saldırmazlık antlaşması yapılarak geri dönüldü.
📝Bu bölge aynı zamanda Peygamber Efendimiz için derin bir şahsi anlam taşımaktaydı. Efendimiz henüz altı yaşındayken, babasının mezarını ziyaret dönüşü annesi Hz. Amine'yi burada kaybetmiş ve mübarek annesi buraya defnedilmişti.
📝Uhud Savaşı öncesinde müşrikler Hz. Amine'nin mezarını açıp kemiklerini Müslümanlara karşı bir koz olarak kullanmak gibi alçakça bir plan kurmuş ama sonra bu fikirden vazgeçmişlerdi. Peygamber Efendimiz yıllar sonra Hudeybiye'ye giderken annesinin kabrini ziyaret etmiş, burada göz yaşı dökmüştü.