Helva Sohbetlerinden Kar Kuyularına: Osmanlı’da Kış Hayatının Rengi
Osmanlı'nın karla örtülü dünyasına yolculuk yapmaya hazır mısınız? Kar, eski İstanbul'da yalnızca dondurucu bir soğuk değil; dostlukları pekiştiren helva sohbetlerinin sıcaklığı, yazın hararetini dindirecek kar kuyularının bereketi ve sokağın sesini değiştiren bozacı nidasının yankısıydı. Haliç'in donduğu o efsanevi kışlardan, saraydaki buz sefalarına; kuşlara uzanan merhamet elinden, gümüş mangalların başındaki edebi meclislere kadar Osmanlı'nın unutulan kış geleneklerini keşfediyoruz. Helva sohbetlerinden kar kuyularına uzanan bu nostaljik yolculukta, bir medeniyetin kışı nasıl sanata dönüştürdüğüne gelin birlikte tanıklık edelim...
◾ Osmanlı'da sosyalleşme oldukça önemliydi. Kış gecelerinin en büyük eğlencelerinden ve sosyalleşme alanlarından biri olan "helva sohbetleri" oldukça meşhurdu.
◽ Maksat yalnızca tatlı yemek değildi elbette, burada şiirler okunur, fıkralar anlatılır, derin tarih sohbetleri yapılırdı. Entelektüel buluşmalar genel olarak kış gecelerinde ve Ramazan ayında yapılmaktaydı.
◾ Kış ayında, yaz için bazı hazırlıklar yapılırdı. Bunlardan biri kışın yoğun olarak yağan karın muhafaza edilmesiydi. İstanbul'un yüksek yerlerinden olan Kayışdağı, Elmadağ gibi yerlerde derin kar kuyuları bulunurdu.
◽ Kışın yağan karlar burada çiğnenir, sıkıştırılır ve üzerine hasır ve saman gibi malzemeler örtülerek yaza kadar saklanırdı. Böylece yazın sarayın ve şehrin buz ihtiyacını karşılayacak bir sistem kurulmuş olurdu. Muhafaza edilen bu kar, yazın şerbetlere katılarak tüketilirdi.
◾ Şimdi bahsedeceğim geleneğe çok uzak sayılmayız. Bence hemen hemen hepimiz, bir kış akşamı "Boza, bozacı!" nidalarını duymuşuzdur. İşte bu, Osmanlı kışlarının adeta fon müziğidir. Üzerine tarçın ve sarı leblebi eklenen boza, hem besleyici hem de keyifli bir kış geleneği.
◽ Sahlep ise günümüzde de kışları oldukça revaçta olan bir içecek. Camilerin veya çarşıların girişlerinde satılan sahlep, Osmanlı döneminde de dondurucu soğuklarda ahalinin içini ısıtırdı.
◾ Ecdadımız, dondurucu soğukların hüküm sürdüğü kış aylarında yalnızca insanı değil tüm mahlukatı kucaklayan eşsiz merhamet örnekleri sergilemiştir.
◽ Şüphesiz cami duvarlarına nakşettikleri zarif kuş evleri ve dağlara yem bırakan vakıflarıyla atalarımız, yeryüzünde adeta "merhametin başkentini" kurmuşlardı.
◾ Yine bizlere çok yabancı gelmeyecek bir gelenek var. Köy hayatına aşina olan veyahut bilen insanlar; kışın sobanın ne kadar keyifli ve güzel olduğunu da bilir.
◽ Osmanlı döneminde bir evde kış; mangalın etrafında şekillenirdi. Közlenen kestaneler ve patatesler mangalın külünde demlenen kahveler ve köz ateşinde ısıtılan şerbetler, kışın "çilesini" adeta bir "keyfe" dönüştürürdü.