Arama

Beyaz Adamın doymak bilmez hırsına kurban 1 milyon insan

Ruanda 20'nci yüzyılın en korkunç soykırımlarından birine sahne oldu. 100 gün süren katliamın sonunda II. Dünya Savaşı sonrasının en büyük soykırımı yaşanmıştı. Birlemiş Milletler, ABD ve Avrupa olaylara müdahil olmak şöyle dursun, Ruanda'yı kaderine terk edip hızla ülkeden çıkmışlardı. Peki, neydi asıl mesele? İki etnik topluluğu bu derece düşman hale getiren şartlar nasıl oluştu?

  • 3
  • 14
SOKAKLAR KAN GÖLÜNE DÖNDÜ
SOKAKLAR KAN GÖLÜNE DÖNDÜ

1994 yılında dünya, Ruanda'da yaşanan çok kanlı olaylara tanıklık etti. Olayların merkezinde, ülkenin iki büyük etnik topluluğu olan Hutular ve Tutsiler vardı. Yaklaşık 1 milyon insan palalarla kesilerek can verirken, sokaklar adeta kan gölüne dönmüştü.

100 gün süren katliamın sonunda II. Dünya Savaşı sonrasının en büyük soykırımı yaşanmıştı. Birlemiş Milletler, ABD ve Avrupa olaylara müdahil olmak şöyle dursun, Ruanda'yı kaderine terk edip hızla ülkeden çıkmışlardı. Peki neydi asıl mesele? İki etnik topluluğu bu derece düşman hale getiren şartlar nasıl oluşmuştu?

  • 4
  • 14
YAPAY SINIRLAR İLE ORTAYA ÇIKAN BİR ÜLKE: RUANDA
YAPAY SINIRLAR İLE ORTAYA ÇIKAN BİR ÜLKE: RUANDA

Afrika ülkelerinin neredeyse tamamı gibi, Ruanda da sömürgeciliğin yapay sınırlarla ortaya çıkardığı bir ülkedir. Önce Alman, daha sonraki yıllarda ise Belçika kolonisi haline getirilen ülkedeki üç topluluk (Hutu, Tutsi ve Twa) sömürgecilerin gelişine kadar beraber yaşarken, dış güçlerin gelişiyle toplumsal yapı değişime uğradı. En önemli değişim ise birbirleriyle akraba olan bu toplulukların etnik yönden keskin olarak ayrıştırılması oldu.

Sömürgecilik yıllarında toplumun etnik ayrım üzerinden şekillendirilmesi, hiç kuşkusuz Ruanda'yı felakete sürükleyen başlıca etkendi. 1899'da Almanya tarafından sömürgeleştirilen Ruanda, Almanların I. Dünya Savaşı'ndan mağlup ayrılmasının ardından 1918'de Belçika'ya devredildi. Her iki sömürge idaresinin de Ruanda'ya bıraktığı miras, ayrılıkçı ve ırkçı siyaset tarzından başka bir şey değildi.

  • 5
  • 14
OLAYLARIN BAŞLANGICI NEYDİ?
OLAYLARIN BAŞLANGICI NEYDİ?

6 Nisan 1994'te Ruanda Devlet Başkanı Habyarimana'yı taşıyan uçağın düşürülmesi, trajik olayların başlangıcı kabul edilir. Bu hadiseden sadece 15 dakika sonra Tutsilere yönelik sistematik katliamlar başlamış ve ülke üç, dört ay boyunca kaotik bir ortama hapsolmuştu. Aşırılıkçı Hutu çeteleri organize olarak gördükleri her yerde Tutsileri katletmeye başlamışlardı.

Birleşmiş Milletler Barış Gücü içinde görev yapan 10 kadar Belçika askerinin de saldırganlarca öldürülmesi, oldukça olumsuz bir atmosfer doğurmuştu. Bütün yabancı misyonların hızla Ruanda'yı terk etmesi, soykırımı gerçekleştiren çeteler için daha rahat bir ortam oluşturmuştu.

  • 6
  • 14
KÜRESEL AKTÖRLER SESSİZ KALDI
KÜRESEL AKTÖRLER SESSİZ KALDI

Ülkede çok kanlı olaylar yaşanırken, küresel aktörlerin tutumu ise şaşırtıcı boyuta varan bir sessizlik oldu. Ruanda'da stratejik çıkarları bulunmayan ABD'nin yaşanan katliamı durdurmak adına hiçbir adım atmaması kendi kamuoyunda bile tepkilere yol açarken, Clinton yönetimi yaşanan hadiseyi 'soykırım' olarak değerlendirmekten kaçınmıştı.

Beyaz Saray'ın basın toplantılarında 'soykırım' ifadesini kullanmama ısrarı, Ruanda'ya yönelik herhangi bir sorumluluğun altına girmemek için bilinçli bir tercihken, bu sendromun oluşmasında, kısa süre önce Somali'de yaşanan başarısızlığın etkileri vardı.

  • 7
  • 14
BM YİNE PASİF BİR TUTUM SERGİLEDİ
BM YİNE PASİF BİR TUTUM SERGİLEDİ

Ekim 1993'de Somali'de iki Black Hawk tipi helikopterin düşürülmesi ve Amerikan ordusunun verdiği askeri kayıplar ABD'ye tam anlamıyla şok yaşatırken, Afrika'da daha temkinli hareket etmesini öğretmişti. Bu korku Ruanda'da nüksederken, ülkede yaşanan olaylara karşı ABD sessiz kalmayı tercih etmişti. ABD'nin körlüğü o dereceye varmıştır ki katliamın yaşandığı günlerde Ruanda'da halkı kışkırtan radyo yayınlarını, ifade özgürlüğüne müdahale olur diyerek kesmeyi bile reddedebilmişti.

Aynı pasif tutum Birlemiş Milletler tarafından da sergilenirken, Batılı devletler Ruanda halkının ölümüne göz yummuştu. Taraflar arasında 'nötr kalmak' gibi ilkesel bir prensibe saplanan BM, bu tarz olayları önleyecek mekanizmalardan yoksun olduğunu ispatladı.

2024 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN