Yemen’den İstanbul’a Uzanan Bir Vefa Öyküsü: Hırka-i Şerif’in 1400 Yıllık Emanet Yolculuğu
İstanbul'un kalbinde asırlardır bir manevi zırh gibi saklanan mübarek Hırka-i Şerif, Sevgili Peyagmberimiz Hz. Muhammed'in (SAV) Veysel Karani'ye bıraktığı 1400 yıllık bir sadakat nişanesidir. Yemen'in sıcak çöllerinden Osmanlı'nın payitahtına uzanan bu kutsal yolculuk, yalnızca pamuklu bir kumaşın değil; bir ümmetin Peygamber aşkıyla ilmik ilmik dokunan ortak hafızasının öyküsüdür. Binlerce Müslüman'ı aynı huşuda buluşturan bu emanet, her Ramazan olduğunu bu mübarek Ramazan ayında da ziyaretçilerini bekliyor...
◾ Hırka-i Şerif, İslam tarihinde "gıyabi muhabbetin" en somut halidir. Sevgili Peygamberimiz (SAV), Veysel Karani'yi hiç görmemiş olmasına rağmen, onun anne sevgisi ve ihlası nedeniyle hırkasının ona verilmesini bizzat vasiyet etmiştir. Bu durum, İslam tasavvufunda "Üveysilik" meşrebinin doğuşuna zemin hazırlamıştır.
Üveysilik ne demek?
Üveysîlik, bir kimsenin zâhiren görmediği kişi veya kişilerden rüya gibi yollarla mânevî eğitim alması ve bu yolla oluşan tarîkat anlamında bir tasavvuf kavramıdır.
◾ Bu kutsal emanet yüzyıllarca Yemen'de korunmuş, fakat bölgedeki karışıklıklar ve güvenlik kaygıları sebebiyle aile önce Şam'a, ardından Irak'a göç etmiştir.
◾ En sonunda ise 1600'lerin başında Sultan I. Ahmed, bu kutsal mirasın payitahtın manevi zırhı olması gerektiğini düşünerek aileyi İstanbul'a davet etmiştir.
◾ Fatih'te yer alan Hırka-i Şerif Camii, bir cami olmaktan çok ötedir. Sultan Abdülmecid, emaneti halktan ayırmamak ama en yüksek saygıyla korumak için sekizgen bir plan seçmiştir, elbette bunun bir anlamı bulunuyor. Bu form, İslam mimarisinde "ebediyeti" temsil etmekte.
◾ Buna ek olarak; cami içinde padişahın istirahat etmesi için bir Hünkar Kasrı ve emanetçiler olan Üveysi ailesi için özel meşrutalar da inşa edilmiştir.
Meşruta ne demek?
"Şart koşulmuş" anlamına gelen meşrûta sözcüğü; cami, kütüphane, sıbyan mektebi, tekke vb. vakıf eserlerde çalışan imam, müezzin, hatip, kayyım, hâfız-ı kütüb, muallim, şeyh, türbedar, mütevelli, muvakkit ve müderris gibi görevlilerin barınması için vâkıf tarafından tahsis edilen evler veyahut odalardır.
◾ Ziyaretçilere verilen o meşhur tülbentler ise rastgele dağıtılmamıştır. Bu tülbentlerin üzerine "Şefaat ya Resulullah" gibi dualar veya özel hat yazıları basılmaktaydı.
◾ Bu tülbentlerin Hırka-i Şerif'e dokundurulmasıyla bir tür "teberrük"ün gerçekleştiğine inanılırdı. Bugün pek çok köklü İstanbul ailesinin sandığında, atalarından kalan bu tülbentler birer aile yadigarı olarak saklandığı biliniyor.
◾ Hırka-i Şerif; yaklaşık 120 cm boyunda, krem/deve tüyü renginde, geniş kollu mübarek bir hırka. Kumaşı, o dönemin Yemen dokuması olan pamuklu ve yün karışımı bir dokudadır.
◾ 2010 senesindeki incelemelerde, kumaşın bazı yerlerinde bitkisel kökenli boyaların kullanıldığı ve liflerin bin yılı aşkın süreye rağmen direncini koruduğu tespit edilmiştir.