Arama

Zekeriya Erdim
Ekim 22, 2021
Baş ya da beyin hırsızları
Sesli dinlemek için tıklayınız.

Âlem ile insan; yaratılış mükemmelliği ve var oluş sistematiği açısından, birbirine benzetilir. Bundan dolayı; "insan âlemin küçültülmüş özeti, âlem insanın büyütülmüş açılımıdır" denir.

Allah'ın âlemleri idare etmesi ile başımızın ya da beynimizin vücudumuzu yönetmesi arasında da benzerlik vardır. Organlarımız ve organizmalarımız; baş kalesinin koruması altındaki beyinde teşekkül eden isteğe ve iradeye göre vaziyet alır.

Ülkeler ve toplumlar da âleme ya da insana benzer. Kadrolardan ve kurumlardan oluşan gövdeler, adına lider dediğimiz başlar ya da beyinler tarafından yönetilirler.

Hayatın bütün alanlarını ve konularını kapsayacak, kuşatacak şekilde; dünyayı yönetenlerin, toplam nüfusun yüzde iki buçuğu yahut üçü civarında olduğu söyleniyor. Eskiden beri, onlara; "liderler, önderler, seçkinler, soylular" gibi isimler yahut sıfatlar veriliyor.

Bizim, Osmanlı dönemindeki "Enderun" mektebine talebe (öğrenci) alınırken; kırk çocuktan biri seçiliyordu. Onlar, teori-pratik dengesi kurularak verilen çok yönlü eğitimlerle; "devlet adamı" olarak yetiştiriliyordu.

Modern dünyanın ortak kabulüne göre; "üstün yetenekli" kimselerin, aynı şekilde, yüzde iki buçuk-üç civarlarında olduğu söyleniyor. Toplum ortalamasının altında kalanlar ile üstüne çıkanlar için düşünülen ve düzenlenen mevzuata, müfredata; "özel eğitim" deniyor.

Son yıllarda, giderek daha yoğun ve yaygın bir şekilde; şirketler, devletler, istihbarat örgütleri "beyin avcılığı" yapıyorlar. Potansiyeli yüksek kimseleri, çok yönlü ve yakın takibe alıp; doğru zamanda olta atarak, balık gibi avlıyorlar.

Bu amaçla, özel metotlarla ve usullerle; "yetenek avcıları" yetiştirildi. İhtiyaca uygun adam avlama işi; başlı başına bir "sektör" haline getirildi.

Bir de üstün yetenekli çocukları ve gençleri, çekirdekten yetiştirip "ihraç" eden kurumlar var. Vakıf, dernek, kulüp, kahvehane, kitabevi, hatta okul kimliği ile faaliyet gösterip; kelimenin tam anlamıyla, "grup avı" yapıyorlar.

Onlar, sütün kaymağını toplayıp kestirme yoldan yağ yaparlarken; biz, kollarımız koparcasına yayık sallıyoruz. Elması, yakutu yâd ellere kaptırıp; demirle, kömürle baş başa kalıyoruz.

Bir başka ifadeyle; başımız, beynimiz çalınıyor. Bunun için bir bedel de ödenmiyor; aksine, devletten ve milletten ücret bile alınıyor.

Finansal sermayelerimiz; Türk lirası ya da döviz olarak, yüksek güvenlikli kasalarda, koruma altına alınmakta. Sosyal sermayelerimizin en değerlileri ise; "yabancı misyon" temsilcisi kişiler ve kurumlar tarafından çalınmakta.

Geçtiğimiz günlerde; ülkeler arası anlaşmalar çerçevesinde, özel statüye sahip bir devlet okulunu ziyaret ettik. Yakında göreve başlayan Müdür'e başarılar dileyip; kurumun hal ve gidişi hakkında bilgi edinmek istedik.

Fıtri potansiyeli yüksek gençlerimizi bünyesine çeken, yıllardır "beyin takımı" içinde yer almış aydınları, yöneticileri yetiştiren bu kurumun; güncel durumunu merak ediyorduk. Aslında, gönlümüze su serpecek iyi şeyler duymak istiyorduk.

Anlaşılan o ki; eğitim cephemizin en önemli kalelerinden biri, henüz kurtarılamamış. Külfeti bizim bünyemizden yahut bütçemizden çıkıyor olmakla birlikte; nimeti, devletin ve milletin kazanç hanesine yazılacak kadar yerli olamamış.

Yakın zamanda, İstanbul'da iş yapan Iraklı bir Müslümanla tanıştık. Ümmet coğrafyamızın, perişan hal ve gidişi hakkında konuştuk.

Dost ve kardeş ülkelerin istiklali ve istikbali konusunda; Türkiye'den rehberlik, önderlik bekliyordu. Yürekten bir söyleyişle; "Siz, Türk-İslâm dünyasının başısınız, beynisiniz" diyordu.

Ona, sefere çıkanların çoğunun, kirli sulardan içip zehirlendiklerini söyleyemedik. "Başımıza balyoz indi, beynimize şok saldılar; irademizi ipotek altına alıp, hafızamızı çaldılar" diyemedik.

Onun yerine; bir zamanlar, çocuk yaştaki Hz. Davut'un attığı sapan taşının, tarihin seyrini değiştirdiğini hatırlattık. Az sayıda doğru adamın, çok sayıda yanlış adamı organize ederek; herkese ve her şeye rağmen, iyi şeyler yapmaya çalıştıklarını anlattık.

"Siz, onlardan biri misiniz?" diye sordu. Muhtemelen; ümidini ve güvenini tazeleyecek, takviye edecek bir cevap vermemizi umuyordu.

Gönül rahatlığı ile "evet" yahut "hayır" diyemedik. "İnşallah olmaya ve bulmaya çalışıyoruz" diye kekeledik.

Hiç tereddütsüz; "Beni de yaz, birlikte arayalım" dedi. Yolunu, yordamını konuşmak için; yakında tekrar buluşmak istedi.

Peşine düşülüp aranacak, bulunacak, geri alınacak çok şeyimiz var; giderek de artıyor, birikiyor. Kaybettiğimiz değerleri geri kazanmak, kazandığımız değerleri korumak ve yeni değerler üretmek için; bir güne, üç mesaiyi sığdırmamız gerekiyor.

Zekeriya Erdim

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2022 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN