Arama

Zekeriya Erdim
Eylül 27, 2021
Bahçe sahipleri
Sesli dinlemek için tıklayınız.

Eskiden, anmaya ve anlamaya değer kişilerle ilgili "vefa" günleri yahut geceleri; vefatından sonra, genellikle de ölüm yıldönümlerinde yapılırdı. Hayatından önemli kesitler sunulur; yaptığı hizmetler, verdiği mücadeleler anlatılırdı.

Son yıllarda, bunu o kişilerin sağlığında yapma; minnet ve şükran duygularını yüz yüze sunup, yeni nesillere "rol model" olarak gösterme anlayışı ve alışkanlığı gelişti. Kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları ve özel sektör firmaları aracılığıyla; yeni bir anma ve anlama geleneği oluştu.

Taze bir örnek olarak; hukukçu, sivil toplumcu, dava adamı kimliği ile tanıdığımız Muharrem Balcı ağabey için düzenlenen vefa programına iştirak ettik. Bildiğimiz, bilmediğimiz yönleriyle; hocalarının, dostlarının, arkadaşlarının, talebelerinin hakkındaki güzel şahitliklerini dinledik.

Bir bakıma, musalla taşına konulmadan önce "ibra" edildi. Emeklerinin boşa gitmediği, dil ile ve hal ile gösterildi.

Kendisiyle, 1973 yılının sonbaharında tanışmış; Topkapı Atatürk Öğrenci Yurdu'nda, aynı odada kalmıştık. Yıllar boyu devam eden dostluğumuza ilave olarak; 28 Şubat sürecinde, eğitim sektöründe, mağdur edilen kadrolar ve kurumlar için, uzun soluklu hukuki destek almıştık.

Sonuç olarak; iyi bir insan, iyi bir Müslüman, iyi bir dava adamı olduğuna biz de şahitlik ederiz. Yetiştirdiği "genç hukukçular" grubundan da böyle örnek ve öncü şahsiyetlerin çıkmasını dileriz.

Vefa programıyla ilgili sunumlar arasında, "bahçe sahipleri" kıssasına da yer verildi. İyi okunması ve anlaşılması tembihi yapılarak; onlar gibi olmamanın gereği ve önemi belirtildi.

Bu vesileyle; Kalem suresi ayet 17-33 arasını bir kere daha okuduk. Allah'ın kullarına verdiği mesajı ve muhtevayı yeniden hatırlamış olduk.

Bahçe sahipleri; "Allah izin verirse" şerhini düşmeden, sabah erkenden gidip mahsulü toplamayı planlıyorlar. Birbirlerini ikaz edip; "Aman ha, yoksullar (ihtiyaç sahipleri) görmesinler, duymasınlar" diyorlar.

Allah (cc), onlar gitmeden önce bir afet göndererek; bahçeyi kesilmiş, kurumuş ve ürünü zayi olmuş hale getiriyor. Böylece; mülkün ve saltanatın gerçek sahibinin kim olduğunu gösteriyor.

Oraya varıp, vaziyeti gördüklerinde; önce hayret ve dehşet içinde kalıyorlar. Sonra, gafletleri ve ihanetleri yüzünden cezalandırıldıklarını anlayıp; "Yazıklar olsun bize, gerçekten azmış ve sapmıştık" diyorlar.

Tarih boyunca; bahçe (güç ve imkân) sahiplerinin ikiye ayrıldıklarını görüyoruz. Kimilerinin, "cimrilik" yapıp ihtiyaç sahiplerini ihmal ettiklerine; kimilerinin de "cömertlik" yapıp, ellerinde ne varsa paylaştıklarına şahit oluyoruz.

Aslında, hemen her birimizin; bağları ve bahçeleri var. Canımız, malımız, makamımız, imkânımız, bilgimiz, becerimiz, kısaca Allah'ın lütfu ve ikramı ile sahibi yahut emanetçisi olduğumuz her şeyimiz; bu tarifin ve tanımın içine giriyorlar.

Kimileri var ki; toprağı mümbit, suyu bol, iklimi ılıman ovalardaki uçsuz bucaksız bağları elinde tutuyor da yüreği yanmış yolcuya bile bir salkım üzüm ikram etmiyor. Acı doyurmuyor, açığı giydirmiyor, düşenin elinden tutmuyor.

Kimileri de var ki; kurak topraklarda kuyu kazıp su çıkarmış, bahçe yapmış. Ömrünü hayra, hizmete adayıp; tohum atmış, fide ekmiş, fidan dikmiş.

Mahsulünü, yedi kıtanın yetmiş iki buçuk milleti ile paylaşıyor. Kendisi için değil, başkaları için yaşıyor.

Sahih iman, salih amel, sağlam duruş bütünlüğü içinde; kavli ve fiili dualarla, insanlara dünyada "şefaat" ediyorlar. Yaptıkları ve yaşadıkları şeyler üzerinden; hayatı anlamlı ve değerli hale getirmenin yolunu, yordamını gösteriyorlar.

Din ve devlet, vatan ve millet, dünya ve insaniyet; onların omuzları üzerinde duruyor. Isıtan, aydınlatan, hayatın ana unsurlarından biri olan güneş; böyle iyi insanların yüzü suyu hürmetine doğuyor.

Onları sağ olduklarında da öldüklerinde de anmalı, anlamalı, hayırla yâd etmeliyiz. Önden gidenlere "vefa" gösterip, arkadan gelenlere gönül huzuru ile "veda" edebilmek için; biz de istifadeye açık bahçeler yapmalı, ağaçlar dikmeli, tohumlar atmalıyız.

En nadide ürünümüz; "kalite ve kariyer sahibi insanlar" olmalı. Biz durduğumuzda ya da düştüğümüzde; nöbeti de, bayrağı da onlar devralmalı.

O zaman; Hz. Peygamber(sav) gibi, "Şahit ol ya Rabb" diyebiliriz. Amel defterimizin açık tutulacağı ümidi ve temennisi ile; ölümün ayrılık olmadığını söyleyebiliriz.

Zekeriya Erdim

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2024 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN