Arama

Bir , bin FETÖ hikayesi

Bir FETÖ, bin FETÖ hikayesi

Edebi tür olarak, hikâye; "yaşanmış ya da yaşanması mümkün olan olaylar" demektir. Burada, üzerinde durmaya çalışacağımız konu; her iki anlamı da ihtiva etmektedir.

Öncelikle kişileri, kurumları, olayları, durumları "değerlendirme ve dile getirme biçimi" hakkında; zaman zaman, hatta sık sık karşılaştığımız arızalı yaklaşımları hatırlayalım ve hatırlatalım. Eğer başarabilirsek; biz, dünyaya ve içindekilere, bu yanlışlara düşmeden, doğru bir pencereden bakalım.

Birincisi; söylenmesi gereken yerde susup, susulması gereken yerde söylemek. İlgilileri, yerinde ve zamanında "ikaz" etmek yerine; arkadan konuşup "gıybet" yumağını büyüterek, fitneyi körüklemek.

İkincisi; "işine geldiği gibi" okuma, anlama ve anlatma kurnazlığı. Sözün ya da hareketin önünü, arkasını kırpıp; eksik bilgi ile algı oluşturma ve hüküm verme haylazlığı.

Bir de bilerek, isteyerek farklı gösterip; olayı, durumu "çarpıtma" yahut "istismar" etme ciheti var. Bir başka ifadeyle, buna; "suret-i haktan görünüp batıla hizmet etme" diyorlar.

Geçtiğimiz günlerde; bize bütün bunları hatırlatan bir örneğe şahit olduk. Muhtemel tehlikelere dikkat çekerek, devleti ve milleti uyandırmaya çalışan bir ilim adamına yapılanları görüp; hayret ve dehşet içinde kaldık.

HAKİKATİ SÖYLEMENİN BEDELİ

hain darbe girişiminin ve şanlı halk direnişinin dördüncü yıl dönümü münasebetiyle; televizyonu tarafından, özel bir program yapıldı. Söz konusu programa; İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Köse hocamız da katıldı.

Bu vesileyle; devlet ve millet olarak, 15 Temmuz'dan yeteri kadar "ibret" almadığımızı ve "ders" çıkarmadığımızı söyledi. Farkında olma ve sorumluluk duyma halinin dışa yansıması olarak; "Bir FETÖ gitti, bin FETÖ geliyor" dedi.

Aslında bu; toplumun önemli bir kesiminin perde arkasında kaynayan yahut fokurdayan "sızlanma" ve "söylenme" durumlarını, sloganlaştırıp perde önünde özetleme anlamına geliyordu. Ayrıca, bir istatistiki bilgiden ve sayısal veriden ziyade; "benzerlik" ve "çokluk" ifade ediliyor, aynı hatalar tekrar edilmesin ve aynı hallere yeniden düşülmesin diye dikkat çekiliyordu.

Bunun üzerine; yoğun ve yaygın bir "linç kampanyası" başlatıldı. Kendisiyle birlikte, eşine ve çocuklarına da dil uzatıldı.

Bir yandan, Ferman Karaçam dostumuzun veciz ifadesiyle; "Sosyal medya denilen yarasalar mağarasının izbe kovuklarına gizlenmiş FETÖ artıkları, kendilerini suret-i haktanmış gibi göstererek Ali Hoca'yı linç etmeye kalkıştılar". Öte yandan, cemaatini yegâne "fırka-i nâciye" ve liderini yahut mürşidini biricik "gavsu'l-âzam" gibi gören, nasırına basılmış veya yarası kanatılmış kimselerin refleksiyle feryat eden bazı çevreler; aynı cephede saf tutup, yıpratma kampanyasına katıldılar.

Sakalsız, bıyıksız olmasını delil gösterip; dinini, imanını sorgulayanlar oldu. "Laik, seküler, tasavvuf düşmanı, ehl-i sünnet karşıtı" gibi ağır ithamlarda ve iddialarda bulunuldu.

Oysa biz biliyoruz ki; kelimenin tam anlamıyla sağlam ve güvenilir bir Müslümandır. Kendisinin, ailesinin, yakın çevresinin; kitabı yazılacak kadar anlamlı ve değerli bir din, devlet, vatan, millet mücadelesi geçmişi vardır.

Allah ve kul indinde şahitlik ederiz ki; sahih iman, salih amel, sağlam duruş niyeti ve gayreti içindedir. Farkında olduğu kadar sorumluluk hissedip, görevini hakkıyla yerine getirerek; vebal riskinden uzak durmanın ve mümkün mertebe rıza-i ilahiyi bulmanın peşindedir.

BU İLK VE TEK UYARI DEĞİLDİ

Aslında, benzeri oluşumlar ve 15 Temmuz cinsi kalkışmalar konusunda; bu ilk ve tek uyarı değildi. Muhtelif kişiler ve kurumlar tarafından, değişik zamanlarda ve zeminlerde; tehlikelere dikkat çekildi, endişeler dile getirildi.

Mesela, 2014 yılında, söz konusu örgütün henüz "paralel yapı" olarak tanımlandığı günlerde; 'da, 'nde, bir "Milli İrade Platformu" toplantısı yapıldı. Yüz elli sivil toplum kuruluşundan, üç yüz temsilcinin bulunduğu bir ortamda; dönemin Başbakanı'nın giriş konuşmasından sonra, büyük ölçekli vakıfların ve derneklerin başkanlarına mikrofon uzatıldı.

Orada konuşan kanaat önderlerinden biri; önemli mesajlar vermişti. Bir yandan, "her hal ve şart altında milli iradenin yanında olunacağı" vurgusunu yapmış; öte yandan, "Bir paralel yapının vesayetinden kurtulmaya çalışırken başka paralel yapıların tezgâhlarına, tuzaklarına düşmek istemiyoruz; bu konuda gereken tedbirler alınsın" demişti.

Ayrıca, bu olayda ortaya çıkan linç kültürünün; yakın geçmişte yaşanmış başka örnekleri de var. Kendi doğrularının dışında kalanları "din dışı" ilan edenler; ilim ve irfan ehli insanları itibarsızlaştırıp, konuşmaktan ve yazmaktan men etmeye çalışıyorlar.

Onlar; birkaç yıl önce, dönemin Prof. Dr. hocaya da aynı şeyleri yapmışlardı. "Bu makama, bundan daha tehlikeli birinin gelmediği" iddiasında bulunmuş; "dine, devlete, vatana, millete, ulemaya, ehl-i sünnete sadık olmadığı" iftirasını atmışlardı.

Kur'an Çalışmaları Vakfı tarafından gerçekleştirilen "Hayatın Anlamı İman" konulu sempozyum; organize bir şekilde sabote edilmişti. Mekân tahsisi yapan belediyeye tepki telefonları yağdırılarak ve yönlendirilmiş ekiplerle salon basılarak; ilahiyat hocası tebliğcilerin, tebliğlerini sunmaları engellenmişti.

Bu hal ve gidiş; kıvılcımı yangına dönüştürüp ormanı yaktıracak ve bizi "kolay yutulur lokmalar" durumuna düşürüp birilerinin iştahını kabartacak kadar tehlikelidir. Farkında olunmazsa ve tedbiri alınmazsa; geçmişte yaşananlar, gelecekte de aynen yaşanabilir.

Eğer samimi isek; hepimiz, Kur'an ve Sünnet zemininde buluşalım. Yalanı, dolanı, hileyi, hurdayı, ithamı, iftirayı, hurafeyi, menkıbeyi bir kenara bırakıp; bizi sırat-ı müstakime ulaştıracak hakkı ve hakikati konuşalım.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2020 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN