Arama

Nasıl bir dünya isteriz?

Nasıl bir dünya isteriz?

Yeryüzüne "kul" ve "halife" olarak gönderilen insanın, imtihanlarla dolu dünya hayatı; ana rahminde başlayıp, mezara kadar devam eden bir "oyun" ve oyalanmadan ibaret. İlim ve hikmet sahipleri tarafından, "düğün gecesi" olarak tanımlanan ölüm ise; fâni âlemden bâki âleme geçiş, geçici olan gurbetten kalıcı olan vuslata "hicret".

Bu uzun, ince yolu ve yolculuğu; "dün-bugün-yarın" denklemi, "geçmiş zaman-şimdiki aman-gelecek zaman" değerlendirmesi içinde yaşıyoruz. Dünü "ibra", bu günü "ihya", yarını "inşa" ederek; hiç ölmeyecekmiş gibi "dünya" için, her an ölecekmiş gibi "ahiret" için gayret göstererek; engelleri aşa aşa, menzile doğru koşuyoruz.

Şimdilerde, yeni bir "miladi takvim" yılının eşiğine geldik. Her birimiz, "yılbaşı" yahut "noel" duruşu ile "hicri takvim" yahut "Mekke'nin fetih yıl dönümü" direnişi arasında; geçmişi değerlendirme, geleceği yeniden temellendirme sürecine girdik.

İki farklı, zıt, hatta düşman kimliğin, kültürün, medeniyetin "değerler çatışması" ikliminde yahut ortamında; yıkılmadan, yok olmadan, var oluşumuzu devam ettirmenin peşindeyiz. "İndirilen" ile "uydurulan" arasında, "gerçek" olan ile "geçerli" sayılanın ortasında tercih, temsil ve tebliğ bunalımı yaşayarak; akıntıya kapılıp kaybolma yahut aykırı kalıp kenara atılma endişesi içindeyiz.

Görünen o ki, "küresel köy" haline gelen dünyada ve insanlık âleminde; hak ile batıl, iyi ile kötü, hayır ile şer arasındaki amansız "mücadele" sürüp gidiyor. Ana yurdumuz ve yuvamız olan ülkemizde ve toplumumuzda ise; "demokrasi savaşları", hayatın bütün alanlarında ve konularında, renkten renge kalıptan kalıba girerek, olanca hızıyla ve şiddetiyle devam ediyor.

Bu hal ve gidişin farkında olanlar var, olmayanlar var. Kimileri, çağdaş İbrahimleri ateşe atmaya çalışıyor; kimileri de yangını büyütmek için odun veya söndürmek için su taşıyorlar.

Yapılması gereken; her günün, haftanın, ayın, yılın başında ve sonunda yaşadığımız dünyaya yeniden bakmak. Yeryüzünü kendimiz, çocuklarımız, torunlarımız için daha "yaşanılabilir" hale getirmek amacıyla; sorumluluk silahını kuşanıp, yeni fetihlere çıkmak.

BİZE SORSALARDI?

Hani masallarda, çokça kullanılan bir kurgu vardır. Sihirli değnek, taş, yüzük, kolye yahut şişeden çıkan cinden söz edilip; olayın kahramanına, "dile benden ne dilersen" dendiği anlatılır.

Bir de değneğini havaya atıp, yere düşünceye kadar padişah olmayı hayal eden bir çoban hikâyesi var. Sonunda padişahın huzuruna çıkıp, bu yetkiyi aldığını ve değneğini havaya atarak, yere düşünceye kadar üç kere "Bursa kestaneleri vakıf" diye bağırdığını rivayet ediyorlar.

Bir an için, bu masalların ve hikâyelerin gerçek olduğunu var sayalım. Kendimize, elimizde güç ve imkân olsaydı "nasıl bir dünya isterdik" sorusunu soralım?

Yeryüzünü yeniden "imar" etmek mümkün olsaydı, bu güne kadar yaptıklarımızı gene yapar mıydık? İnsanın, hayvanın, bitkinin, havanın, suyun, toprağın fıtratını yahut kimyasını bozup ifsat ederek; süte sirke, bala katran katar mıydık?

Gene böyle hırsızlıklar, yolsuzluklar, ahlaksızlıklar, zulümler, işkenceler, haksızlıklar, yalanlar, dolanlar, vefasızlıklar, gasplar, cinayetler, şiddetler, savaşlar, sömürüler, sefaletler, sürgünler, soykırımlar, işgal edişler olur muydu? Kan gölüne, ateş seline dönüştürülen yurdunu ve yuvasını terk edip; yeni sığınaklar, barınaklar aramak için yollara düşen annelerin, babaların, çocukların cansız bedenleri sahillere vurur muydu?

Herkes için huzurlu ve güvenli bir dünya kurabilir miydik? Dengeyi ve düzeni bozanların yakasına yapışıp, yaptıklarının ve yapmadıklarının hesabını sorabilir miydik?

ŞİMDİ NE YAPMALI?

Bütün bu ve benzeri sorulara verdiğimiz, vereceğimiz cevaba göre; bir "temel duruş" belirlemeliyiz. Eksiklerimizi tamamlayarak, yanlışlarımızı düzelterek; bugün dünden, yarın bu günden daha iyi olmanın niyeti ve gayreti içine girmeliyiz.

Herkes kendi cephesinde, verilmesi gereken savaşı vermeli. İyiliği ve iyileri çoğaltmak, kötülüğü ve kötüleri azaltmak; daha fazla kişinin ortak derdi ve davası haline gelmeli.

En olumsuz şartlar altında bile, mazeretlerin arkasına sığınmamalıyız. Kavli ve fiili duaya kendimizden başlayıp; ikinci, üçüncü şahıslara güvenmemeliyiz.

Her birimiz kendi kapımızın önünü temizlersek, bütün dünya temiz olur. Ürettiğimiz iyilik de kötülük de önce bizi, sonra başkalarını bulur.

Tohumu toprağa atıp filize, fideye, ağaca, meyveye dönüştürecek olan; bizim çabalarımızdır. Kul için, dünya ve ahiret âleminde; sadece kendi emeğinin karşılığı vardır.

Gelecek günlerde, haftalarda, aylarda, yıllarda "daha iyi bir dünya" istiyorsak; bunun mücadelesini vermemiz gerekir. Doğal ve doğru bir bakışla; iyilerin kötülerden daha akıllı, cesur, gayretli, fedakâr olmaları beklenir.

Yeni yıla, yeni bir "seferberlik" ruhu ile girelim. Dünyanın dört bir yanında, ümit ışığı bekleyen mazlumlara ve mağdurlara; kodları sahih iman, sâlih amel, sağlam duruş denkleminde mevcut olan "huzur ve güven" ikliminin tohumunu, toprağını verelim.

Ey gönül seferberi, tut ipini mabudun. Siz ey tüm sevgililer, ağlamayı unutun.

Sultanlar sultanına el açsanız yeridir. Oturup dizin dövmek, âcizin kaderidir.

Bin kez melül olsak da, bu sevda yolundayız. Ölmeye hakkımız yok, yaşamak zorundayız.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2020 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN