Arama

Hat san’atı’nın büyük isimleri - 52

Mîr İmâdü’l-Hasenî

Hat san’atı’nın büyük isimleri - 52

Safevîler devrinin, dolayısıyla Îran'ın, şimdiye kadar gelip geçen nesta'lîk hattatlarının en önde geleni olan Mîr İmâd, Kazvin şehrinde doğdu. Babası, Safevî devletinin idârî işlerinde vazîfe almış bulunan Kazvinli Seyfî âilesinden İbrahimü'l-Hasenî'dir. Zamanın ilimlerini tahsîl etdikden sonra Tebriz'e giderek Muhammed Hüseyn-i Tebrîzî'den meşk edip nesta'lîkın inceliklerini öğrendi. Bu arada, daha önceleri yaşamış olan hat üstâdlarından Mîr Ali Herevî ve Baba Şah Isfahânî'nin eserlerini inceleyerek onların yazılarındaki istikrar, metânet, yumuşaklık ve tatlılığı kendi yazılarına kattı; böylece, şahsî üslûbunu ortaya koydu.

Bir aralık, Tebriz'i terk eden san'atkâr, Hindistan, Herat, Horasan ve 'a seyahatlerde bulundu. Kazvin'de yazı dersleri vermeğe başladığı sırada, Isfahan Safevîler'in taht şehri olunca, birçok âlim ve san'atkâr gibi Mîr İmâd da oraya gitdi. Hat san'atındaki mevkıi dolayısıyla Şah I.Abbâs tarafından saraya kabûl edildi. Saray kâtibliği ve hattatlığı sırasında Şâh'ın çocuklarına ders verdi, kitaplar istinsâh etti. Ayrıca dışardan gelen talebelerin yetişmesine yardımcı oldu. Bunlar arasında oğlu Mîr İbrahim, kızı Gevherşâd, yeğeni Abdürreşid Deylemî, Nûreddin Muhammed Lâhicî, Abdülcebbâr Isfahânî ve İmâd üslûbunu 'a taşıyan Buhâralı Derviş Abdi gibi hattatlar sayılabilir. Yeri gelmişken, nesta'lîk hattının Osmanlı Türklerinde sadece ta'lîk olarak anıldığını hatırlatmalıyız.

Mîr İmâd, sarayda çok sevilmiş, takdîr edilmiş, Şâh'ın kendisine gösterdiği yakın ilgiye şiirleriyle cevap vererek bu sâhada da dikkati çekmişti. Kendisinin san'atta ve Şâh Abbas nazarında kazandığı îtibârı çekemeyenler onların arasını açdılar; bâzı kaynaklara göre, bunda mezheb ihtilâfının da rolü oldu. Bu yüzden Mîr İmâd katledildi; parçalanıp ortada kalan nâşı Isfahan'daki Maksud Bîg Câmii'nde toprağa verildi. Bu acı hâdiseyi duyan Hind hükümdârı Cihangir, gözyaşlarıyla: "Eğer onu bana sağ olarak verselerdi, ağırlığınca mücevher verirdim" demişdir.

İmâd'dan sonra, Îran sâhasında hiçbir hattat, onun kıt'a ve kitab yazılarında kullandığı harflerin en, boy, çanak, keşîde ve satır anlayışında ortaya koyduğu kāidelere bir yenilik ilâve edememiştir. Şöhreti daha hayatdayken civâr ülkelere yayılan san'atkârın üslûbu, Osmanlı ülkesinde de çok benimsendi. Hattâ kendisinden sonra onun vâdisinde ustalık gösteren bâzı Türk hattatları İmâd-ı Rûm (Anadolu İmâdı) lakabıyla anıldı. Bu hâl Yesârî Mehmed Es'ad Efendi'ye (ö.1798) kadar süregeldi.

İmâd'ın kitap, risâle, murakkaa ve kıt'a türü birçok yazısı günümüze ulaşmışdır. Eserlerinden latîf örnekler İstanbul, Tahran, Sen Petersburg, Paris… gibi şehirlerin müze, kütübhâne ve husûsî koleksiyonlarında mevcûddur.

Mîr İmâd'ın henüz Kazvin'deyken Receb 1008 (Ocak 1600)'de yazdığı ve burada gördüğünüz latîf
mâil kıt'anın meâli şöyledir: "Düşmanını yok etmek istersen, önce servetin düşmanı olmalısın. Akıl sahiplerinden nakledildiği kadarıyla, düşmanı yok etmek, mala düşman olmakla mümkündür." (Resim 1).

Mîr İmâdü'l-Hasenî gibi bir üstâdın bile, elindeki melekenin kaybolmaması için, Îran sâhasında siyah meşk tâbir edilen karalama yapmayı âdet edindiği görülmektedir (Resim 2).

Resim 1: Mîr İmâd'ın nesta'lîk mâil bir kıt'ası.

Resim 2: Mîr İmâd'ın nesta'lîk bir karalaması.

Prof. Uğur Derman

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2020 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN