Arama

Yeniçağ’da üç devir

Yeniçağ’da üç devir

(1) Ortaçağ için yaptığımız gibi, Yeniçağ din dışı ile çağdaş küreselleştirilen İngiliz-Yahudî medeniyetlerini de devirlere ayırıyoruz. Böylesi ayırmalar, tarihi daha seçikce anlayıp değerlendirmemize imkân tanır. Bu cümleden olmak üzre, Yeniçağ din dışı Batı Avrupa medeniyetini üç devir hâlinde mütâlea ediyoruz: Erken devrin başlangıcı, Ortaçağdan Yeniçağa geçiş tarihi olarak kabul ettiğimiz 1500dür. Bu tarih dolaylarında Ortaçağ Avrupasının hâkim toplum-kültür-siyâset manzarası demek olan derebeğliği, en azından, Batı Avrupadan silinmiş görünüyor. 1150'ler ile 1200'lerin İtalyan sâhil şehir devletciklerinden Kuzey yoluyla , Felemenk ile Baltık kıyılarına doğru yayılan merkantilist ticâret usulü, 1500 küsûrlarda Güney, Batı, Orta, Doğu ile Kuzey Avrupanın belli başlı bütün ülkelerinde artık geçer akcaydı. Ticâretin temel ölçüsü altın ile gümüş esâsına dayalı paraydı. Özellikle tâze keşif Amerikadan taşınıp getirilen altın ile gümüş, ülkeler arasındaki ticâret ile servet dengelerini büyük çapta etkileyecekti. Mal - mal takasına dayalı köhne merkantilist usulünün yerini, altın ile gümüş pâyândâsına yaslanmış para merkantilisminin alması, Batı ile Orta Avrupa ülkelerine eski hasımları ile rakîpleri olan Dârulİslâmın karşısında ilk defa üstünlük sağlamak imkânını tanıyacaktı.

Para, mala irtibâtlanmaktan kurtulup kendi başına değer olma durumuna gelmiştir. Bundan böyle altın yahut gümüş arkalı paraya dayanılarak ticârî muâmeleler yürütülmektedirler. Giderek, para arkalı, onu temsil eder nitelikte senet ve benzeri 'değerli kâğıtlar' piyasaya sürülmeğe başlanacak. Böylelikle metâanın yerini mâlî piyasa alır olmuştur. Gerçek değer olan metâanın takas edildiği mahal, pazar yeridir. Buna karşılık, sunî bir değer ölçüsü olan paranın tedâvüle sokulup el değiştirdiği, demekki mâlî işlemlerin yürütüldüğü kuruluş, bankadır. Paranın git gide belli özel ile tüzel ellerde toplanır olması, gerçek anlamda sermâyenin teşekkülünü sağlamıştır. Buradan da para sermâyesinin, Yeniçağ'ın 'Klasik' devrinde öncelikle İngilterede ortaya çıkan sermâyeciliğe zemin hazırladığını görüyoruz.

Ticârî muâmele yürütmek maksadıyla kişinin yahut şirketin elinde bulundurduğu kullanılabilir metâa yahut para cinsinden iktisâdî değere 'sermâye' denir. Mal-mülk, yanî metâa çeşidinden olan sermâye 'anamal'dır. Buna karşılık, paraya dayalı sermâye 'anapara'dır. Bunlardan birincisi eski olmasına karşılık ikincisi yeni tür sermâyedir. Metâanın özellikle günümüzden önceki çağlarda nakli ve muâmeleye sokulması müşkil bir işdi. Para yahut ona dayalı senet, gerek kısa gerekse uzun yol ticârete ivme kazandırıp rahatlık ile güven sağlamıştır. Mâlî muâmelelerin kökleri Onbirinci yüzyıl İslâm medeniyetine değin gerisin geriye uzanmaktadır gerçi. Ancak, paranın yerini tutan 'değerli kâğıt'la ticârî muâmele yürütme başarısı, Haçlı Seferleri sırasında Filistinde olgunlaştırılmış bir ruhbân-savaşcı teşkilât olan Tapınakcılara[1] nasîb olmuştur. Mâlî sermâye oluşturma ve senetle ticâret yapma usulünü İtalya ve bilâhare Fransa üzerinden Avrupaya sokan da yine onlardır. Nihâyet bu tutum ile usulün kurumlaşmaları, Yeniçağ'ın 'Klasik' devrinde gerçekleşmiştir.

Din, oldum olası, yeryüzünün her yerinde olduğu üzre, bütün Avrupada da, gerek toplumun kurulu düzeni olarak gerekse bireyin hem kendine, hem yakın ile uzak efrâdı ve öteki varolanlara her ân takındığı tavırları ile davranışlarını belirleyen ana manevî-maddî etken olma keyfiyetini Yeniçağın ortalarına değin taşıyagelmiştir. Yeniçağın 'Erken' devrinde baş gösterip sonlarındaysa iyice belirginleşen, az önce bahsettiğimiz vasfıyla dinin, yaşama gündeminden git gide sürülüp çıkarılması vakası, toplumun kurumsal genelinde olduğu kadar, onu oluşturan teklerin dahî gönüllerinde kırılmalar ve yetki ile rehberlik boşlukları yaratmıştır. Dinin, demek ki Tanrının veya Onu temsil iddiasını güden kişinin yahut kurumun, öncelikle manevî ve buradan doğup gelişmiş maddî yetkililik ile rehberlik iktidarını yitirmesi, Batı Avrupanın kimi ruhbân-olmayan toplum sınıflarına neredeyse sonsuz, sınırsız hamle ile teşebbüs kapılarını ardına dek açmıştır. Bahse konu Klasik Yeniçağ anlayışının Fransızcada düstûrlaştırılmış şiârı, Türkceye "bırakınız ne yaparlarsa yapsınlar" şeklinde aktarabileceğimiz, "laissez-faire"dir.

  1. "Bırakınız ne yaparlarsa yapsınlar" şiârı, kalblerin mühürlenip ruhların kararacağı günlerin şaşmaz habercisiydi. Besini ile gücünü, insanın en insanî hasleti olan vicdânın köreltilmesi ile 'utanma'nın dumûra uğratılmasından almıştır: 'Vicdânın sızlamadıktan' ve dahî Hadîsin dediği üzre, "utanmadıktan sonra, ne yaparsan yap!"[2] Sonuçta, içi boşalıp kalbsizleşen, gönlünden uzaklaşan insan, beşerleşmeğe doludizgin yol alır olmuştur. Beşerleşmenin barîz alâmeti, maddeye taparlıktır. Bunun da tezâhürü servet düşkünlüğü ile avcılığıdır.

Servet edinme ile zenginleşmeye doğru hamle, karşı konulamaz ihtirâs olmuştur. Bir yanda, yeğin bir olumsuzluğu ifâde eden, dinmek bilmez daha fazla servet edinme hırsı, öbür taraftaysa, insanı hayrete düşürecek raddede olumlu bir duygu durumu, karşı durulmaz bir merak güdüsü, Batı ile birtakım olağanüstü yiğit adamları, ufuklarının ötesi kesinlikle bilinmez uçsuz bucaksız azgın suları aşmaya sevk etmiştir. 1500 ile 1550 arası 'Erken' devir Yeniçağının en baskın özelliği olarak iki hususa işâret edilebilinir; bunlardan birincisi servet avcılığı, öbürüyse gerek geçmişiyle gerekse o günüyle dünyayı fizik ile coğrafî bağlamlarda bilme tutkusu. 1450'lerde baş gösteren bu tutkuya kapılmış kişilerin, denizler ile karaları keşfetme etkinliklerinin olgunlaştığı ve yapıp ettikleri üstüne düşünüp taşınarak bunların anlamını ortaya koymaya başladıkları dönem 1550'lerdir.

Yeniçağın 'Klasik' devri olan 1550 ile 1700 arası, düşünce ve eylem bakımından binlerce yıllık Avrupa tarihinin en ilgi çekici, verimli ve hareketli iki döneminden biridir.[3] Musıkîde, resimde, heykeltraşlıkta, mimârlıkta, keşîfte, icâtta, mekanikte, gökbilimde, doğa araştırmalarında, mantık ile matematikte ve nihâyet metafizikte tarihin kalburüstü dimâğları işte şu yüz elli yıl kadar kısa sürede boy göstermişlerdir.

Yeniçağın 'Klasik' devrinde atılan olağanüstü önemli tohumların başaklanması ve nihâyet hâsatlarının derlenmesi 1780lere rast gelir. 1700 - 1790 artık 'Geç' devir Yeniçağıdır. Bu devirde Yeniçağ medeniyetinde temâyüz etmiş İngiliz kültürü, git gide kendi başına medeniyet boyutlarına erişmeye koyulmuştur. Yeniçağın merkez kültürü olan Fransızın ana şiârı "laissez-faire"i devralan İngiliz, kültür kabuğunu zorlayıp kırmaya yüz tutmuştur.

  1. Pariste 1788den itibâren patlakveren bir dizi ayaklanmanın arkasından ortaya çıkan 1789 Fransız İhtilâlikebîrle Yeniçağ Batı Avrupa medeniyeti, inkişâfının şâhikasına ulaşmıştır. Temelde kent soylu toplum sınıfının devrimci hareketi olan İhtilâlikebîr, yeni bir toplum sınıfı olacak 'emekciliğ'in (proletariat) kuvvesini bağrında barındırmıştır. 1789 İhtilâlikebîr, bir şâhikanın olduğu kadar, kırılmanın yahut ayırım çizgisinin de ifâdesidir. Bu tarihten sonra yeni bir medeniyet biçim kazanacaktır. O da Çağdaş küreselleş/tiril/en İngiliz-Yahudî medeniyetidir. Bahis konusu 'nevzuhûr' medeniyet, selefi Yeniçağ Batı Avrupa medeniyetinin giderayak dünyagörüşü durumunu alacak maddeci-mekanikci-hürriyetci-positivci-dindışı dünyatasavvuru çerçevesinde Hür Sermâyecilik ideolojisini geliştirecektir. Adı geçen ideoloji de nihâyet sömürücülük-sömürgecilik-imperyalism sacayağına dayanacaktır.
  2. 1789dan itibâren zuhûr eden Çağdaş küreselleştirilen İngiliz-Yahudî medeniyeti 'Erken' devrini yaşamağa koyulmuştur. İkisi sıcak, biri de soğuk tabîr olunan üç dünya savaşının sonunu ilân edecek 1990a değin sürmüş bu 'Erken' devirde ilkin hür sermâyeciliğin dördüncü ayağını ifâde eden 'sanayi devrimi' vukûu bulmuştur. Bilâhare sermâyecilik, önce Batı, Orta, Güney ile Kuzey, sonunda da Doğu Avrupaya, buranın ardından yeryüzünün dörtbir köşe bucağına yayılacaktır. İlkin 'beşerî emek-yoğun' sanayinin rüzgârıyla 'yelken açan' sermâyecilik, 1920lerde başlayıp 1990larda tepe noktasına ulaşan bu tür sanayii bertaraf ederek tümüyle fennî olana geçmiştir. Böylelikle Çağdaş küreselleş/ tiril/en İngiliz-Yahudî medeniyeti, 'Klasik' devrini idrâk eder olmuştur.

İmdi bugün dünyaca içinde yaşadığımız Çağdaş küreselleş/tiril/en İngiliz-Yahudi medeniyetinin 'Klasik' devridir; yoksa anlamca içerikten yoksunmu yoksun 'Postmodern' devir filân değildir. 'Çağdaşlığ'ın sona erip 'çağdaşlıksonrası'na (Fr post-moderne) geçiş şöyle dursun, adı anılan çağın 'Klasik' devrinin bitimi bile henüz görünürlerde yoktur. 'Geç' devrin baş göstermesi, ancak farklı seçenek bir medeniyetin ufukta belirmesiyle söz konusu olabilir.

(Ş. 'nın, Dergah Yayınları'nca yayınlanan 'Sorun Nedir' isimli kitabından alıntılanmıştır.)


[1] Bkz: Teoman Duralı: "Çağdaş Küresel Medeniyet', 74. - 77.syflr.

[2] Bkz: Abdübaki Gölpınarlı: "Hz Muhammed ve Hadîsleri", 143.sayfa, 916.satır.

[3] Öbürüyse, Eskiçağ Ege medeniyetinin M.Ö. Beşinci ile Üçüncü yüzyılar arasında kalan Klasik devridir. Ege medeniyeti Klasik devrinin,Yeniçağınkinden en barîz farkı, etkilelerini nisbeten dar bir coğrafyaya yayıp duyurabilmiş olmasıdır.

Prof. Dr. Teoman Duralı

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2019 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN