Arama

Selahaddin E. Çakırgil
Mayıs 27, 2023
‘Kutlu Feth’in 570. yıl dönümü sabahı…

14 Mayıs seçimleri, kıran kırana cereyan etti ve Muharrem İnce'nin, eski partisi CHP'den oy almasını önlemek için, muhtevası aile çökertecek boyuttaki çirkin görüntüler taşıdığı iddia olunan kaset rivayetleri sonunda adaylıktan çekilmesinin sağlanmasına rağmen, 'anti- Tayyib/ Tayyib karşıtı' cephe, ve '9'lu Masa'nın sürükleyicisi Kılıçdaroğlu, yüzde 5'i bulan bir şekilde açık ara kaybetti.

'9'lu Masa' diyorum; çünkü, '6'lı Masa + HDP + Ankara ve İstanbul BŞ Belediye Başkanları', yüzde 44,8' civarında kaldılar. Tayyib Erdoğan ise, yüzde 49,52'de kaldı.

Ama ilginçtir, aylardır yüzde 60-65'lerle seçileceği yolunda hem Amerika, Avrupa ve diğer emperyal dünya medyalarından ve hem de içerdeki mâlûm medya organlarının pohpohlamalarına ve Kılıçdaroğlu yüzde 5 puanlık bir geride kalmasına rağmen.. İçerdeki Kemalist-laik ve diğer odaklar, Erdoğan'ın 21 yıl sonra ilk kez seçim kazanamadığını yaymaya ağırlık verdiler. Halbuki, rakamlar gösteriyordu ki, ilk kez uygulanan yüzde 50'lik baraj olmayıp da 21 senedir yapılan seçimlerdeki sistem olsaydı, Tayyib Bey yine kazanacaktı. Şimdi ise, sadece yüzde yarım puanla yüzde 50 barajına takıldı. Ama, onun yenildiği iddiasından meded umanlar, kendi adaylarını için, onca gürültülerle ilân ettikleri yüzde 60'lardan çok gerilere düşmüş ve yüzde 44.8'de kalmıştı ve bunu kaybetmek olarak nitelemeyip, Tayyib Erdoğan'ın kazanamadığı sözlerine ağırlık veren bir propagandayı tercih etmişlerdi.

Bu arada, bu seçimin sonuçları üzerine, 'kimlerin neşeleneceği ve kimlerin endişeleneceği' konusunda, 13 Mayıs günü, Amerikan emperyalizminin en etkili günlük gazetelerinden 'The New York Times'da, 'Türkiye'de Erdoğan'ın kaybı Batı'yı neşelendirir; Moskova'yı ise, endişelendirir' başlığı ve Steven Erlanger ve Anatoly Kurmanaev imzasıyla ve Estonya başkenti Tallinn'den gönderdikleri yorumda şu görüşlere yer veriliyordu; özetle:

'Kimilerini Neşelendiren ve Kimilerini de Endişelendiren Sonuçlar..

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın (…) seçimi kaybetme olasılığı diplomatik zihinleri yoğunlaştırıyor. Resmî olarak Batı yakasındakiler, Türkiye'nin iç siyasetine karışmakla suçlanmamak için tercihlerinden bahsetmiyorlar. Ancak, sadece Biden yönetimi değil, Avrupalı liderlerin de, Erdoğan kaybederse, sevinecekleri açık bir sır.

(…)Eski İsveç başbakanı Carl Bildt'in Cuma günü söylediği gibi, "Hepimiz daha kolay bir Türkiye istiyoruz!", NATO'nun stratejik açıdan önemli bir üyesi ve Erdoğan yönetiminde Avrupa Birliği için giderek daha sorunlu bir ortak haline geldi. (…) Erdoğan, (PKK)'dan gelen çok sayıda Kürt mülteciyi teslim etmesi için ısrar ederek İsveç'in NATO'ya üyelik hedefini bloke ederek müttefiklerini daha da kızdırdı.

Erdoğan yönetiminde Türkiye, (…) Ukrayna'nın işgalinden bu yana Kremlin için daha da büyük bir önem kazandı.

İktidardaki 20 yılı boyunca Erdoğan, varsayılan Batılı müttefiklerini sık sık hayal kırıklığına uğratan ve Moskova'ya memnuniyetle karşılanan bir diplomatik açılım sağlayan bağlantısız bir dış politika izledi. (…) Elbette NATO için umut, Türkiye'deki liderlik değişikliğinin, ideal olarak Temmuz ayında Litvanya'nın Vilnius kentinde yapılacak zirveden önce, İsveç'in askerî ittifaka (NATO'ya) üyeliğinin onaylanması konusundaki açmazı sona erdirmesidir.

Erdoğan'ın otoriterliğe kayması, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile bağları ve NATO ile olan anlaşmazlıkları, Washington'da yetkilileri çileden çıkardı ve hatta bazı Kongre üyelerinin Türkiye'nin NATO ittifakından çıkarılmasını önermesine yol açtı.

ABD, AB ve daha az ölçüde NATO, (Türkiye'deki) Muhalefet'in zaferinden kazançlı çıkan taraf olurken; Erdoğan'ın iktidarının devrilmesi durumunda, Putin'in de kaybeden taraf olarak görüleceği, neredeyse kesin.

(…)Erdoğan'ın Putin ile ilişkisi, en son Ukrayna tahılının ihracatına izin veren bir anlaşmaya aracılık ederek, Rusya'nın Ukrayna'ya karşı savaşında arabulucu devlet adamı rolünü oynamasına izin verdi.

Ancak Putin ve Erdoğan'ın ortaklığı ideolojik yakınlıktan ziyade, her zaman karşılıklı çıkarlara dayalı olmuştur ve iki ülke Kafkasya ve Orta Doğu'da nüfuz alanı açmak için rekabet etmekte, Suriye ve Libya'daki silahlı çatışmalarda farklı grupları desteklemektedir.(…)

Erdoğan, Ukrayna'daki savaşta Putin'e doğrudan destek sunmadığı gibi, Türkiye yapısı SİHA silâhlı insansız hava araçlarının Ukrayna'ya satışına izin vererek Rusya'yı kızdırdı.

(…) Avrupalı liderler, Erdoğan'ın yenilgisini sessizce desteklerken, özellikle Erdoğan az farkla kaybederse veya seçim iki hafta içinde ikinci tura giderse, seçim sonrası kargaşa potansiyeli konusunda giderek daha fazla endişeleniyorlar.

Nitekim, Alman gazetelerinden Bildt, "Bu bir dönüm noktası seçimi" dedi. "Ama demokrasi tehlikede. Ve ikinci endişe, bir güçler ayrılığı anlamına gelen bir sonuç almamız: Erdoğan başkanlığındaki güçlü bir cumhurbaşkanlığı ve istikrarsız bir muhalefet koalisyonu tarafından kontrol edilen bir Türkiye Parlamentosu..

'Anayasal çıkmaz' riski oldukça yüksek" diye yazmıştı.

İlgi çekici bir diğer konu da şuydu: Henüz yurt dışında kullanılan oyların sayımı tamamlanmamış ve sonucu değiştirmesi kuvvetle muhtemel olan seçim sonuçları kesinlikle belli olmamışken.. İstanbul ve Ankara BŞ Belediye Başkanları'nın, E. İmamoğlu ve Mansur Yavaş'ın, ortak bir açıklama yaparak, Kılıçdaroğlu'nu, 'Türkiye'nin 13. Cumhurbaşkanı' olarak ilân etmeleri, son derece tehlikeli ve iç karışıklıklara yol açabilecek bir kışkırtıcı müdahale eylemiydi.

Hatırlayalım ki, 2009 yılında İran'da yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminde 1980-88 arasındaki İran-Irak Savaşı sırasında 9 yıl başbakanlık yapan Mîr Huseyn Mûsevî ile Mahmûd Ahmedînejad arasındaki seçimde, iki taraf da, henüz sayımlar tamamlanmadan, seçimi kendilerinin kazandıklarını açıkladıklarından, çıkan ve haftalarca süren karışıklıklarda büyük tahribât ve 10'larca ölüm meydana gelmişti ve Mîr Huseyn Mûsevî, 13 seneyi aşkın bir zamandır, muhakeme edilmeksizin, hâlâ da, özel bir hapishanede tutulmaktadır.

Bu bakımdan, bu gibi sorumsuzca açıklamaların, herkese ve ülkeye zarar vermekten başka bir sonucu ortaya çıkarmayacağı unutulmamalıdır.

*

Ayrıca, önemli bir gelişme de, Türkiye'nin nereye gitmekte olduğuna dair, içeride ve dışarıda yapılan bir sembolik davranışın mânâsı üzerinde yapılan değerlendirmeler de ilgi çekiciydi..

Şöyle ki, 14 Mayıs seçimlerinin propaganda faaliyetlerinin kanunen sona erdiği 13 Mayıs akşamı saat 18.00'den sonra, Kılıçdaroğlu, çalışma arkadaşlarıyla; resmî törenlerin bir 'laik-kutsal türbesi' haline getirilen Anıt-Kabr'e gidip çelenk bırakırken; Erdoğan'ın ise, 13 Mayıs Cumartesi akşamı, Ayasofya Câmii'ne gidip, akşam namazını orada, on binlerle birlikte edâ bu 1500 yıllık büyük mâbedin 'Allah'u Ekber' sadâları ve gözyaşlarıyla mânen yıkanması, hem dış dünyada, hem de Müslüman toplumların medya organlarında Türkiye'deki hangi adayın kazanması durumunda yönelişin nereye doğru olacağına dair çok net bir işaret olarak değerlendiriliyordu.

Bu arada, deprem bölgesi konusunda, içerdeki fâsıq ve fâcir kişilerin, aylardır verdikleri yalan haberlerle dünyayı yanıltmalarının tersine, o bölgede, Erdoğan'ın yüzde 70'leri aşan bir destek görmesi de bir ayrı şaşırtıcı durumdu, hele de yabancı medya organları için..

Bu durum üzerine, mâlûm materyalist-laik çevrelerin, 'sosyal medya' kanallarında, deprem bölgelerindeki 15 milyona yakın insana hitaben, 'Sizlere o kadar yardımlar göndermiştik.. Yüzününüze-gözünüze dursun ..' diyecek kadar, insanlıktan nasibsiz yoğun bir alçaklık sergilemeleri ve bir takım 'ebleh'lerin, halkı cahillikle, anlayışsızlıkla suçlayan yorumlara başvurmaları, bu seçim sonuçlarının en utanç verici tarafı oldu.

Hele bu arada, CHP'nin elindeki Tekirdağ BŞ. Belediyesi'nin, 6 Şubat Depremi'nden sonra Tekirdağ'daki belediye kuruluşlarında veya otellerde misafir ettiği depremzedeleri, yine aynı mantıkla, yani deprem bölgesindeki şehirlerde Tayyib Erdoğan'a yüzde 70'leri bulan bir mikdarda destek vermelerine bozulup, -misafir edildikleri belediye tesislerini veya ücreti belediyece ödenen otelleri 21 Mayıs'tan itibaren terketmeleri gerektiği'ne dair beyannâmelerle ikaz edilmeleri, affedilmez bir vandallık idi. Bu ilkel ve gayri-insanî tutum karşısında çaresiz kalan ve rûhen yıkılan o felaketzedeleri, bereket ki, Tekirdağ Valisi 'Devletiniz sizi açıkta bırakmayacaktır..' diye teselli etti ve daha sonra da, Erdoğan , cumhurbaşkanı olarak, bu kaba davranışı protesto ederek, depremde evleri yıkılmış ve her şeylerini yitirmiş insanlara Devlet'in sonuna kadar kol-kanat gereceği taahhüdünde bulundu.

Tabiatiyle, Erdoğan'ın bu devlet taahhüdü, kendisinin yeniden devletin başında kalmasına bağlı..

*

Bu vesileyle belirtelim ki, Antakya'da Defne bölgesinde iki ay içinde yapılan 300 yataklı bir hastane, 14 Mayıs öncesinde, Kılıçdaroğlu ve İBB Başkanı İmamoğlu'nun, 'Yok böyle bir hastane.. Halkı kandırıyorlar.. ' şeklindeki yıkıcı propagandalarına rağmen, Erdoğan tarafından hizmete açıldı.

Daha da ilginç olan şu ki, Defne halkının, 14 Mayıs seçiminde Kılıçdaroğlu'na yüzde 90, Erdoğan'a ise, sadece yüzde 8 civarında oy verdiği görüldü. Benzer rakamlar Samandağı ve diğer benzeri yerlerde de tekrarlandı. Bu oy mikdarları 25 Mayıs akşamı, CNN Türk'teki programda Erdoğan'a hatırlatıldığında, Erdoğan, o konuya hiç bir alınganlık göstermedi ve 'İyilik yap, denize at, balık bilmezse Hâlık bilir..' karşılığını verdi.

Bu durum, mezhebçilik taassubunun nerelere vardığını gösterdiği açısından ilginçti.

Çünkü, kimse kendisinden sormadığı halde, kendisinin 'alevî' olduğunu da ilân eden, hattâ 'seyyid' bile olduğuna dair yayınlar yaptıran Kılıçdaroğlu'nun, seçim öncesinde 'Alevî' olduğunu açıklaması ona öyle bir oy getirmişti.. Sanki, birisi, filan inanç grubundan da; Turgut Özal, Abdullah Gül ve Tayyib Erdoğan dışındaki öteki C.Başkanları, halkın ekseriyetinin inanç değerlerine bağlı veya saygılı imişler gibi..

*

Hani, bazıları, Hz. Ali'ye gelip, 'Ey Ali, senin siyasetinin zayıf olduğu söyleniyor. Onun için çekiliyor, bu sıkıntı ve acılar..' derler.

Bunun üzerine, Hz. Ali'nin de, 'Siyasetten maksad, entrika çevirmek ise, eğer, Allah'tan korkum olmasaydı, siyasette kimse benimle yarışamazdı. Ama, ne yapayım? Ben İslam'ın sınırları içinde kalmaya mecburum..' meâlinde cevap verdiği rivayet olunur.

Eğer, Allah korkusu olmasa, her gün bir ayrı renge bürünen ve entrikalar çeviren KK Bey'e de ne entrikalar hazırlanırdı; ama, n'apalım ki..

*

Bu vesileyle hatırlayalım.. İyi Parti'den bir m.vekili, aylarca önce, 'Halkımız, filân mezhebden birisine oy vermez.. Onun adaylığı yanlış olur..' dediğinde bile, Tayyib Bey, o konuya hiç değinmemiş, duymazlıktan gelmişti. Taa ki o kişi, kendisinin inanç mensubiyetini açıkça beyan edene kadar.. Ancak, o öyle bir açıklama yapınca, Tayyib Bey, ondan sonra, 'Sana bunu soran mı oldu ki?' demekle yetinmişti. .

*

Keza, geçen ay m.vekili olduğu İyi Parti'den istifa eden Yavuz Ağıralioğlu, 21 Mayıs akşamı CNN Türk'te bu konulara da değiniyordu, zımnen.. Bir ara Kemal Kılıçdaroğlu'na yönelik "aday olma" şeklinde itirazlar olduğunu kaydeden Ağıralioğlu, "Kazanamayacak bir adayı, kazanılamayacak bir stratejiyle birleştirip bizim umudumuzu berbat etmenin hesabını kim verecek? Terörün gölgesine bulaşırsa millet ürkebilirdi, ürktü. Kemal Bey en dezavantajlı adaydı.' diyen Ağıralioğlu, "PKK'lıların '15 Mayıs'ta Kandil'den zafer çığlıklarıyla iniyoruz.', FETÖ'cülerin 'Almanya'dan, İngiltere'den, Fransa'dan, Yunanistan'dan 15 Mayıs'ta valizimizi aldık geliyoruz.' narâlarına bu milletin duyarsızlık gördüğü andan itibaren vereceği refleksi 14 Mayıs'ta göreceksiniz dedim ben." şeklinde de konuşuyor ve devamında şöyle diyordu: "Şimdi bu kabule bir de 'Ne olursa olsun kazanıyoruz.' şehveti, şımarıklığı eklenince... Ve.. "Çatışmasızlık diyorlar. 'Seçim sonuna kadar PKK çatışmasızlık ilan etti.' diyorlar utanmadan. Hiç kimse diyemiyor ki 'Siz kimsiniz, ne çatışmasızlığı ilan ediyorsunuz.' Sürece zarar vermemek için, Kemal Bey'in adaylığına zarar vermemek için çatışmasızlık ilan ettiler. (…) Siz bu değişimin umudunu, (…) Kandil'in cebine indirdiniz. Bu durum, millet vicdanında asla kabul edilebilir bir şey değildi. Milletin verdiği refleks budur."

Ağıralioğlu şöyle devam ediyordu: "Birinci turda kazanacağız' dediniz tutmadı. '58'le alırız, Tayyib Bey 42'yle mağlup olur.' dediniz tutmadı. 'Parlamento çoğunluğunu alırız.' dediniz, tutmadı. 'Birinci parti oluruz.' dediniz tutmadı. 'Başbakan oluruz.' dediniz tutmadı. '300'ü geçeriz dediniz.' tutmadı.(…) 'Asla iktidarı devretmeyecekler. Bunlar şımarıklıklarıyla memleketi vermemek için her şeyi yapacaklar.' dediniz tutmadı. 'Oy çalacaklar.' dediniz, 'Oylarımız çalındı.' dediniz tutmadı. Seçimlerin nihayete ermesine 2 saat kala, 'kazandık' dediniz tutmadı. Şimdi bu kadar dedikleriniz tutmadı.

14 Mayıs için söylüyorum. Şimdi 28 Mayıs için diyorsunuz ki, 'Bize güvenir misiniz?' Yahu, biraz mahcub olur musunuz lütfen? (…) Meselâ, 9 kere yenilmiş bir adamın 10'uncu maçına kimse gitmez. (…) AK Parti'nin açık ara alacağına inanıyorum, Cumhur İttifakı'nın açık ara alacağına inanıyorum. İkinci turda, Tayyib Bey'in alacağını düşünüyorum.'

'Kandil'i basacağız.' gibi, milliyetçilik tiradları bu ara çok arttı." diye konuşan Ağıralioğlu, konuşmasına şöyle devam ediyordu:

"Yahu, Kandil'de kimse kalmadı. Kandil'dekilerin hepsi PKK üzerinden Suriye'ye geçtiler, PYD'ye dahil oldular. Amerika Birleşik Devletleri orada onlara bir devlet vadediyor. Kandil'de kimse kalmadı. Geçen, Suriye'ye geçti. Bir devlet kuruluşu için gün saymaya çalışıyorlar cüretkârlıklarıyla.. Amerika da onların ortaklığını yapıyor, bizim hukukumuzu çiğneyerek."

Evet, Yavuz Ağıralioğlu'nun sözleri de, üzerinde düşünülmesini gerektiriyor.

*

14 Mayıs 1950'de 27 yıllık bir diktatörlük dönemini kısmen sona erdiren ve Demokrat Parti ve Adnan Menderes döneminin başlangıç noktasının 73. Yıldönümünde, 14 Mayıs 2023 tarihinde yapılan seçimler içerde ve dışarda büyük bir ilgi ve heyecanla takib olunmuştu. İçerde ise, -Başbakanlığının 10'uncu yılında, 27 Mayıs 1960 günü, askerî bir darbe ile devrilip, idâm olunan merhûm Adnan Menderes'in âkıbeti- Erdoğan'a da, mâlûm kesimlerce hatırlatılıyordu.

Ama, yüzde 88 gibi çok yüksek bir katılımın gerçekleştiği 14 Mayıs Seçimleri, iç ve dış dünyadaki bütün hesapları bozmuş ve Erdoğan'ın, 322 sandalye alarak Meclis ekseriyetini elde dış dünyayı şaşırtırken, içerdeki muhalefet cephesini, deriiin bir hayal kırıklığına uğratmıştı..

Dış dünyadaki Erdoğan karşıtları da hüsrana uğradılar.. -Ki, dış dünyanın, Erdoğan'a karşı olması, hem onun Müslüman bir şahsiyet olması ve hem de ülkesini güçlendirmesi ve dünyadaki diğer müslüman toplumların ve ezilen diğer halkların umudu haline gelmesinden dolayı idi-.

Halbuki, Kılıçdaroğlu, tam da onların dişlerine göre idi..

Evet, 14 Mayıs günü yapılan ilk seçimde adaylardan hiç birisi, yüzde 50 +1 barajını aşamadığı için, 28 Mayıs Pazar günü, Cumhurbaşkanlığı Seçimi'nin -daha önce âşinâsı olmadığımız- 2'nci merhalesi yapılacak.. Sadece ülke içinde değil, bütün dünyada, özellikle dünya siyasetinde etkili olanlarla, bölge ülkeleri, Türkiye seçimlerini hâlâ da derin bir ilgi ve heyecanla takib ediyor dersek, bu abartılı bir söz zannedilmemeli, aynen böyle..

*

Ama, özellikle dış dünyadaki medya organlarının, şimdi de, Erdoğan'a hayranlık duygularını da dile getirerek, Kılıçdaroğlu'ndan el çekmelerinin havasına girilmemeli, gaza gelinmemeli. Çünkü bu durum, bir rehavete yol açabilir ve 28 Mayıs günü, 'Ne de olsa Erdoğan kazanacaktır!' diye oy vermeye gitmeye üşenenlerin gafleti, Müslüman halkımızın 100 yıla yakın direnmeler sonunda gıdım-gıdım elde ettiği avantaj ve imkânları da havaya savurabilir.

İnşaallah, 29 Mayıs sabahı, İstanbul'un fethinin 570'inci yıl dönümünde, daha güzel bir yeni döneme adım atmak ümid ve duasıyla..

*

Selahaddin Eş / Çakırgil

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2024 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN