Arama

Mustafa Özcan
Ocak 31, 2023
Hadis mucizesi ve Şerif Hüseyin’in lanetli mirası

Sakarya'da rahmete kavuşan doktor Sadık Canlı'nın yanına gidip gelirdim. Muayenehanesinde Dilara Yayınlarına ait eserler dikkatimi çekerdi. Belli ki Sadık Canlı, İsmail Çetin hocanın kitaplarına özel bir ilgi duyuyordu. İlgisinin kaynağını bilmiyorum. Bürosunda bulunan kitaplardan birisi de İsmail Çetin hocanın 'Cemaat' kitabıydı. Kitapta Ebu'l Hasan en Nedevi gibi alimlerin de temas ettiği bir hadisin yorumunu gördüm. Pek dikkatimi çekti. Hadiste Mekke Emiri Şerif Hüseyin'in ihanetine daha doğrusu fitnesine temas ediliyordu. Osmanlı'ya karşı İngilizlerin safına katılmış ve onlarla iş birliğine gitmişti. Halbuki o sıralarda İngilizler üç tarafı birden idare ediyordu. Vehhabiler ile Al-i Raşid veya Raşidiler diğer iki grubu temsil ediyordu. İşbirliği sonucu Şeyhü'l Hind olarak anılan Mahmut Hasan gibiler bile Malta sürgünleri arasına katılmışlardı. Şerif Hüseyin halkına karşı şimdi Ramallah yönetiminin yaptığını yapıyordu. Şeyh Halîl Ahmed Es-Sehârenfûri, Bezlu'l Mechud adlı Sünen-i Ebu Davud şerhinde bu hadise temas ediyor ve hadiste sıfat olarak belirtilen kişinin Şerif Hüseyin ve oğulları olduğunu beyan ve tayin ediyordu. Cemaat kitabını görmeden de bu konuyu irdelemiştim ama İsmail Çetin Hocanın konuya vakıf olması beni etkilemiş ve tetebbuâtının derinliğine hayran kalmıştım. Gerçekten de ehli medresede nadir görülen bir vukufiyete haizdi.

Son dönemlerde maalesef Haricilerin ve Mutezile'nin hadis anlayışı doğrultusunda bu tür hadislere itiraz edenler oluyor. Esasında Reşid Rıza ve Mahmut Şeltüt gibiler bu tarz hadislerin etrafında çok fazla tartışma olduğunu gerekçe göstererek itirazlarını serdetmişlerdir. Bu itirazların tortuları ülkemize de yansımıştır. Ahmet Kalkan hoca gibi hocalar da bu yüzden ahir zaman veya eşratu saa hadislerine mesafeli davranıyorlardı. Halbuki vakıaya mutabakat arz eden ve uygun düşen hadisler bize hadis mucizesini ispat etmektedir. Faslı muhaddis Gumari kardeşlerden Ahmet Gumardi el Haseni'nin kaleme aldığı Asri İcatların Peygamberin Verdiği Haberlere Mutabık Düşmesi (Mutabakat el İhtiraat el Asriyye:Lima Ahbere bihi Seyyidu'l Beriyye) kitabı bu hadis mucizelerine tanıklık eden kitaplardan birisidir.

Kıyamet alametleri konusundaki hadisler de vakıaya yansıdıkça i'caz yönleri açığa çıkmaktadır. Elbette Hindistan taraflarında da bunları reddeden Aligarh ekolü gibi modernistler de bulunuyor. Bununla birlikte orada ehli hadis ekolü köklü. Hem selefi yani ehli hadis çerçevesinde hem de Hanefi ulema arasında muhaddisler bir hayli yaygındır ve bunlar hadislerin i'cazını da ortaya koyuyorlar. Kur'an-ı Kerim'i caz içerdiği ve mucize olduğu gibi Hazreti Peygamberin nakl-i sahih ile günümüze kadar gelen hadisleri de i'caz ihtiva etmektedir. Bu da kaynak birliğine işaret etmektedir. Bunlardan birisi de Şerif Hüseyin ve oğullarının dramına parmak basmasıdır. Sehârenfûri merhum bu tarz alimler arasındadır. Keza Enver Şah Keşmiri nüzül-ü İsa meselesine itirazın yoğunlaştığı dönemde meseleyi ispat eden 'Et Tasrih Bima Tevatere Fi Nuzulul Mesih/ Mesih'in Nüzülünde Tevatür Eden Hadisleri Açığa Vurmak' adlı eserini kaleme almıştır. Kevserî de Mahmut Şeltüt'ün Hazreti İsa'nın öldüğüne dair fetvasına karşılık Nazratün Abirah fî Mezâimi men Yünkiru Nüzûle İsa Kable'l-Ahirah: Ahiretten Evvel Hazreti İsa'nın İneceğini İnkar Edenin İddialarına Göz Atmak eserini veya reddiyesini kaleme almıştır.

Halbuki Keşmiri ve emsali alimler etki ve tepkilerden etkilenseydi birçoklarının yaptığı gibi 'selamet kenara çekilmektedir' diyebilirlerdi. Dini hamiyetleri buna imkan vermemiştir. Pekala sahtelerinin çıkmasını gerekçe göstererek bu meseleyi kapatabilirlerdi. Ya inkar eder ya da hiç ilgilenmezdi. Öyle yapmamış Gulam Ahmet Kadiyani gibi Mesih olduklarını ileri sürenleri hiçe sayarak meselenin ispatına çalışmıştır. Sahteleri var diye her şeye itiraz etseydik geride sahih bir şey kalmazdı. Mevlana'nın dediği gibi bir şey ne kadar kıymetli ise taklidi veya sahtesi o kadar fazla olur.

Şerif Hüseyin ile ilgili hadis şöyledir: Abdullah b. Ömer (r.a); şöyle demiştir; Biz Rasûlullahın (s.a) yanında oturuyorduk. Efendimiz, uzun uzadıya fitneleri (meydana gelecek büyük hadiseleri) anlattı bu meyanda Ehlâs fitnesine de temas etti.

Birisi: Ehlâs fitnesi nedir, Yâ Rasûlullah? diye sordu. Efendimiz şöyle buyurdular:

O, insanların birbirinden kaçınması ve haksız yere mallarına el konulmasıdır (Herebun ve Harabun). Sonra Serrâ (zenginlik) fitnesi baş gösterir. Bu fitne, benim ailemden, benden olduğunu zanneden ama aslında benden olmayan bir adamın ayakları altından yayılacaktır. Benim dostlarım ancak muttakilerdir. Sonra insanlar, kaburgaya bitişen oyluk kemiği misali yerinde sabit olmayan bir adamla anlaşır ve ona biat ederler. Daha sonra Düheyma fitnesi zuhur edecektir, bu fitnenin ümmetten dokunmadığı kimse kalmayacaktır. Bitti, denildiğinde, yeniden başlayacaktır. O fitnede (esnasında) kişi, mümin olarak sabahlayacak akşama kâfir olarak çıkacaktır. İnsanlar iki otağa ve kampa bölünecektir. Bunlar, içinde asla nifakın barınmadığı iman kampı ile içinde asla imanın barınmadığı nifak kampı ve çadırıdır. Siz o güne ulaştığınızda o gün veya yarın Deccâli bekleyiniz.

Tekili hils olan ehlas atın sırtına yapışık eyer nevinden oturaktır. Yapışkan bir fitnedir. Sehârenfûri insanların biat ettikleri sebatsız kişinin Şerif Hüseyin olduğunda tam kanaate sahiptir.

Birinci Dünya Savaşı da dahil sonrasında Osmanlı'nın yıkılmasıyla birlikte etrafı bürüyen karanlık devrede ümmet dört büyük fitne aşamasından geçmiştir ve bu fitneler tam olarak da yatışmamış, dinmemiştir. Bu fitnelerden ilki Şerif Hüseyin'in başının altından çıkmış ve İngilizlerle işbirliği yapmasından kaynaklanmıştır. Sehârenfûri bu fitnenin 1334 (1444 hicri yılına göre 110 yıl evvel) Ramazan'ında patlak verdiğini ifade etmiştir. Bu tespit ilk defa Sehârenfûri tarafından ortaya konulmuştur. Bunlar deniz dalgaları veya gece karanlığı gibi peş peşe gelmektedir.

İkinci fitne ise Serra fitnesidir ve zenginlikle veya petro dolarlarla izah edilmektedir. Yine baldır çıplak ve çobanların dikey mimari konusunda birbiriyle yarışmaları veya gökdelenler inşa etmeleri bu döneme rast gelmiştir. Serra fitnesi Şerif Hüseyin'in oğullarından Ali ile izah edilse de daha umumidir ve zenginlikle ve bollukla alakalıdır. Petrol sıçraması veya tafrası dönemine denk gelmektedir. Ehlas mali darlık fitnesi iken Serra mali genişlik fitnesidir. 1960'lı yıllardan sonra petrol kıymete binmiş ve fiyatı artmış bunun sonucu Körfez halkı zenginleşmiştir. Bu zenginlik civar bölgelere de yansımıştır.

Üçüncüsü ise ümmetten herkesi tokatlayan ve bir türlü dinmeyen, bitmeyen kısaldıkça uzayan Duheyma adıyla anılan fitne dönemidir. Bu da İran Devrimi, Amerikan müdahaleleri, 11 Eylül ve Arap Baharı dönemini kapsamaktadır. Ya da bunların bir kısmını kapsamaktadır.

Hadiste Ehlas, Serra ve Düheyma adıyla art arda gelen üç fitne döneminden bahsedilmektedir. Bu fitneler dönemi şeytan çağı veya karanlık çağ olarak tabir edilen yirminci yüzyıl boyunca devam etmiştir. Bazı hadislerde de bu çağda fitnelerin sayısı dört olarak zikredilmektedir.

Kimi muhaddislerce zayıf addedilen hadiste Hazreti Peygamber şöyle buyurmuştur: Benden sonra dört fitne ile karşılaşacaksınız. Bunların ilkinde kan (dökülmesi) helal sayılacaktır. İkincisinde ise hem kan hem de mallar yağma edilir veya ganimet bilinir. Üçüncüsü ise kan ve malla birlikte namuslar da payimal edilir. Dördüncüsü ise kör sağır ve örten ve bürüyen fitnedir. Bu hadisteki dördüncü fitne, ilk ve diğer hadiste üçüncü fitne olan Düheyma fitnesine tekabül etmektedir. Son bölümünde deniz dalgaları gibi hareket edeceği, Şam'ı tavaf, Irak'ı kolaçan edeceği ve Irak'taki Cezire bölgesini de altüst edeceğini ve bir bölgede sakinleştiğinde öbür bölgeye sıçrayacağı ve yansıyacağı ifade edilmiştir.

Diğer bazı hadislerde müstakil olarak Şam fitnesinden ve detaylarından bahsedilmektedir.

Tekrar Şerif Hüseyin ve oğullarının fitnesine dönecek olursak; 8 yıl kadar kral sıfatıyla Hicaz'ı yönettikten sonra sürgüne gönderilmiştir. Oğlu Faysal'a önce Suriye verilse de Fransızlarla yapılan anlaşma gereği oradan alınmış ve Irak'a atanmıştır. Torunu Faysal 2, Nuri Said Paşa ile birlikte 1958 yılında maruz kaldığı darbe sırasında öldürülmüştür. Böylece Irak Şerif Hüseyin'in hanedanlığının elinden çıkmıştır. Şerif Hüseyin'in diğer oğlu Birinci Abdullah da 1951 yılında Mescid-i Aksa'da Filistinli fedailer tarafından öldürülmüştür. Bugün ellerinde Hicaz, Suriye ve Irak'tan sonra sadece Ürdün kalmıştır. Ürdün'de de İngiltere'nin ardından ABD ile İsrail'in güdümüne girmişlerdir. Kısaca hadiste temas edildiği gibi Şerif Hüseyin ve Oğullarının dramından bahsedilebilir. Osmanlı'nın yıkılmasıyla birlikte onların saadet devri de kapanmıştır. Tamahkarlıkla kendi ayaklarına ateş etmişlerdir. İngilizler sadece felaketleri olmuştur. Vahadan serapa sürüklenmişlerdir. Mucizemsi hadisler de bunu öngörüyor.

Mustafa Özcan

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2024 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN