Arama

Kitmirler meclisten minbere çıktı

Kitmirler meclisten minbere çıktı

Necip Fazıl Kısakürek, Reşahat Aynu'l Hayat (Hayat damlaları, can suyu) adlı eseri sadeleştirerek yayına hazırlamıştı. Yetişkinliğe adım atarken okuduğum kitap beni büyülemişti ve kitabın kapağında veya girişinde kullandığı ifadeler ise adeta gönlümüze nakşolmuştu. Üstad Necip Fazıl'ın Sonsuzluk Kervanı, peşinizde ben, üç ayakla seken topal köpeğim! ifadeleri edebi bir şahika olduğu kadar aynı zamanda bir tevazu destanıydı. Beni fazlasıyla büyülemişti. Veliler kervanının arkasında koşan üç ayaklı kelp diye kendinden bahsediyordu. Kendisini bir ayağı seken kıtmire benzetmiştir. Kıtmir nasıl ki Ashab-ı Kehf'in ( Yedi Uyurların) bir parçası olmuşsa Necip Fazıl da kendisini öyle tahayyül etmiştir. Nitekim, sufiler kendilerinden olmasa bile topluluk içinde görünenler için şöyle bir ibare kullanırlar: La yeşka bihim celisuhum. Onlarla birlikte olanlar, meclislerinde bulunanlar da mahrum olmazlar.

Durum, Mevlana'nın Mesnevi'de anlattığı gibidir:

Birisi, güzel koku satanların çarşısına gelince aklı başından gitti, büzülüp yere yıkıldı. Kerem sahibi attarlardan gelen güzel kokular onu çarptı, başını döndürdü ve yere düştü! O, gün ortasında geçiş yolunun üzerinde, hiçbir şeyden haberi olmaksızın, bir leş gibi yıkıldı kaldı.

Halk derhal başına üşüştü... Herkes "Lâ havle" diyerek derdine derman aramaktaydı. Birisi, eliyle kalbini yokluyor, atıp atmadığını anlamak istiyordu; öbürü, yüzüne gül suyu serpiyordu. Gül suyunu serpen bilmiyordu ki o mevkide onun başına ne geldiyse gül suyundan geldi. Biri, bileklerini, başını ovuyor; öbürü, (serinlesin, ateşi düşüp kendisine gelsin diye, göğsüne sürmek maksadıyla) samanlı ıslak balçık getiriyordu. Biri, öd ağacıyla şekeri karıştırıp tütsülüyor; başka biri, elbisesinin bir kısmını soyup üstündekileri hafifletiyordu. Birisi, nasıl atıyor diye nabzını yokluyor; öbürü, eğilmiş ağzını kokluyor, şarap mı içmiş, esrar mı çekmiş, yoksa afyon mu yutmuş, anlamak istiyordu. Halk, onun neden bayıldığını anlayamamış, şaşırıp kalmıştı. Derhal akrabalarına haber verdiler, "Filan kişi, feşmekan yerde, perişan bir halde düşüp kaldı. Neden bayıldı, ne oldu da leğeni damdan düştü (rezil ve perişan oldu), kimse bilmiyor."

O debbağın iri yarı, güçlü-kuvvetli, bilgili-anlayışlı bir erkek kardeşi vardı; hemencecik koşa koşa geldi. Yenine biraz köpek pisliği almıştı. Halkı yararak, feryat ederek kardeşinin başucuna geldi. "Ben onun neden hastalandığını biliyorum" dedi.

Hastalık teşhis edildi, sebebi bilindi mi tedavisi kolaydır. Sebebi bilinmezse tedavisi güçleşir. Hangi ilaç iyi gelecek? Yüz türlü ihtimal vardır. Fakat sebebi bilindi mi iş kolaylaşır. Sebeplerini bilmek, bilgisizliği giderir.

Kardeşi kendi kendine dedi ki, "Şu köpek pisliği onun beynine, damarına, iliğine kat kat sinmiştir. Çünkü o, rızkını elde etmek için her gün, akşamlara kadar pisliğe gömülmüş olarak, pis kokular içinde debbağlık yapmaktadır" demişti.

(Tıp ilminde üstad sayılan) Büyük Calinus da böyle demiştir: "Hastaya, neye alışkınsa onu ver! Aykırı olan şeylerden zahmet çeker. Onun için, hastalığının ilacını da alıştığı şeylerde ara!"

Gül alan ve gül satan adamın durumu da tersinden benzerdir.

Gül alırlar gül satarlar
Gülden terazi tutarlar
Gülü gül ile tartarlar
Çarşı pazar güldür gül

Birilerinin tabiatı veya karakteri ise aksine kötü şeylerden hoşlanır. Kıtmir gibi iyilere değil de kötülere yoldaş olur, onlara köpeklik yapar. Birileri de köpekliği yağlı kuyruk ya da kemik kapmak için siyasi meslek haline getirmiştir. Bunlardan birisinin hikayesini vaktiyle Türkiye gazetesinden Rahim Er anlatmıştır. Hikayesi şöyledir:

Süleyman Demirel Başbakan, Ferruh Bozbeyli TBMM Başkanı'dır. Başbakan Demirel, sabahları genel kurula inmeden önce Başkan Bozbeyli'nin odasına uğramaktadır. Sabah kahvesi içerler; sonra herkes kendi işine başlar. O günlerde Haldun Simavi'nin çıkarttığı Günaydın gazetesi, Başbakanın eşi Nazmiye Demirel için dedikodu yapmaktadır. MP/Millet Partisi'nden bir milletvekili, merhume Nazmiye Hanım hakkındaki bu dedikoduyu meclis kürsüsüne taşır. Bunun üzerine AP/Adalet Partisi milletvekilleri, hiddetle kürsüye yürürler. Müdahale edenler olur, kavga önlenir.

Aradan bir ay geçer...

Gazetelerde bir havadis çıkar. Nazmiye Demirel'e o ağır ithamı yapan milletvekilinin AP'ye geçeceği yazılmaktadır. Ferruh Bozbeyli de birçok kimse gibi okuduklarına inanamaz. Başbakan, sabah yine uğrar. Kahvelerini içerken Ferruh Bey, mevzuu açar. Demirel, beklenmedik bir cevap verir:

-Ne var canım bunda?

Bu şaşırtıcı cevap üzerine Bozbeyli'nin kan beynine hücum eder:

-Sayın Demirel, benim değil, senin karına hakaret edildi!

Verilen karşılık müthiştir ve doğrusu haklı tarafı ayırmayı zorlaştırmaktadır:

-Kardeşim, havlamak adamın huyu; başkasının yanında durup bana havlayacağına, benim yanımda durup başkasına havlasın!...

Bu meselenin gürümüzle alakasına gelince şimdi devletler de bu tarz köpekler besliyorlar. Kapılarının önünden eksik etmiyorlar. Bu siyasi köpeklerden bir kısmı minberlere dadandı. Bunların en belirginlerinden birisi Ürdün asıllı eski rüya tabircisi ve şimdi BAE hizmetinde birinci sınıf vaiz Vesim Yusuf. Bazen Buhari'yi savunuyor bazen de sataşıyor. Rüzgar nereden eserse o beraberinde esiyor! Ne yaptığı belirsiz. Lakin gösterilen hedefe doğru havlamasıyla meşhur. Son sıralarda dostumuz Abdulvahhab Ekinci'ye de havlamış. Mescid-i Aksa hatibi İkrime Sabri de bu havlamalardan payını almış. Vakafat/Duruşlar adlı programda İkrime Sabri'nin minberi, safderunları avlamak ve etrafına toplamak için pazar yerine çevirdiğini söylemiş. Bu daha çok kendisi için geçerli olur amma o başka telden çalıyor! Uysa da oymasa da İkrime Sabri'ye sataşıyor.

Son sıralarda Trump'ın geride bıraktığı bir miras var. İbrahimi diyanet! Elbette İkrime Sabri bu kavrama veya etki alanının genişletilmesi çabalarına karşı çıkıyor. Sonuçta bununla İsrail'in meşruiyet alanının genişletilmesi tasarlanıyor. Vesim Yusuf da buna çanak tutuyor. 'Sen İbrahim Ocağı tabirini bilir misin? Ya da 'ne bilirsin, ne anlarsın? diye tarizde bulunuyor. Filistin'de cami ile kiliselerin yan yana durduğunu hatırlatarak ' Ey İkrime! Sen ortak yaşam nedir bilir misin?' diye soruyor! Birleşik Arap Emirlikleri'nin bu yönde bir gündemi var. İkrime Sabri ise Birleşik Arap Emirliklerinin bu yöndeki faaliyetlerine karşı çıkıyor. Vesim Yusuf da sahibinin sesi olarak Sabri'ye saldırıyor, çemkiriyor. Bir yerde şöyle diyor: İkrime Sabri BAE'ye sataşabilir ama normalleştirme programı uygulayan Mısır, Ürdün ya da Türkiye'ye ilişemez, laf edemez! Vesim Yusuf herkesi kendi gibi kutsalları sattığını sanarak İkrime Sabri'ye yüklendikçe yükleniyor ve BAE'nin bu programına saldırmasının nedeninin maddi bir çıkar sağlayamaması olduğunu da ileri sürüyor. Kısaca karalamak için ağzına geleni söylüyor. Yine Vesim Yusuf'un sataşmasından pay alanlardan birisi Kuveytli davetçi Muhammed Ivadi ve Türkiye'den dostumuz Aboulvehhab Ekinci.

Bozbeyli hikayesi tam da Vesim Yusuf meselesini anlatıyor. Arapların bir deyimi vardır ve şöyledir: Köpeklerin havlamasının bulutlara zararı yoktur (la yedurru nübahu'l kilabi ala'l sehab)

Bu gibiler için en büyük tiryak, ilaç Muhammed Bin Halef Merzuban el Bağdadi'nin köpeklere dair kitabıdır: Köpeklerin (bazı) elbise giyenlere üstünlükleri! Sanıyorum o 'bazı' kapsamına Vesim Yusuf da girmektedir.

Mustafa Özcan

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2021 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN