Arama

Mustafa Özcan
Ekim 15, 2018
Cemal Kaşıkçı 60 yaşında

Cemal Kaşıkçı'ın kaybolmasından sonra Suudi Arabistan'a bir suskunluk çöktü, dışişleri bakanlığı adeta felç oldu. Daha önce Washington'da Bender Bin Sultan'ın ofisboy'u ya da protégé'si olarak çalışan Adil Cübeyr son sıralarda Muhammed Bin Selman'ın zılgıtlarına muhatap olmuştu. Emre amade ve dolayısıyla silik bir kişilik olan Adil Cübeyr sürekli olarak hırpalanan birisi. Hariciyenin Bay Mazlumu! Bu açıdan da zor zamanlarda ağırlığı buharlaştığından görünmez adam haline geldi. Ses seda vermiyor! Bu süreçte Cemal Kaşıkçı kayıp adam olurken Adil Cübeyr de görünmez adam haline geldi. Yine Suudi Arabistan hariciyesinin en mühim postu olan Washington Büyükelçiliği de Halit Bin Selman'ın muvakkaten de ülkesine dönmesiyle birlikte boş kaldı. Keza olay mahallinde Suudi Arabistan'ın İstanbul başkonsolosluğunda görev yapan Başkonsolos Muhammed Uteybi'nin de olay sonrasında konutuna kapandığı bildirilmişti. Yine Ankara'daki büyükelçiliklerinin ağzını da bıçak açmıyor. Sanki bunların toplamı bir suçluluk duygusunun emareleri. Bununla birlikte kabahat samur kürk olsa kimse sırtına almaz misali Suudi Arabistan yönetimi, Kraliyet Divanının veya resmi çevrelerin Cemal Kaşıkçı suikastına dair talimat vermediğini söylerken Suudi Arabistan basını komplo iddialarına tutunmaya çalışıyor. Özellikle de Katar basını ve ona eşlik eden Türk basınından şikayet ediyorlar. Katar basınının olayı abarttığını, körüklediğini hatta asparagas haberler ürettiğini düşünüyorlar. Bununla birlikte bir de karşı iddia var. Filistinli analizci Salih Naami gibiler ise komplo iddialarının gülünç buluyorlar ve gerçeği yansıtmadığını ifade ediyorlar. Meseleye başka kategoriden bakanlar da mevcut. Komplo meselesi bu kadar basit değil. Bu meseleyi biraz daha derinlikli analiz etmemiz gerekir. Komplo var mı bilemiyoruz ama kesinlikle kayıp cenaze üzerinde akbabalar dolaşıyor!

Meseleyi komplo yaklaşımdan uzak bir şekilde tahlil edebiliriz. Cemal Kaşıkçı olayına üç tarz yaklaşım var. Bunlardan ilki elbette olayın Suudi Arabistan kaynaklı, odaklı olduğu yönünde, bu işin arkasında bizzat ve kıvırmadan Muhammed Bin Selman'ın olduğunu savunan tez. İkincisi ise halliyle bunun aksini iddia eden ve Suudi Arabistan ve Dahi Halfan gibi birlikte hareket eden çevrelerin seslendirdiği tez. Üçüncü taraf ise olayı istismar etmek istiyor ve kâr-zarar hanesine bakıyor. Durumdan vazife çıkarmak ve avantasını bulmak isteyen tarafın ise öncelikli olarak Trump idaresi olduğu söylenebilir. Olaya şantaj tarzıyla yaklaşıyor. Bugüne kadar Muhammed Selman için 'bizim adamımız' diye muamele eden Trump kalkanı tersine çevirmiş ve Suudi Arabistan'ın olaya bulaşmış veya karışmış olması halinde sert cezai müeyyide uygulayacaklarını söylemiştir. Trump'ın bu yöndeki konuşma veya tweetleri Türk Lirasının düşmesindeki etkisi gibi Suudi Arabistan borsasının da sert düşüşüne neden olmuştur. Bu oportünist veya fırsatçı yaklaşım komplo sayılabilir mi? Bu hususta isabetli yaklaşım şu olmalıdır: Suudi Arabistan Kraliyet Divanı gücüne güvendiğinden dolayı böyle aptalca bir eyleme kalkışmış olmalıdır. Üçüncü şıkkı temsil eden istismarcılar da para kokusundan dolayı olayı istismar etmek istemektedirler. Bu nedenle de Trump Suudi Arabistan'ın gözünün yaşına bakmayacakları, ensesine binecekleri, ümüğünü sıkacakları tehdidinde bulunmaktadır. Buna mukabil Suudi Arabistan da alttan almak yerine tehdide tehditle karşılık vermektedir. Son günlerde Putin Avrupalı muhataplarına ticaret aracı olarak Dolar yerine Euro'ya geçmek veya onu kullanmak istediklerini ilan ederken; Suudi Arabistan da benimseyecekleri yeni petrol rejimiyle birlikte petrolün varilinin 200 dolara ulaşmasını sağlayabileceklerini ve ABD'nin de bunun altında kalabileceğini söylemektedir. Reste karşı rest. Anlaşılan bu olay, ilişkileri kabuğundan veya zemininden çıkartacak mahiyette görünüyor. Nitekim, bazı ülkeler ve büyük şirketler Çöl Davos'u denilen ve Suudi Arabistan'da yapılacak uluslararası yatırım etkinliğini ve toplantısını boykot ediyorlar. Filistinli akademisyen Salih Naami Suudi Arabistan'ın, Cemal Kaşıkçı olayıyla birlikte Doğu ve Batı'nın kendi aleyhlerinde birleştiğine ve aleyhinde komplo kurduklarına inandıklarını aktarıyor. Suudi Arabistan ulusalcı karakterli bir savunma refleksine geçmiştir. Refleksleri bizim ulusalcı kesimin reflekslerini hatırlatmaktadır. Ama sırf Arap olduğundan dolayı belki de bizim ulusalcılar Suudi Arabistan'ın duygularını anlamakta veya empati kurmakta zorlanacaklardır. En iyi ihtimalle bu tezlerine burun kıvıracaklardır. Salih Naami ise bu komplocu yaklaşımın akıl sağlığıyla bağdaşmadığını söylüyor. Belki olay bazında komplo yok ama sonuçları üzerinde bir istismar söz konusu. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres de meseleyle alakadar olmuş endişelerini dile getirmiştir. Halbuki, savaştan beri Suriye'de 500 (beş yüz) civarında gazeteci kaybolmuştur. Bunlardan büyük kısmı Esat rejimi tarafından ortadan kaldırılmıştır. Er Rükban adlı mülteci kampında da hala 70 bin civarında Suriyeli mülteci ölüm ve felaket kuşatması ve kıskacıyla karşı karşıya bulunmaktadır. ABD Başkanı Trump, bir toplantıda İdlip meselesini Suriyeli bir kadının kendisi ile temas kurması sonrası öğrendiğini söylemişti. Trump İdlip'i kocakarılardan duymuş ama henüz kendisine Er Rükban'ı haber veren çıkmamış ya da anlatacak bir kocakarıya rastlamamış! Burada bir komplo yok ama büyük bir istismar söz konusu! Bununla birlikte yine de Muhammed Bin Selman, Trump yönetimi tarafından şımartılmasaydı, sonsuz bir güvene mazhar olmasaydı veya güven telkin edilmeseydi bunu yapar mıydı? Trump yönetimi ön açmış ve pervasızlığa sevk etmiştir. Muhammed Bin Nayif veliaht olsaydı ve Trump Muhammed Bin Selman'a alan ve mecra açmasaydı bu işler bu raddeye gelmezdi. PKK, DEAŞ ve Esed rejimi Suriye'de 500'e yakın gazeteciyi infaz etti. Ses çıkaran var mı? 70 gazeteciden halen haber alınamazken, geri kalanlarının ise öldürüldüğüne inanılmaktadır. Rejimin zindanlarında tutuklu bulunan gazeteci sayısı ise 251. Al-Hurra Kanalının eski Temsilcisi Filistinli gazeteci Beşşar Fehmi kendisinden haber alınamayan gazetecilerden birisi.

Dolayısıyla Suudi Arabistan veya Cemal Kaşıkçı meselesine dair açık antenler ne yazık ki Suriye konusunda kapalı. O taktirde Cemal Kaşıkçı'ya yönelik ilgi hastalıklı bir ilgi. Ya da çifte standart kokan seçmece bir ilgi. Bunun nedeni de para kokusu almaları ve Suudi Arabistan'ı istismar etme ihtimali bulunmasıdır. İlla da birisi Muhammed Bin Selman'ı cezalandıracaksa bu İsa Aleyhisselam'ın dediği gibi kesinlikle eli kana ve harama değmemiş olmalıdır.

Bununla birlikte süreçte Cemal Kaşıkçı'yı itibarsızlaştırma çabaları da var. Bunlardan birisi olan Trump'ın Barron Trump'ın Cemal Kaşıkçı'yı el Kaide ile irtibatlandırma çabasıdır. Cemal Kaşıkçı Afgan cihadının tanıklarından birisi. Bu itibarla Abdullah Azzam'ın Kaide ile irtibatlı olmadığını ve tekfircilere mesafeli durduğuna hatta karşı çıktığına anıklık etmesidir. Suudi Arabistan'a göre Cemal Kaşıkçı ise İhvan yanlısı ve siyasal İslam'a giriftar birisi. Bu da onların nazarında Kaşıkçı'yı kolaylıkla terörist yapabilir! Bir terörist yüzünden hesaba kitaba çekilmek de kaderin cilvesi olmalı. Bir konuşmasında şunları söylemiştir: Arap Baharı sönmedi ve 2011 bitmedi! Cemal Kaşıkçı'nın ideolojik kimliği şu veya bu olabilir lakin Kaşıkçı İhvan ve siyasal İslam konusunda ülkesinin yanlış yaptığına inanıyor ve bunu paylaşıyor ve düzeltmeye çalışıyordu. Türkiye ile Riyad arasındaki gerilimin arkasında da bu takıntının olduğuna inanıyordu. Haksız da sayılmaz. Bu takıntısından dolayı kendisini dar alana hapsetmiş ve siyasal İslam ve İhvan'ın sonunu getirmek isterken muhtemelen kendi sonunu hazırlamıştır. Middle East Eye'dan David Hearst, '16 ay içinde Muhammed Bin Selman dönemi veya parantezi başlamadan kapandı' demiştir. İngiliz The Times gazetesi de Prens Muhammed Bin Selman'ın günlerinin sayılı olduğuna işaret etmiştir. New York Times gazetesi ise 'dengesiz ve katil' olarak tanımladığı Muhammed Bin Selman'ın azledilmesini istemiştir.

Nişanlısı Hatice Cengiz, Kaşıkçı'nın Suudi halkının özgürlüğü için kendisini feda ettiğini söylemiştir. Kaşıkçı'nın misyonu İhvancı olmaktan öte onları da kucaklayan çepeçevre bir özgürlük vahası, alanıydı. Bu eksende Cemal Kaşıkçı'nın kaybolmasıyla alakalı olarak Daily Beast'de bir makale kaleme alan Betsy Woodruff (https://www.thedailybeast.com/jamal-khashoggi-wanted-to-launch-a-pro-democracy-group-then-the-saudis-disappeared-him?ref=scroll ) Cemal Kaşıkçı'nın ülkesindeki demokratik çığırı kurumsallaştırmak için bir grup kurmak istediği için öldürüldüğünü yazmaktadır. Bu durumda Cemal Kaşıkçı'nın öldürülmesinin ardında kurumsal yapılanma çabaları var. Nitekim, konuşmalarında Suudi Arabistan'da reformların tek kişinin yönetiminde yapılamayacağına ve tekil ve ferdi yönetimlerin faydadan ziyade zararlı olacaklarını söylemiştir. Yine de çok büyük bir katil olsa da Beşşar Esat Batılılara Muhammed Bin Selman kadar itici gelmemektedir. Aynı kültürü solumaktadırlar. Esat onlara göre Batı görmüştür. Türkiye'deki Kemalist çevreler için de durum bundan farklı değildir. Sözgelimi Emin Çölaşan'ın Esat ile alakalı olarak hiç karalama yazısına denk gelmedim bununla birlikte Cemal Kaşıkçı olayında Muhammed Bin Selman'a yüklenmek için hiç vakit kaybetmedi, fırsatı kaçırmadı!

Ilan Goldenberg Muhammed Bin Selman'ın günah galerisini sayarken içeri attığı alimlere hiç değinmemektedir. Saydıkları arasında Yemen savaşı, Katar kuşatması, Saad Hariri'nin alıkonması, zenginlerin Ritz Carlton otelinde zorla tutulmaları ve Kanada ile sürtüşmesi meseleleri var. Bunlar hepsi doğru olmakla birlikte Selman Avde, Sefer Havali gibi alimleri sorgusuz sualsiz içeri atması bardağı taşıran son damla olmuş ve onların ahı Muhammed Bin Selman'ı tutmuştur.

13 Kasım 2018 tarihinde yaşıyor olsaydı (dileğimiz hala ö yönde) Cemal Kayıkçı 60 yaşına basacaktı. Bu münasebetle Hatice Cengiz ardından bir tweet atmış ve tweetinde nişanlısının kaybolmaması halinde dostları için Boğaz'da bir yemek tertip etmeyi düşündüklerini yazmıştır. New York Times'daki makalesinde veya müteferrik tweetlerinde yaşamış olsaydı '60 yaşına basmadan evlenmiş olacaktık' demektedir. Belki de 60 yaşı yeni bir izdivacın tarihçesi olacaktı. Hatice Cengiz yazdığı makale veya twitter mesajlarında her gün ölüp ölüp dirildiğini söylüyor. Kolay değil.

Suudi Arabistan'dan çıkış nedeni alimlerin tutuklanmasıyla birlikte el Hayat gazetesindeki yazlarına son verilmesi olmuştur.

Kaşıkçı olayında devreye giren eski eş (ikinci eş) Ala Nasif ile Türk nişanlı Hatice Cengiz basın üzerinden karşı karşıya geliyor. Ala Nasif suskunluğunu bozarak El Arabiya Kanalına konuştu ve Suudi gazeteler de bu konuşmadan alıntı yaptılar. CNN International Kanalı Kaşıkçı'nın en büyük oğlu Salah'ın yurt dışına çıkmasına izin verilmediğini haber yaparken eski eş Ala Nasif ise hem Hatice Cengiz'i tanımadığını (müntehil, maz'ume bir kişilik yani nişanlı kılığına girmiş sözde birisi olarak tanımlıyor) söylerken herkesi susmaya çağırıyor. Buna mukabil nişanlısı Hatice Cengiz de konu hakkında bilgisi olan herkesi konuşmaya davet ediyor! Eski eş Ala ile yeni nişanlı Hatice Cengiz arasında polemik ve atışmalar tek yanlı olarak sürüyor. Eski eş Ala Nasif, Hatice'nin Cemal Kaşıkçı'nın sosyal hesaplarıyla oynadığını söylüyor. 'Savaşta ilk önce gerçekler ölür' diye bir tabir var. Cemal Kaşıkçı olayı da soğuk savaşa ve sinir savaşına döndü. Bu açıdan İngiliz gazetesi The Observer, Kaşıkçı olayında gerçeklerin tehlike altında olduğunu yazıyor.

Cemal Kaşıkçı Twitter hesabının başına şöyle bir ifade yazmış: Kul kelimeteke ve emşi. Sözünü söyle ve git! Cemal Kaşıkçı'nın sözü hayatta iken belki yarım kaldı tam söyleyemedi, kaybolması ya da ölümü bu yarım kalmış sözün tetimmesi oldu. Yani tamamladı. Hayatta ne söylerse söylesin ölümü kadar etkili olmazdı.

Mustafa Özcan

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2024 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN