Arama

İşgal İdeolojisinin Perde Arkası

İşgal İdeolojisinin Perde Arkası

Obama döneminin Dışişleri Bakanı Madeleine Albright Çekoslovakya'nın Komünist işgale uğramasının ardından Nazi kamplarında kalmış ve bilahare George Soros örneğinde olduğu gibi amiyane tabirle kapağı ABD'ye atmış veya soluğu Atlantik ötesinde almıştır. Dışişleri bakanı olduktan sonra Yahudi kökeni faş olmuş, inkişaf etmiş daha doğrusu meşhur olmuştur. Bakan olduktan sonra Yahudi kökeninin deşifre olduğu iddia edilse de doğrusu deşifreden ziyade iştihardır. Taliban'ın 1996 yılında Afganistan'ın tamamına hâkim olduktan sonra ABD birleşen Afganistan üzerinden Orta Asya petrollerini veya doğal gazını Hint Okyanusuna akıtmak ister. Petrol şirketleri Afganistan yollarını aşındırırlar. Lakin o dönemde İran ve orada buradaki propagandistleri Taliban ile ABD arasında gizli kapaklı ilişkiler olduğunu yaysalar da doğrusu, arada aşılamaz, muvasala imkânı olmayan bir ideolojik berzah ve zıtlaşma vardır. ABD Taliban'ı ne kadar yumuşatabileceğinin nabzını ölçmektedir. Hibrid usulü karma yöntemlerle Taliban'ı yumuşatmak ister. Kuzey Ligi ile koalisyona gitmesini ister. Bu koalisyonla birlikte aralarına sızmak daha kolay olacaktır. İdeolojik çatışmanın ardında, Amerikan iddialarına nazaran kadınlara yönelik Taliban'ın bed ve kötü muamelesi ve insan hakları ihlalleri bulunmaktadır. Madeleine Albright meseleyi daha yakından temaşa etmek ve görmek için Pakistan'a gider ve Hayber Dağları etrafında kurulu Afgan mülteci çadır kentlerini ziyaret eder ve burada özellikle Afganlı kadınlarla yakın temas kurar. Burada duygularını şöyle terennüm eder: : "Kendi hikayemi Afganlı mülteci kadınlarda ve kızların şahsında ve hikayelerinde buldum, gördüm." Onlarla empati ve sempati kurar. Lakin daha sonra bu ilişkiler yumağında oryantalist hikâyeler doğar. Bunlardan birisi National Geographic'in keşfettiği Şarbat Gula adlı Afgan kızıdır. Malala bunlardan bir başkasıdır. Kabil'in Kitapçısı ise bu hikâyelerin bir başka versiyondur.

*

Elbette Afganistan sütten çıkmış ak kaşık değil. Bununla birlikte, Batı kendi ideolojisine güven tazelemek ve doğrulatmak dahası pazarlamak için böyle bir hikâyenin; oryantalist hikâyenin peşindedir. Bu çalışmalar vaktiyle müstemlekeler şairi veya yazarı olarak anılan İngiliz Rudyard Kipling'in Hindistan üzerine yazdıklarının Afganistan üzerine uyarlanmasından başka bir şey değildir.

18/19 Kasım 1997 yılında Pakistan'da Nasır Bağ bölgesine yaptığı ziyarette Madleine Albright Taliban'a karşı bakışlarını şöyle özetleyecektir: "Kadına ve çocuklara oldukça kötü ve kaba davranmasından ve insan haklarını ihlal etmesinden dolayı Taliban'a karşı çıkıyoruz …" Ziyaret sırasında Pakistan'a da seslenmeyi ihmal etmeyen Albright, onları diğer gruplarla uzlaşmaya ikna için Pakistan'dan yeteneklerini kullanmasını istemektedir. Albright Taliban'ı yumuşatma işini Pakistan'a havale etmektedir.

Albright'ın konuşmalarına bir yere not ettikten sonra bir de 2001 yılında yine Kasım ayında Afganistan'ı işgal eden Bush'un sözlerini ve konuşmalarını hatırlayalım.

11 Eylül saldırılarının akabinde Bush şuur altını boşaltarak Haçlı seferinden bahsetmeden önce ' Tora Bora Dağlarını' kastederek 'onlar bizim hayat tarzımıza saldırıyorlar' demişti. Ama gerçekte kim kimin hayat tarzına saldırıyor?

Trump da yeni Afganistan seferine bu tür ideolojik angajmanlar ve argümanlarla ikna edilmiş. Hürriyet'in haberine göre Turmp'ı 'mini etekli' Afgan kızlarının fotoğraflarıyla ikna etmişler! ABD Başkanı Donald Trump'ın ABD askerlerinin Afganistan'da bir süre daha kalmasına ve buraya ilave asker gönderilmesine ikna edilmesinde 1972 yılında Kabil'de çekilen mini etekli kadınların fotoğrafının kullanıldığı ortaya çıktı. ABD basınına yansıyan haberlerde, Ulusal Güvenlik Danışmanı Herbert R. McMaster'ın, Trump'a 1972 yılına ait Kabil sokaklarında mini etekle dolaşan üç kızın siyah-beyaz fotoğrafını sunduğu anlaşıldı. Anlaşılan bu fotoğraflardan sonra Trump'ın damarlarındaki hamiyet kanı kabarmış, harekete geçmiş. McMaster'ın Trump'ı ikna edebilmek için, "Afganistan yine yüzü Batı'ya dönük bir ülke olabilir" dediği aktarılıyor.

ABD'nin Afganistan'daki 16 yıllık mevcudiyetine devam edebilmesi konusunda Trump'ı ikna etmesi için birçok ABD'li general ve danışman McMaster'a baskı yapıyordu. Trump'ın danışmanlarından bilgi alırken, tablolar ve fotoğraflar eşliğinde görsel sunumları tercih ettiği biliniyor. Burada muharrik unsurun modernizm ve Batı tarzı 'kadın hakları' ideolojisi olduğu ortaya çıkıyor. Trump ve seleflerinin yaptığı bir nevi modernizm misyonerliği.

Esasında bu ülke modernizme pek uzak, yabancı değildir. Kabil'de ilk açılan okullar, lise seviyesinde Habîbiya ile modernizmin babası Emanullah Han'ın yine lise seviyesinde açmış olduğu Emaniye ve Emani okullarıdır. Bunlar modernizmin bu ülkeye giriş kapılarıdır. Benzerleri daha önce Tunus'ta Sadıkiye Medresesi ve Türkiye'de Galatasaray Sultanisidir. Bununla birlikte Afganistan'da modernizm denemeleri hep geri tepmiştir. Trump gibi üsten inme ile modernizmi getireceğini vehmeden Emanullah Han yaptığı münasebetsizlikle halkın öfkesini çekerek 1925 yılında tacını tahtını kaybetmiştir. Keza Trump'tan önce buraya modernizmi getirmek isteyen Sovyet işgali de pılını pırtını toparlayarak bu ülkeden göçmüştür. Geride bu topraklarda imparatorluk enkazını bırakmıştır. Fotoğraflarla Trump'ı ikna edenler aslında onu işletmişler.

Modernizm misyonerleri Hıristiyan misyonerlerinden daha az histerik değiller. Keskin sirke küpüne zarar.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2019 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN