Arama

Arap Baharı sonrası İslamcıların dönüşü

Arap Baharı sonrası İslamcıların dönüşü

Arap Baharı sonrası Amman ile soğukluk yaşadık. Bu soğukluk ikili ilişkilere de aksetti. Hatta bu dönemde Ankara'yı ziyaret eden Kral İkinci Abdullah Anıtkabir'de kendini tutamamış ve gözyaşlarına boğulmuştu. Bu, günlerce süren yorumlara konu olmuş, eşlik etmiştir Arap Baharı Ürdün rejimini ve kraliyetini korkutan gelişmelerden birisiydi. Kimi analizcilerin tasavvuruna göre, Arap halk ihtilalinde Suriye'den sonra sıra Ürdün'e gelecekti. Amman sıradaki başkentti. Muhammed Haseneyn Heykel gibi stratejistler hala hayatta idiler, şöyle bir domino tasavvur ediyorlardı: Suriye rejimi devrilecek ardından sıra Ürdün rejimine gelecekti. Ardından da bölgedeki son uğrak yeri İsrail olacaktı. Türkiye de genellikle halk iradesini yansıtan Arap Baharı rüzgarını destekliyor ve Suriye'de Esat karşıtı bir politika izliyordu. Ürdün Kralı Abdullah Esat taraftarı değildi. Ürdün rejiminin Esat ile ilişkileri hiçbir dönemde pek iyi olmadı. Bununla birlikte Kral II. Abdullah Esat sonrasına bakıyordu. Kırk katır mı kırk satır mı durumuyla karşı karşıya idi? Ne Esat'ın bekası ne de devrimcilerin iktidarı devralmaları işine geliyordu! Bu nedenle de kendisini rahatlatacak üçüncü formüller peşinde dolanıyordu. Ürdün stratejik alamda mühim bir coğrafyada bulunmasına rağmen Arap Baharından sonra tabir caizse yalnızlığa mahkum oldu. BAE gibi iyi ilişki içinde bulunduğu ülkeler istisna teşkil ediyordu. Siyasi çalkantılar içinde yüzen bölgede Ürdün fırtınalı denizde teknenin sallandığı gibi sallanıyordu. Fındık kabuğu gibi yalpalıyordu. Bu dönemde kendisine yeni partnerler bulmaya çalıştı. Ekonomik göstergeler de kötüye gidiyordu. Birçok kez Kremlin'in kapısını çaldı ve Suriye konusunda koordinasyon arayışına girdi. İkinci arayışının adresi İran idi. Bu arayışı veya denemeleri hep direkten döndü. İran üzerinden Irak'la da iyi ilişkiler geliştirmek istiyor ve bunun ekonomiye iyi yansımalar sağlayacağını umuyordu.

*

Şii eksene veya hilale açılım Ürdün gibi küçük bir ülke için bizatihi tehlikeli bir açılım veya oyun sayılıyordu. Körfez ülkeleri ve Ürdün'ün siyasi muhiti buna razı olmadı. Mısır'da ise darbeden sonra Sisi rejimine açıldı. Bazen bu açılım İsrail'in de dahil olduğu üçlü müzakerelere dönüştü.

Obama döneminde Ürdün ile ABD'nin ilişkileri Türkiye örneğinde olduğu gibi seviye kaybetmişti. Trump ile birlikte Kral II. Abdullah ivmeyi yeniden yakaladı ama bu sefer Trump'ın kendisine faydası yoktu. Aynı paralelde nazariyatta Trump'ın politikaları İsrail'in işine yarasa da fiiliyatta durum aynı değil. Dolayısıyla çalkantı ve bilinemezlik ve öngörülemezlik hali daha da artmış oldu. Almanya'da Sosyal Demokrat Partinin (SPD) Başbakan adayı Martin Schulz'un Trump hakkında Der Spiegel'e yaptığı değerlendirmede söylediği gibi yeni başkan ters etki yapmıştır: " Beklenenden daha kötü, beter çıktı/'far worse' than expected." Dolayısıyla herkes kendi derdine düşmüş vaziyette. Olaylar ve ani gelişmeler teorik planları altüst ediyor. Nazariyatta Trump'ın Putin ile iyi ilişkiler kurması bekleniyordu. Fiiliyatta tam tersi gerçekleşmiştir. Kusnher gibi Yahudi bir damadı bağrına basan Trump'ın normalde İsrail'e hizmet etmesi beklenir. Bununla birlikte evdeki hesap çarşıya uymuyor ve rüzgarlar geminin rotası doğrultusunda esmiyor. Türkiye İran ilişkilerinde olduğu gibi Türkiye-Ürdün ilişkilerine de damgasını bölgesel meydan okumalar ve ortak mukabele/karşılık verme ihtiyacı vuruyor.

*

Yeni meydan okumalar ışığında Ürdün rejimi ittifaklarını tazeliyor. Bu noktada Türkiye ile mesafenin yerini ortak paydalar alıyor. Elbette komşu ülkeler olarak Suriye dosyası iki ülkeyi birbirine bağlayan konulardan birisi. Bu hususta da 6 yıl önceki unsurlar ortadan kalkmış yerini yeni unsurlar almış bulunuyor. Ürdün Kralı II. Abdullah Esat'ın yerini devrimcilerin almasını istemiyordu. Bununla birlikte şu anda Esat'ın yerinde kalması da tercihler arasında sayılamaz. Bununla birlikte, Suriye rejiminin kilit isimlerinden Buseyne Şaban Ürdün'e kompliman yapıyor. Bununla birlikte Esat rejiminin geçimsiz bir rejim olduğunu ve sadece içi değil bölge için tehlikeli olduğunu en iyi bilebilecek durumda olan yapılardan birisi Ürdün rejimidir. Bir de bagajında kabul edilmeyecek sakil bir miras barındırmaktadır. Sonuç itibarıyla, bu rejimin ayakta kalması Ürdün açısından İran tehdidinin büyümesi anlamına da gelir. Bu açıdan Ürdün rejimi Türkiye'yi yeniden keşfetmenin yollarına düşmüştür. Türkiye Ürdün için şu anda denge unsuru ülkelerden biridir. Bu açıdan davet Ürdün Kralı II. Abdullah'dan gelmiştir. Zira Ürdünlü Yazar Ömer Ayasire'nin yazdığı gibi, soğukluğu başlatan taraf da Ürdün rejimi olmuştu. Tamir etmek de ona düşer. Bunu değiştirmek de ona düşer. Suriye dosyasının dışında terör tehdidi, Aksa meselesi ortak ilgi alanlarını oluşturuyor.

Arap Baharı boyunca yerel anlamda da Müslüman Kardeşler hedefte idi. Rejim onları bölüp parçalamak ve etkisiz hale getirmek istedi. Şimdi devran değişmiş tehlikeli görülen Müslüman Kardeşlerin yerini şiddet yanlısı selefi akımlar almıştır. Müslüman Kardeşler ise sosyal açıdan emniyet supabı haline gelmiştir. Türkiye ile Ürdün rejimi arasında hala İhvan konusunda ortak bir vizyon yakalanamasa bile sonuç itibarıyla bakış açıları arasındaki mesafe daralmıştır. Bu nedenle de Ürdün Katar'a abluka uygulayan ülkelerden farklı olarak İhvan'a Türkiye zaviyesine yakın bir zaviyeden bakmaktadır. Bu nedenle de Katar ile diplomatik ilişkileri sürdürmektedir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ziyaretine takaddüm eden günlerde Ürdün'de belediye seçimleri yapıldı. Seçimleri İslami hareket veya Müslüman Kardeşlerin siyasi kolu İslami Çalışma Cephesi önde bitirmiştir. Ürdün'ün Ankara'sı kabul edilen Zerka belediye başkanlığını da kazanmıştır. Bu seçimler İslami hareket için bir tazelenme olduğu gibi rejim açısından da İslami hareketlerle yeniden siftah yapma, barışma ortamı sunmuştur. Ürdün rejimi açısından İslami hareket geleceğin teminatını temsil ediyor. Geçmişte Arap Baharı ile birlikte tacını tahtını kaybetme korkusuna kapılan Ürdün rejimi şimdi bu korkulardan sıyrılmış olarak İslami hareketi bir denge unsuru olarak bakıyor. Bu seçimlerle birlikte, 2013'teki Arap Baharına yönelik darbe yılından itibaren düşmanca muamele gören bir coğrafyada Müslüman Kardeşler varlıklarını yeniden ortaya koymuş bulunuyorlar.

Ürdün'de Müslüman Kardeşlerin şahsında ılımlı İslami harekete gösterilen kısıtlamalar sonuçta bu ülkedeki dengelerin sarsılmasını ve devletin çökmesini de beraberinde getirmiştir. Başarısız devlet modeli olmaya doğru son sürat yol alan Ürdün'de aşınma, sosyal ve siyasi aşınma ancak ılımlı İslamcılar sayesinde ve tarafından engellenebilir. Ülke içeriden ve dışarıdan ateş çemberi altında bulunmaktadır. Rejim istemese de bunun panzehri İslamcılardır. Menhus günlerin tek tesellisi belki de İslamcıların yeniden bu ülke üzerinden dirilişleridir. Ontolojik çöküntünün panzehri İslamcıların dirilişi olmalıdır.

Mustafa Özcan

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2021 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN