Arama

Mustafa Özcan
Temmuz 23, 2017
Kudüs; birliğe giden yol!

Cumhurbaşkanı Erdoğan körfez gezisi öncesi İsrail'in Mescid-i Aksa'ya yönelik yeni kısıtlamalarıyla alakalı olarak bir değerlendirmede bulunmuş ezcümle şunları söylemiştir: "Suriye'de, Irak'ta, Libya'da, Filistin'de yaşanan sıkıntılar, acılar ortadadır. Maalesef bu sorunlara her gün bir yenisi ekleniyor. Tüm dünyanın gözü önünde Mescid-i Aksa'da yaşananlar bunun bir örneğidir. Mescid-i Aksa'ya karşı özellikle son bir kaç gündür sergilenen pervasızlıklar, İslam dünyasını derinden üzmektedir. Kudüs'teki Harem-i Şerif, sadece Filistinlilerin değil 1,7 milyarlık tüm İslam aleminin onurudur, namusudur, kutsal mekanıdır. Harem-i Şerif'e yönelik kısıtlamalar ile Müslümanların onurlarının incitilmesi karşısında, İslam dünyasının tepkisiz kalması beklenemez. Nitekim ülke olarak tepkimizi güçlü bir şekilde ortaya koyduk."

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile birlikte aynı gün ve saatlerde Mısır eski Dışişleri Bakanı ve Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmet Ebu'l Geyt de benzeri minvalde bir değerlendirmede bulunmuştur. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 'olan bitenler karşısında İslam dünyasının tepkisiz kalması beklenemez' ifadesi doğrultusunda Ebu'l Geyt de şunları söylemiştir: " İsrail hesap hatası yapmamalıdır. Oldu bittiler karşısında Müslümanların ve Arapların tutum ve tepkileri hafife alınmamalı ve yanlış bir değerlendirmeye konu olmamalıdır. Yapılanlar sadece Filistinlileri hedef alır nitelikte olmayıp bütün Arap ve İslam alemini de ilgilendirmektedir. Meselenin çapı sanılandan büyüktür ve Arap ve İslam alemini kışkırtmaktadır. İslam ve Arap alemi genişliğinde bütün Müslümanların duygularını rencide etmekte ve tepkilerini çekmektedir. Mesele basit bir güvenlik meselesine indirgenemez ve bu şekilde geçiştirilemez. Yapılan icraatlar güvenlik kaygılarının ötesinde olup Kutsal Kentin Yahudileştirilmesini amaçlamaktadır. Çoktandır Yahudilerin dini sembol ve kalıntılarını bulmak iddiasıyla Aksa'nın altında gerçekleştirdikleri kazılar da maksadı aşmış olup, hiçbir ilmi değer taşımamaktadır. Mescid-i Aksa'nın altında yapılan kazılar ve üzerinde yapılan keyfi icraatlar Müslümanların bu kutsal şehirdeki haklarını kısıtlamakta ve şehrin İslami ve Arap karakterini tahrip etmekte ve ortadan kaldırmaktadır. Yapılanlar tarih ve insanlık adına bir cinayettir …"

Almanya eski Dışişleri Bakanı Joschka Fischer Suudi Arabistan ile İran'ın topyekün bir kapışmanın kıyısında, arifesinde olduklarını söylerken Ebu'l Geyt de İsrail'in bu kışkırtıcı icraat ve politikalarıyla Arap ve İslam alemiyle büyük bir krizin fitilini ateşlediğini adeta ateşle oynadığını ifade etmiştir. Mevcut politikalarıyla bu büyük kapışmada aynı zamanda dini boyuta da davetiye çıkardığını sözlerine eklemiştir.

Ahmet Ebu'l Geyt meselenin püf noktasıyla ilgili değerlendirmesinde Netanyahu'yu yalanlamıştır. O da statüko; Aksa'nın statüsü meselesinde mevcut düzenin gün be gün çiğnendiği, ortadan kaldırıldığı gerçeğidir. Netanyahu ısrarla Mescid-i Aksa noktasında bir statüko değişikliğine gidilmediğini ve statükonun muhafaza edildiğini söylese de icraatlar aksini söylüyor. Halbuki günlük icraatlar ile birlikte statüko kademe kademe aşındırılmakta, yıkılmakta ve bu yolla final gününe doğru yol alınmaktadır. Raid Salah geçmişteki açıklamalarından birisinde İsrail'in 2010 ile 2020 yılları arasında bir oldubitti ile Aksa'yı havaya uçurup yerine Süleyman tapınağını kuracağını söylemiştir. Bu süreç 2000 yılında Şaron'un Harem-i Şerif'i kirli postallarıyla çiğnemesiyle başlamıştır kum saati gibi işlemektedir. Şimdi ise süreç oldukça hızlanmıştır. İsrail sadece Doğu Kudüs üzerinde değil Müslümanların kutsal mabedi Aksa üzerinde hak ve hükümranlık iddia etmektedir. Ebu'l Geyt'in işaret ettiği gibi bugün İsrail'de yönetime aşırılar hakim bulunmaktadır. İslam dünyası 'kendi aşırılarına' yabancıların zaviyesinden baktığı gibi İsrail'in aşırılarına da maalesef kendi zaviyesinden değil yine İsrail'i zaviyesinden bakmaktadır. Ebu'l Geyt'in de temas ettiği gibi Netanyahu hükümeti parçası olduğu aşırılarla birlikte statükoyu değiştirmeye yeltenmektedir. Ağzıyla teyit ettiği statükoyu eylemleriyle yıkmaktadır. Statükonun her gün bir parçasını aşındırmaktadır. Yecüc ve Mecüc duvarında her gün gedikler açılması gibi.

*

Kudüs konusunda üçüncü konuşmayı da Katar Emiri Temim Al-i Sani yapmıştır. Umum konuşmasının bir parçasını Filistin ve Aksa meselesine ayırmıştır. Temim İslam devletlerini ve Müslüman halkları Filistin'le dayanışmaya çağırmış ve özellikle Kudüs halkını bu hususta özel olarak anmıştır. Aksa'nın günlerden beri kapalı kalmasını ve Kutsal Mabede abluka uygulanmasını kınamış ve sözlerini şöyle bağlamıştır: Umulur ki Kudüs'ün maruz kaldığı saldırılar bölünme yerine dayanışma ve birlik ruhunu temine hizmet eder, birlik duygusunu teşvik eder, pekiştirir. "

Katar Emiri Temim'in beyan ettiği gibi İslam dünyası makus talihini Aksa'ya ve Kudüs'e sahip çıkarak aşabilir. Ortak dava üzerinde birlik ruhunu geliştirip ayakları üzerine yeniden kalkabilir.

Umulur ki bu şerden de bir hayır çıkar, hayır doğar. inşallah İslam dünyası kutsal dava etrafında yeniden saflarını birleştirir ve özüne ve birliğine döner.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2022 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN