Arama

Mustafa Özcan
Temmuz 19, 2017
Kara Cuma’dan Seferberlik Cuması’na

14 Haziran 2017 tarihine denk gelen Cuma gününe Kudüs ve Mescid-i Aksa açısından kara Cuma denmesi seza ve uygundur. Tarihteki nadir dönemlerden birisinde daha Aksa, Cuma günü de dahil üç gün boyunca cemaate kapatılmış ve ezan okutulmasına izin verilmemiştir. İhsan Fakih gibi yazarlara göre buna benzer bir hal Haçlılar döneminde bile yaşanmamıştır. Kara Cuma'nın akabinde ikinci Cuma günü yani 21 Temmuz 2017 gününe denk gelen Cuma günü dolayısıyla Mescid-i Aksa Hatibi İkrime Sabri tarafından seferberlik ilan edilmiştir. Müsademe ortasında kalarak yaralanan İkrime Sabri bu Cuma'yı seferberliğe tahsis etmiştir. Seferberlik kanunu veya hali bizi Birinci Dünya Savaşı yıllarına ve günlerine taşımakta; Osmanlı'nın aldığı seferberlik kararını hatırlatmaktadır. Hoş bu Filistinlilerin özel ve lokal bir seferberlik kararıdır. Halbuki, bu kararın daha büyük ve geniş ölçekte İslam ümmeti çerçevesinde alınması veya uygulanması gerekirdi. En azından geniş yelpazeli yankıları olmalıydı. Aksine; gönüller birbirine merbut ve bağlı değil, ayetteki tasvirin hilafına birbirine uzak ve birbirinden kopuk! 'Birbirine kurşunla kenetlenmiş sımsıkı yapı' anlamına gelen 'bünyanun mersus' denilen özelliğini kaybetmiş bulunuyor. Bunun sonucu İsrail'in astığı astık kestiği kestik, sözünün üzerine söz söylenmiyor! Filistinliler kendi başlarına, olumsuz şartlara ve İsrail'in diretme ve dayatmalarına karşı ayakta kalmaya çabalıyorlar. Yine bu çerçeveden olmak üzere Mescid-i Aksa çevresine terör bahanesiyle kurulan elektronik pranga ve tasmayı reddediyorlar. Daha doğrusu Aksa'ya pranga ve tasma vurulmasını kabul etmiyor ve boykotlarını sürdürüyorlar. Kaldı ki İsrail'in aldığı bu karar da keyfi olmaktan öte pratik yararı olmayan, uygulanabilir olmaktan uzak. Yığılmalar dolayısıyla güvenlik sorununu daha da artırıyor. Bununla birlikte İsrailli makamlar acaba ne yaptıklarını biliyorlar mı? Bunu bilebilmek için sağduyulu olmak gerekir. Bu da onlardan takatlerinin fevkinde bir şey beklemek olur!

*

Arap dünyasında siyasi rejimler bazında, İsrail'in kararına teslimiyetle yaklaşılıyor; hatta muvazaa yani işbirliği söz konusudur. Kitleler bazında ise direnme var. Halk ve Aksa ile ilgili İslami kurumlar kesinlikle bu tecessüse ve kısıtlamaya matuf kararı tanımıyorlar ve Mescid-i Aksa'ya giriş çıkışları boykot ediyorlar. Bununla birlikte halkın elinde pasif dirençten başka alternatif yollar yok. İsrail'i çevreleyen devletler ise her geçen gün daha açık hale geldiği gibi İsrail'in zırhından başka bir şey değiller. Ürdün gibi ülkeler İsrail'in savunma çeperi olarak kurgulanmışlar. Genellikle de Arap ülkeleri İsrail'in yaptıklarıyla ettikleriyle değil Müslüman Kardeşleri karalamakla meşguller. Bir yazarın ifade ettiği gibi; sanki Arapların nazarında Mescid-i Aksa ümmetin değil de Müslüman Kardeşlerin bir mabedi. İsrailli Bakan Gilad Erdan açıkça Mescid-i Aksa'ya pranga vurulması uygulamasının muvazaaya dayandığını ve kimi Arap ülkelerinden doğrudan, kimilerinden de dolaylı olarak icazet ve onay aldıklarını ifade etmektedir. Bu yönde ABD ve Trump idaresi üzerinden Suudi Arabistan Kralı Selman Bin Abdulaziz ile İsrail arasında dolaylı bir temasın ve onun ötesinde mutabakatın sağlandığı anlaşılıyor. Mescid-i Aksa'nın ibadete açılması karşılığında Kral Selman ve Suudi Arabistanlı yetkililerin terör önlemi olarak elektronik kapı veya pranga uygulamasını kabul ettikleri ve içlerine sindirdikleri ortaya çıkıyor. İsrailli yetkililer bu münasebetle Suudi Arabistanlı yetkilileri Kudüs ve Mescid-i Aksa'yı yerinde görmeye, ziyarete davet ediyorlar. Buna geçmişte 'Esat'a Sedat formülü veya daveti' diyorlardı. Hadim-i Haremeyn yani iki mabedin hizmetçisinin üçüncü veya ilk mescit hakkında yapabileceği en son şey İsrail'den iltimasla Mescid-i Aksa'nın ibadete açık tutulmasını sağlamaktır. Bunu da bir kahramanlık edasıyla yapmaktadırlar. Yoksa fetih rüyası falan gördükleri yok.

*

İsrailli yöneticilerin Arapları bu yolla eşiklerine çekmek ve ağlarına düşürerek ilişkileri normalleştirmek istedikleri bir gerçek. Lieberman'ın dediği gibi artık İsrail Arapların birinci hatta sıradan düşmanı bile görünmemektedir. Onun yerine iç düşman İhvan, dış düşman da İran olarak taayyün etmektedir. Bununla birlikte, İran konusunda da İsrail'e karşı olduğu gibi edilgen ve sinik tavırlarını sürdürmektedirler. Kara Cuma'dan geçerek Seferberlik Cuması'na doğru yol alıyoruz. Yahudiler ise Şaron'un çığırını sürdürerek toplu bir biçimde yine Mescid-i Aksa'nın hürmetini kırıyor, ihlal ediyorlar. İsrail hükümeti ise bu hususta çifte bir politika izliyor. Her açıdan mevcut statünün korunduğunu ve bir değişiklik arız olmadığını teyit ederken diğer taraftan da Şaron'dan beri artarak devam eden ihlaller de hükümranlık kılıfıyla meşrulaştırıyor. Bu çerçevede Yahudi yerleşimciler ve ona eşlik eden siyasiler ve milletvekilleri Esbat Kapısından mabede doğru akın ediyorlar. Mabedin sahipleri Filistinlilere giriş çıkışlar giderek kısıtlanırken bahse konu 'hükümranlık' hakkı gereği Yahudilere yönelik kısıtlamalar da kaldırılıyor. Burada ters giden bir şey var. Arap rejimleri giderek bunu kanıksıyorlar. Halk ise tepkili ve bu tepkiler zaman zaman kanlı karnavallar şeklinde yüzeye vuruyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2024 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN