Arama

Cahiliye döneminin “” ve günümüzün “Şans Oyunları”…

Cahiliye döneminin “Fal Okları” ve günümüzün “Şans Oyunları”…

Bugünlerde adına "Yılbaşı Özel Çekilişi" denilerek cazibesi arttırılan modern kumar türü piyango uygulaması hakkında bir önceki yazımızda bilgi vermiş ve tarihte Cahiliye dönemi Araplarının oynadıkları bir kumar oyunu olan el-Meysir ile ilişkisinden söz etmiştik.

Bugünkü yazımızda ise yine Kur'an'ın bize verdiği bilgiler çerçevesinde, geçmişteki "" ile karar verme anlayışının şekil değiştirerek günümüzde de yaşadığına/yaşatıldığına dikkat çekmek istiyoruz.

AYETLERDE GEÇEN "EZLÂM" NE DEMEKTİR?

Kesilmiş, inceltilmiş ve düzeltilmiş ancak ucunda demir olmayan ince oklar anlamındaki "ezlâm" kelimesi Kur'an-ı Kerim'de iki yerde geçmektedir. Cahiliye dönemindeki Araplar bu okları fal niyetiyle kullanırlardı. Bu sebeple ayetlerin mealinde "fal okları" şeklinde tercüme edilmektedirler.

Mâide suresinin 3. Ayetinde Müslümanlara Allah Teâlâ tarafından "haram" kılınan hususlar sıralanırken "fal oklarıyla kısmet aramak" da zikredilmektedir.

"Ölmüş hayvan, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına boğazlanan, (henüz canı çıkmamış iken) kestikleriniz hariç; boğulmuş, darbe sonucu ölmüş, yüksekten düşerek ölmüş, boynuzlanarak ölmüş ve yırtıcı hayvan tarafından parçalanmış hayvanlar ile dikili taşlar üzerinde boğazlanan hayvanlar, bir de fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. İşte bütün bunlar fısk (Allah'a itaatten kopmak)tır."

Yine aynı surenin 90. Ayetinde ise bu kez "ezlâm" kelimesi şeytanın işlerinden biri olarak ancak "pis/iğrenç" anlamındaki "rics" kelimesiyle nitelendirilmiştir:

"Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar putlar ve fal okları şeytan işi birer pisliktir. Onlardan kaçının ki, kurtuluşa eresiniz."

Peki ayetlerde geçen ve ağır bir dille kınanarak "haram" kılınan fal oklarıyla karar verme anlayışı nasıl işlemekteydi?..

YA FAL BAKMAK YA DA KUMAR ARACI OLARAK OKLAR…

Bilindiği üzere Fal, "çeşitli tekniklerle gelecekten ve bilinmeyenden haber verme, gizli kişilik özelliklerini ortaya çıkarma becerisi" demektir. Tarihin muhtelif devirlerinde farklı kültürlerde fal bakmak için çeşitli araçlar ve teknikler kullanılmış, böylece değişik fal türleri ortaya çıkmıştı. Araplarda en yaygın olanı, bu iş için fal okları kullanma yöntemidir. Onlar önemli bir işe teşebbüs edecekleri zaman bu işin sonunun hayırlı olup olmadığını anlamak maksadıyla üç okla kısmet çekerlerdi. Okların birinde "yap", diğerinde "yapma" yazılıydı, üçüncüsü boştu. Kişi yapacağı işe karar verebilmek için kabile putunun bekçisine gelerek ona bir miktar para verir ve bekçinin elindeki torbada bulunan bu oklardan birini çekerdi; yap çıkarsa niyetlendiği işi yapar, yapma çıkarsa vazgeçerdi; boş çıkarsa çekimi tekrarlardı.

Bu okların kullanıldığı bir başka alan ise kumardı… Geçen yazımızda ele aldığımız el-Meysir oyununda on oktan oluşan ve bir tür piyango çekilişine benzeyen bu okların üçü boş bırakılır, yedisine birden yediye kadar hisseler takdir edilip yazılırdı. On kişi arasında yapılan çekilişte boş okları çekenler ortaya konan maldan pay alamadıkları gibi kumara konu teşkil eden malın parasını da öderlerdi. Bu tür oklar daha çok bir deveyi kesip etini çeşitli hisselere ayırmak suretiyle oynanan kumarda kullanılırdı.

Şimdi soralım: Günümüzün piyango biletlerinin o dönemdeki kumar oklarından ne farkı var? İkisi de çekilişe katılmak için kişi tarafından çekilerek alınmıyor mu?.. İkisi de kazanan ve kaybedeni haksız bir şekilde belirlemiyor mu?..

İslam âlimleri, fal okları çekmenin yasaklanmasının bir sebebinin, "Allah'a mahsus olan gaybı bilme" ve "putlara ulûhiyyet isnat etme gibi mahzurlar olduğunu" söylerler. Öte yandan bir kısım alimler de bu uygulamanın aklî ve ilmî hiçbir gerekçeye dayanmadığı için ve kumar oyununda kullanıldığı için hem fal ve hem de kumar oklarının haram kılındığı kanaatindedirler. Çünkü yapılması düşünülen bir işin hayırlı olup olmadığını, fal oku çekerek belirlemek mümkün değildir. İnsanların akıl gücüne hitap eden İslâm dini, her işin açık delillere ve doğru bilgilere başvurularak yapılmasını emretmiş, bu tür yollara girilmesini yasaklamıştır. Söz buraya gelmişken, yüce dinimizin "şans" kavramına bakışını da burada bir nebze ele almakta fayda vardır.

ŞANS KONUSUNDA İSLAM BİZE NELER SÖYLER?

Kulağımıza "şansı yaver gitti", "şansımıza bu iş böyle oldu" gibi söylemler gelir zaman zaman… Peki İslam şans kavramına nasıl bakmaktadır, İslam'da şans anlayışı var mıdır? Cevabımız açık ve nettir: İslam'da şans diye bir şey yoktur. Zira şans rastlantılarla ilişkilidir ve İslam'da tesadüf diye bir şey de yoktur. Çünkü yaşanan hiçbir şey rastlantı eseri değildir; bilakis her şey, Allah Teâlaâ'nın tekdir ettiği nasibimizle buluşmamızdan ibarettir… Kur'an-ı Kerim'de "Biz her şeyi bir ölçü üzere bir plan ve program dahilinde yaratmışızdır." (Kamer, 49) buyurulmaktadır. Bu ayet de bize her şeyin rastlantılarla değil, planlı-programlı bir şekilde yaratıldığını beyan eder.

Şansını fal oklarıyla çekmek suretiyle açmak, belirlemek anlayışını yasaklayan İslam buna karşılık "istişare" ve "istihâre"yi tavsiye etmiştir. İstişare, konunun uzmanı olan kişilere danışmak, istihâre ise "yapılması düşünülen bir işin hayırlı olması halinde, onu kolaylaştırması için Allah Teâlâ'dan yardım dilemek" demektir.

Sonuç olarak, kişiye, ailesine, topluma ve ekonomiye zararları olan kumar illetinin her türlü çeşidi İslam dininin yasakladığı hususlardan biridir. İslam karşılıklı rıza ve meşru yollarla elde edilen kazancı mukaddes ve değerli kabul eder… Haksız kazanç ise kişinin ne bu dünyasını ne de ahiretini mamur eder!..

Sağlıcakla kalınız.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2020 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN