Arama

Peygamberimizin dilinden Kur’ân-ı Kerim…

Peygamberimizin dilinden Kur’ân-ı Kerim…

"Son Nebi" Hz. Muhammed'in (sav) yaşadığı sürece kendisine verilen mucizeler içinde özel bir yeri olan Kur'an-ı Kerim, kendisinin vefatından sonra da çağları aşan mucizeliği ile tüm insanlara, getirdiği yüce dinini prensiplerini aktaracaktı… Acaba böylesine değeri yüce, kadr ü kıymeti büyük bir kitap, onun dilinden nasıl anlatılmaktaydı? Geliniz, önce Peygamberimizin (sav) Kur'ân-ı Kerim'in değeriyle ilgili olarak söylediklerine kulak verelim:

"Kur'ân, Allah Teâlâ'ya, göklerden, yerlerden ve bunların içinde bulunanlardan daha sevimlidir."

"Kur'ân okuyun. Çünkü Kur'ân, Kıyamet gününde kendisini okuyanlara şefaatçi olarak gelecektir."

"Sadece şu iki kimseye gıpta edilir. Biri Allah'ın kendisine verdiği Kur'ân ile gece gündüz meşgul olan kimse. Diğeri Allah'ın kendisine verdiği malı, gece gündüz O'nun yolunda harcayan kimse…"

Peygamber Efendimizin (sav) Kur'ân'ın değerini belirleyen bu sözleri yanında, onun Kur'an ile doyumsuz bir beraberliğinin olduğunu görmekteyiz. Hadis kitaplarında geniş bir şekilde yer alan bu beraberliğin birkaç örneğini aşağıda zikredelim.

(sav) Efendimiz, kendisi Kur'ân'ı güzel sesle okur ve onun hem güzel sesle hem de makamla okunmasını isterdi. Enes b. Mâlik ve Berâ b. Âzib isimli sahabiler, Resulullah'tan dinledikleri Kur'an'ın güzelliğinden söz ederken, "daha önce böylesine güzel ve tatlı bir ses duymamış olduklarını" anlatırlar. "Kur'ân'ı seslerinizle güzelleştiriniz. Çünkü güzel ses Kur'ân'ın güzelliğini daha da arttırır." buyuran Efendimiz (sav) ümmetinden de Kur'ân'ı güzel sesle ve özenle okumalarını istemektedir. Sabah, akşam ve yatsı namazlarında kıraatin açıktan okunduğu bu zamanlarda okuduğu Kur'an'ın cemaate yansıyan lezzetinden bahseden sahabiler, Mekke'nin fethedildiği gün başındaki siyah sarığıyla Fetih Sûresi'ni gür bir sesle ve ayetlerini dalga dalga okuyan Peygamberimizin hafızalarında silinmeyen bir iz bıraktığını da aktarırlar bizlere…

KUR'AN'DAN AYETLER OKUYARAK ALLAH'A SIĞINIRDI…

Resul-i Ekrem (sav) Efendimiz, Allah Teâlâ'ya Kur'ân vasıtasıyla sığınırdı. Ebu Said el-Hudri ve Hz. Aişe, (r.anhüma) Peygamberimizin, önceleri şeytanın ve cinlerin şerrinden korunmak için birtakım dualar okuyarak Allah'a sığındığını, Felak ve Nâs sureleri nazil olduktan sonra ise İhlas suresi ile birlikte bu sureleri okuyarak Allah'a sığındığını, bir rahatsızlık hissettiğinde de hemen Kur'ân okuyarak onunla şifaya kavuşmayı arzu ettiğini bildirmektedirler.

Peygamberimiz Kur'ân'ı başkasından da dinlemeyi çok severdi. Abdullah b. Mes'ud ve Ebu Musa el-Eş'ari (r.anhüma) Peygamberimizin kendilerinden Kur'an okumalarını istediğini ve okudukları Kur'an'ı, Onun büyük bir vecd içinde ve şevkle dinlediğini aktarmaktadırlar.

Kendisine indirilen, "Kur'ân'ı ağır ağır, tane tane oku." (Müzzemmil, 4) emri üzerine Sevgili Peygamberimiz, Kur'ân-ı Kerim'i, aynen ayette ifade edilen şekliyle okumaya gayret ederdi. Ona eş olma şerefine nail olan Ümmü Seleme (ra) validemiz, Peygamberimizin (sav) Kur'ân okuyuşunu "tane tane, harf harf anlaşılacak şekilde açık bir okuyuş" olarak anlatmıştır. Kendisine uzun yıllar hizmette bulunan Hz. Enes ise şöyle anlatıyor:

"Peygamberimiz Kur'ân okurken, "uzatılması gereken yerleri özenle uzatır ve tane tane, ağır ağır okurdu."

Şimdiyse, Kur'ân-ı Kerim ile müminlerin beraberliğinin hangi kıvamda ve hangi özelliklerde olması gerektiği hususunda Peygamber Efendimizin tavsiyelerine bakalım.

KUR'ÂN-I KERİM'İ ÖĞRENMEK VE ÖĞRETMENİN ÖNEMİ

Gaye bir metni "okumak" olunca, tabiatiyle önce okumayı öğrenmek gerekecektir. Kur'ân okumayı öğrenmek ve öğretmek ise başlı başına önem arz eden ve Müslümanlar tarafından da önemsenmesi gereken bir konudur. Bu mevzuda, öncelikle birkaç hadis-i şerifi burada zikretmemiz gerekir.

"Sizin en hayırlınız Kur'ân'ı öğrenen ve öğretenlerinizdir."

Bu hadisle bağlantılı olması bakımından bir İslam büyüğünden, Tâbiûn'un önde gelen simalarından biri olan ve kırk yılı aşkın bir süre insanlara Kur'ân okumayı öğreten Ebu Abdurrahman es-Sülemî'den söz etmek istiyoruz. O bir defasında yukarıdaki hadisi zikrettikten sonra şöyle demişti: "Beni (insanlara Kur'ân öğretmek üzere) şu bulunduğum yerde saatlerce oturtan işte bu hadistir."

Diğer bir hadis-i şerif'te ise Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır:

"Şu Kur'ân'ı öğreniniz. Şüphesiz onu okumakla her harfine bedel olarak on sevap ile mükafat alırsınız."

Burada yeri gelmişken, İslam tarihi boyunca Müslümanların Kur'ân öğretimi hususunda nasıl bir gayret ve çaba içinde olduklarını gösteren bazı açıklamalara gelecek yazımızda yer vermek istiyoruz. Burada şu kadarını söylemekle yetinelim: Bu çaba ve gayret, İslâm'ın doğuşundan bugüne asırlardır "aşk"la ve "vecd"le yerine getirilen bir "görev" olarak görülmüştür. İslam Medeniyeti adı bazen Dârül-Kur'an, bazen Dârül-Kurrâ; bazen medrese bazen Kur'an Kursu; bazen İmam-Hatip Mektebi, bazen İHL-Hafızlık Proje Okulu olsa da gerek örgün ve gerekse yaygın eğitimle, Kitabullah'ı öğreten kurumlara her dönemde sahip olmuştur. Çünkü onun her çağda ve her yerde sahibi de muhafızı da Allah'tır!..

Gelecek yazımızda buluşuncaya dek Kur'an'la kalınız efendim!..

Bir kitap ki; nûrunda, karanlıkları boğan,
Bindörtyüz yıldan beri, hergün yeniden doğan.
Bir kitap ki; barışın, kurtuluşun rehberi,
İdrâkin temel taşı, akılların cevheri.

Bir kitap ki; ilmiyle, cehâleti susturan;
Zulümler karşısında, heybetle dimdik duran.
Bir kitap ki; irfânın, zaptedilmez kalesi,
Çaresiz mazlumların, sönmeyen meş'alesi.

(C. Numanoğlu)

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2020 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN