Arama

Prof. Dr. Mehmet Emin Ay
Aralık 19, 2018
"Gel! Bu kapı ümitsizlik kapısı değildir. Gel!"
Sesli dinlemek için tıklayınız.

"Gel!" diyerek tüm insanları Allah'ın rahmetine, affına, bağışına ve ihsanına çağıran Hz. Mevlânâ'nın bu çağrısına yüzyıllardır dünyanın dört bir yanından icabet ederek gelenlerle dolup taşar Konya… Her 17 Aralık günü sanki yeniden uğurlanır ebediyet âlemine Hz. Mevlânâ… Acaba insanlara çağrıda bulunarak onlara neler söylemek istemektedir bu Aşk Eri?... Geliniz konumuza kaldığımız yerden devam edelim ve Hz. Mevlânâ'nın, insanın manevi eğitimine dair söylediklerini inceleyelim.

GECELERİN KADRİNİ BİLMEK

Hz. Mevlânâ'nın manevi terbiye anlayışında gecenin önemli bir yeri vardır. Gerek Kur'ân-ı Kerim'den aktardığı ayetlerle ve gerekse tarihte yaşanmış olayları hatırlatarak bu konuya dikkat çeker. Kur'ân'ın bir gece vakti nâzil olmaya başladığından, Hz. Musa'nın Rabbi ile gece vakti konuştuğundan ve Mi'rac yolculuğunun geceleyin yaşandığından bahsederek der ki:.

"Bütün eğlenceler geceleyin yapıldığı gibi manevi güzellikler de geceleyin cilvelenirler."

Gerçekten de Kur'an-ı Kerim'de geceye atfedilen değer, ilgili ayetlerde bariz bir şekilde görülmektedir. Bu konudaki ayetler şöyle sıralanabilir:

"Ey örtüsüne bürünen! Geceleri kalk ve ağır ağır Kur'an oku." (Müzzemmil, 1-4)

"Kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya, birtakım ayetlerimizi gösterelim diye götüren Allah, bütün noksanlıklardan münezzehtir." (İsra, 1)

"(Ayetlerimize iman eden müminler) geceleri yataklarını terk ederek korku ve ümit içinde Rablerine dua ederler..." (Secde, 16)

Hz. Mevlânâ'ya göre geceler insanı olgunlaştırıcı, maksuda erdirici bir değer taşırlar ve onlar dostluğa en layık olanlardır. Vuslat sabahına kavuşmak için geceyi kuşanmak gerek… Bir başka beytinde ise şöyle der, Hz. Mevlânâ:

"Nasıl ki, susuz bir kimse uyuyamazsa Allah'a aşık olan kişi de geceleri uyumamalıdır."

Nice İslam alimleri gibi Hz. Mevlânâ da gündüzlerine geceyi ekleyerek, gecelerin ruhaniyetli anlarında, Allah Teâlâ ile beraberliğin hazzıyla gönüllerini nurlandırmış ve bu nurla gündüzleri de diğer insanları aydınlatmıştır.

BİRLİKTE OLUNAN KİŞİLERE DİKKAT ETMEK

Her konuda olduğu gibi, manevi eğitim sürecinde de "arkadaş" ve "yoldaş" önemlidir. Beraber olunan kişi, ya teşvik unsurudur ya da ayak bağı... Bu konuda Hz. Mevlânâ'nın görüşlerine geçmeden önce onu besleyen mukaddes kitabımızın sesine kulak verelim:

"Ey iman edenler! Allah'a karşı takva üzere (kulluk şuuruyla) hareket ediniz ve sadıklarla beraber olunuz" (Tevbe, 119)

Sevgili Peygamberimiz (sav) de şöyle buyurur:

"Kişi arkadaşının dini üzeredir. O halde her biriniz arkadaşlıkta bulunduğu kimseye dikkat etsin."

Konumuzla ilgili bir beytinde ise Hz. Mevlânâ şöyle bir örnek verir: "Su ateşin yanında durunca ısınır, kaynar ve ateşin tabiatını elde eder. Aynı şekilde can da ilahi nurdan etkilenerek meleklere kıble kesilir."

Hz. Mevlânâ, su ile ateşi örnek verirken karşılıklı etkileşimi gündeme getirmektedir. Su ateşin yanına konulduğunda ateşten etkilenerek o da yakıcı hale gelir. Ama ateşe su serpilince o yakıcı ateş bir anda söner. Birbirlerine zıt olmalarına rağmen ateş ile su birbirlerinden etkilenerek birbirinin huyunu kapar.

Arkadaşlığın ve iyi kimselerle beraberliğin önemini ise şu beytiyle açıklar:

"Ashab-ı Kehf'in köpeği, feyz-i ilahi sayesinde murdarlıktan kurtuldu. Ve padişahlar sofrasının başında oturdu.

O köpek, Ashab-ı Kehf'in sohbetini tercih ettiği için mağara kapısı önünde çanaksız çömleksiz rahmet-i ilahiyye suyunu arifler gibi içti."

ÜMİTSİZLİĞE DÜŞMEMEK

İnsanoğlunun hayatta karşılaşacağı son derece "önemli" iki zaman dilimi vardır. Birisi günah işlediği zaman. Diğeri ise günahından dolayı Allah'ın rahmetinden ümit kestiği zaman. Bu iki zaman diliminde de başrolde şeytan vardır. Kula günahı ve isyanı telkin edip duran şeytan, bu emeline ulaşınca, ikinci tuzağıyla kulu büsbütün Allah'tan uzaklaştırmaya çalışır. Özellikle günahkârlık duygusuna eşlik eden bu "ümitsizlik duygusu" kişiyi Allah'a yeniden yönelmekten ve tövbe etmekten alıkoyar. İşte böylesi önemli durumlarda hatırlanacak olan tek şey, rahmeti herşeyi kuşatan, Rahman ve Rahim, Settar ve Ğaffar, Tevvab ve Halim olan Allah Teala'nın, hadsiz ve hudutsuz merhameti ve affı olmalıdır. İşte Hz. Mevlânâ da buna çağırıyor bizleri... Herkesin dilinde vird olan ve etkisi İslam coğrafyasının dışına taşarak yeryüzüne yayılan söylemiyle şöyle davet eder Hz. Mevlânâ:

"Gel, yine gel, ne olursan ol, gel!
Bu kapı ümitsizlik kapısı değildir."

Çünkü mukaddes kitabımız diyor ki:

"Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü Allah'ın rahmetinden ümidini kesenler ancak inkarcılardır..." (Yusuf, 87)

Öte yandan, Hz. Mevlânâ, Yüce Rabbimizin affını ve merhametinin enginliğini O'na iltica ettiği bir Münâcâtında şöyle dile getirir.

"Benim bulunduğum yerde hatadan başka bir şey yok. Senin bulunduğun yerde ise bağışlamadan başka bir şey yok."

"Rabbim! Eğer senin rahmetini yalnız salihler ümit edecekse, ya mücrimler kime gidip sığınsınlar."

İşte bunun için bizlere seslenip duruyor:

"Ettiğin zulüm yüzünden ümitsizliğe düşme. Çünkü kerem deryası tövbeleri geri çevirmez, kabul eder. Günahını tesbih ibadeti haline getirir. Tövbeleri kabul etmede eşi-benzeri yoktur O'nun..."

Allah'a kulluk hususunda örnek bir hayat yaşayan, aşkla ve heyecanla yerine getirdiği kulluğuyla Allah'a dost olmayı kendisine tek gaye edinen ve nihayet yine aşkla dolu bir anda ruhunu O'na teslim eden Hz. Mevlânâ'yı, bizlere herhalde şu niyaz en güzel şekilde anlatmaktadır:

Allah'ım!.. Beni kendine dost seçinceye kadar yaşat ve aşkınla yandığım bir anda canımı al ki, ölüm Sana olan aşkımın adı olsun...

Nitekim O, Allah Teâlâ'ya "dost" olmak için kulluğunu "aşkla" ifa etti... Aşkla yandığı bir anda ruhunu teslim etti. Bu sebeple, Mevlâ'sına kavuştuğu geceye "düğün gecesi" adını verdi. Kısaca, ölüm onun "aşkının adı" oldu... Hz. Mevlânâ'ya, kabri pür nur; makamı cennet ve mertebesi Firdevs olsun niyazıyla 745. vefat yıldönümünde bir kez daha rahmetler diliyoruz.

Prof. Dr. Mehmet Emin Ay

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2024 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN