En Çok Beğenilen Beyitler
Geçtiğimiz günlerde ilgi çekici bir kitap yayımlandı. Bilge Karga Göllü ve Şeyda Seyhanlı'nın hazırladıkları Üstatların Seçtikleri -Beyitler Antolojisi- başlıklı kitap (İstanbul: DBY, 2026) Türkiye üniversitelerinin Türk Dili ve Edebiyatı bölümlerinin Eski Türk Edebiyat anabilim dallarında çalışan ve bu kürsülerden emekli olmuş profesörlere sorulan bir soruya verilen cevaplardan oluşuyor. Araştırmacılar hocalara en çok beğendikleri üç beytin ne olduğunu ve neden o beyitleri seçtiklerini sormuş. Hocaların verdikleri cevapları tasnif ederek değerlendirmişler ve ortaya bir kitap çıkmış.
Çalışmayı yürüten Göllü ve Seyhanlı'nın sorusuna, ulaşabildikleri 143 Eski Türk Edebiyatı profesöründen 119'u cevap vermiş. 21 emekli öğretim üyesi ile birlikte 142 öğretim üyesi, divan şairlerinin şiirlerinden en çok beğendikleri üç beyti ve niçin beğendiklerini araştırmacılara açıklamışlar. En çok beğenilen beyit Şeyh Galib'in meşhur terci-bendinin vasıta beyti olan,
Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen
olmuş. 11 hoca bu beyti listesinin birinci sırasına yazmış. Bu beyitten sonra en çok beğenilen ikinci beyit, Nâbî'nin on hoca tarafından beğenilen şu beyti:
Bâğ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz
Biz neşâtın da gamın da rüzgârın görmüşüz
Hayâlî'nin şu beytini de on hoca beğenmiş:
Cihân-ârâ cihân içindedir ârâyı bilmezler
Ol mâhîler ki deryâ içredir deryâyı bilmezler
İkinciliği Nâbî ve Hayalî alırken üçüncülük Fuzûlî'nin meşhur beytinin:
Ne yanar kimse bana âteş-i dilden özge
Ne açar kimse kapım bâd-ı sabâdan gayrı
Altı hoca ise Bâkî, Muhibbî ve Nedim'in şu selis beyitlerini seçmiş:
Âvâzeyi bu âleme Dâvud gibi sal
Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sedâ imiş (Bâkî)
Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihânda bir nefes sıhhat gibi (Muhibbî)
Haddeden geçmiş nezâket yâl u bâl olmuş sana
Mey süzülmüş şişeden ruhsâr-ı âl olmuş sana (Nedim)
Beş hoca tarafından birinci seçilen beyitler şunlar:
Dest-bûsı arzusuyla ger ölsem dostlar
Kûze eylen toprağın sunun anınla yâre su (Fuzulî)
Belâ dildendir ol cânân elinden dâdımız yoktur
Gönüldendir şikâyet kimseden feryâdımız yoktur (Nev'î)
Gittin ama ki kodun hasret ile cânı bile
İstemem sensiz olan sohbet-i yârân bile (Neşâtî)
Güllü dibâ giydin amma korkarım âzâr eder
Nâzeninim sâye-i hâr-ı gül-i dîbâ seni (Nedim)
Beyti dört kez tercih edilen şairler Ahmet Paşa, Bâkî, Fuzulî, Şeyh Galip.
En çok tercih edilen ilk üç beyte baktığımızda hocaların müşterek estetik refleksinin merkezi hakkında bir kanaate erişiyoruz. Şeyh Galip, Nabî, Hayalî ve Fuzulî'nin beyitlerinin hocalar arasında oldukça rağbet gördüğünü görüyoruz.
En çok beyti tercih edilen şairler
Hocaların en çok beytini beğendiği şairlerin başında Fuzulî geliyor. Fuzulî'nin 41 farklı beyti tercih edilmiş. Onu sırasıyla 20 beyitle Şeyh Gâlip, 17 beyitle Bâkî, 14 beyitle Nâbî ve Nef'î, 13 beyitle Nedim, 12 beyitle Necâtî, 7 beyitle Yunus Emre, Hayalî ve Şeyhülislam Yahya, 6 beyitle Nesimî ve 5 beyitle Muhibbî mahlasıyla şiirler yazan Kanunî Sultan Süleyman takip etmiş.
Neredeyse seçilen her on beyitten birinin Fuzulî'ye ait olması bizi şaşırtmayacak derecede onun açık ara en çok beğenilen şair olduğunu gösteriyor. Şeyh Galîp ise tasavvufî derinliği olan şairler arasında ilk sırada yer alırken Nâbi'nin ismini verdiği üslupta yazılan şiirler arasında ilk sırada yer alması bizim için şaşırtıcı bir sonuç olmadı. Bâkî'nin, Fuzulî'nin neredeyse üçte biri kadar tercih edilmesini izah ederken zorlandığımı da ifade etmeliyim. Nefî ve Nedim'in de birçok beytinin tercih edilmesi kimseyi şaşırtmaz. Hiciv denilince akla gelen Nef'î'nin 14 beyitle kendi vadisinde ilk sırada gelmesi de beklenen bir sonuç. Yunus Emre ve Nesimî'nin alt sıralarda olsa da yer bulması hocalar tarafından beğenildiğini gösteriyor.
Herhangi bir antolojide yukarıda isimleri zikredilen şairlerden bahsedilmesi ve şiirlerinden örneklerin mutlaka yer alması onların Türk şiirinin büyük ve önemli şairleri olduğunu gösterir. Hocalarımızın, kıyıda köşe kalmış şairlerden ziyade edebiyat tarihimizin omurgasını teşkil eden en güçlü sesleri ortak bir mutabakatla seçmesi onların merkezî metinler etrafında toplandığını gösteriyor.
Seçilen beyitlerin sayısı bize ne söyler?
142 öğretim üyesinin gönderdiği 426 beyitten 306'sı bir defa geçerken 120 beyit iki veya daha fazla hoca tarafından tercih edilmiş. 142 kişilik homojen bir gruptan 306 farklı unik beytin çıkması, katılımcıların klasik şiir hafızasının oldukça geniş ama dağınık olduğunu gösteriyor. Eğer grup sadece popüler ya da ezbere bilinen 20-30 beyit etrafında kümelenseydi, unik beyit sayısı çok daha düşük olurdu. Bu durum, hocaların beyit tercihlerinde şahsi estetik ve duygu dünyasından ve okuma tecrübesinden beslendiğini gösteriyor.
120 beytin birden fazla hoca tarafından seçilmesi ise grupta kısmen de olsa müşterek bir hafıza ve estetik mutabakat olduğunu da gösteriyor. Katılımcılar ne kadar farklı tercihler yaparsa yapsın, bazı güçlü şairlerin (Fuzûlî, Bâkî, Nedîm, Nâbî, Şeyh Galip vb.) dillerde pelesenk olmuş (zebân-zed), hikmeti veya lirizmi zirvelerde olan beyitlerinde buluşmuşlar.
Benim tercih ettiğim üç beyit
Bu çalışma kapsamında aynı soru bana da soruldu ve ben de aşağıda verdiğim üç beyti yazıp gönderdim. Seçerken beyitlerin selis ve beliğ olmasının yanı sıra manasının benim için bir anlam ifade etmesine ve şahsi tecrübelerimde karşılığının olmasına da dikkat ettim. Bu dikkat tercihlerimi irfanî ve hikemî şiirlere yöneltti.
Beyitlerden ilki, o aralar okumakta olduğum Sezai Karakoç'un Endülüs Mersiyesi tercümesinin matla beyti idi:
Çıkan iner, kalkan düşer, her yükselişin var bir sonu.
Niçin bunca gurur maldan, mülkten, addan sandan insanoğlu
Ebu'l-Beka'nın meşhur şiirinde bu beyti seçmemin nedeni hayatın vaz geçilmez bir kuralını hatırlatmasıdır. Dünyevî gücün geçiciliği ve fani olduğu temasının acı bir tecrübenin ardından tekrar edilmesidir. İktidar, servet, şöhret ve beden gücünün kalıcı olmadığını hatırlatan bu beyit dünyanın var olduğundan beri değişmeyen bir hakikatini yüzümüze çarpar. Geçicilik, kibirli olmaya karşı mesafe ve tarihten ders çıkarmayı barındıran bu beyit beni ilk okuduğum anda da etkilemiştim, bugün okudukça da etkileniyorum.
Seçtiğim ikinci beyit Bâkî'den. Ben Bâkî hayranıyım. Onun şiirlerinde büyük şairlerin zekasını görür ve dili kullanma becerisini çok takdir ederim. Beğendiğim birçok beyti arasından seçtiğim beyti şu idi:
Baş eğmeziz edâniye dünyâ-yı dûn içün
Allah'adır tevekkülümüz itimâdımız
Fani ve alçak olan bu dünyanın geçici menfaatleri için başkalarına boyun eğmemeyi, sadece Allah'a güvenmeyi telkin eden bu beyti de çok anlamlı bulurum. Beyit bana izzet-i nefsi, yani onurlu ve vakarlı olmanın mütevekkil olmakla tamamlanabileceğini gösterir. Ancak bunu başarabilmek kolay değildir, çok az kişi başarabilir. Çünkü dünyevî menfaatler karşısında insanın kendi değerini koruyacak bir haysiyete sahip olması, nüfuz ve güç sahipleri karşısında boyun eğmeden kendileri olarak var olabilmeleri ve Allah'a güvenerek mütevekkil kalması söylenildiği kadar kolay değildir. Bu kadar alçak adamın değersiz şeyler için kavga ettiği bir dünyada başını çevirip geçici olmayan hakikata yönelmek herkesin yapacağı işler değil maalesef. Bunu ancak Allah'a tevekkül edenler başarabilir.
Seçtiğim üçüncü beyit, adı geçtiğinde hicivleri akla gelen Nef'î'den. Onun çok beğendiğim hikemî ve irfanî beyitlerinden şunu seçtim.
Ârif ol, ehl-i dil ol, rind-i kalender-meşreb ol
Ne müselmân-ı kavî ne mülhid-i bî-mezheb ol (Nef'î)
Beyit bize, dünyanın geçiciliğini bilen ve bunun için kimsenin karşısında eğilip bükülmeyen birinin nasıl yaşaması gerektiğini anlatıyor. Çünkü amele dökülmemiş inanç inanç değildir. Kişi inancını yaşantısı ile göstermelidir. Fanatizmden ve aşırılıklardan uzak kalmayı, bağnazlıktan, kutuplaştırıcı bir dindarlıktan, kendisinden başkasının Müslümanlığını beğenmeyen bir inanıştan, hiçbir şeye inanmayıp her türlü inancı reddeden savrulmuş inançsızlık halinden şiddetle kaçınmamızı öğütleyen Nef'î bunu nasıl yapacağımızı ise ilk mısrada söyler: Gönül ehli, gösterişsiz, samimi, hoşgörülü olmak.
Her türlü şekilcilikten ve bu şekilciliğin ve dogmatikliğin getirdiği yargılayıcı olmaktan kaçınmayı önceleyen beyit bizim dikkat etmemiz gereken şeyin ne olduğunu açıklıyor. Ârif olmak, bir şeyi bilmenin ötesine geçip o şeyin hakikatini kavramaktır. Hakikatini kavrayan kişi incelir, samimileşir, muhatabının halinden anlamaya başlar, hissiyatını bilir. Aşırı tepkilerden ve davranışlardan kaçınır. Böyle olunca da toplumsal gösteriş rüzgarına kapılmaz, kuru şekilcilik ve bağnazlıktan kaynaklanan iddialı olmakla arasına mesafe koyar, serbest ve özgün bir tavır sahibi olur. Hayatı olduğu gibi kabul eder, kendinden başkasıyla uğraşmaz. Bu tür adamlar ve kadınlar, çevresindekilere huzur ve güven telkin eder, sığınılacak bir liman, yaslanacak bir dağ gibidirler. Ahlâklı olurlar ama ahlakçılık yapmazlar, dindar olurlar dincilik yapmazlar. İşlerinde orta yolu tutarlar, aşırılıktan ve ihmalkarlıktan kaçınırlar. Dengeli, ölçülü ve istikrarlı bir şekilde istikamet ve doğruluk üzere olurlar.
Bu üç beyit ile aynı anlama gelecek birçok beyit daha bulunabilir. Aynı konuları dile getiren onlarca belki yüzlerce beyit sıralanabilir. Bâkî ve Nef'î şairliklerine güvendiğim ve beğendiğim şairler olup sözlerini müessir bulduğum için onları tercih ettim. Değerli ve anlamlı bir konu büyük bir şair tarafından kusursuz bir şekilde dile getirildiğinde ortaya büyük eserler çıkıyor.
Hocaların beğendiği beyitleri merak ediyorsanız kitaba müracaat etmelisiniz. Hocamızı ve öğrencisini hocalarımızı tanımamıza vesile olan bu çalışmasından dolayı tebrik ediyorum.
İsmail Güleç
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.