İsmail Güleç
03 Ekim 2026
İsmail Güleç
Mantık bilinmeden Mesnevî anlaşılmaz
Tüm Yazıları

Mantık bilinmeden Mesnevî anlaşılmaz

Mevlana'nın, Mesnevî-i Şerif'inde eleştirdiği kesimin başında aklına ve muhakemesine çok güvenen felsefeci ve mantıkçılar gelir. Özellikle Aristo mantığını ve felsefi kelâm anlayışını mutlak hakikat ölçüsü olarak gören mantıkçı felsefecileri eleştirmekten hiç çekinmez. Mantıkçıları eleştirisinin en açık biçimde görüldüğü beyit şudur:

Pây-ı istidlâliyân çûbîn bûd
Pây-ı çûbîn saht bî-temkîn bûd

İstidlal ehlinin ayağı tahta ayaktır. Tahta ayak ise sağlam değildir.

Beyitte, "Tahta ayakla uzun yola çıkılmadığı gibi akıl yürütme ile de hakikata varılmaz" diyerek felsefe ve mantık ile hakikate varılamayacağını ifade etmiş olur.

Mevlana, bu ve benzeri beyitlerden yola çıkılarak felsefe ve mantık karşıtı olmakla itham edildi ve onun mantık ve akıl hakkındaki sözleri yetersiz bulundu. Oysa Mevlana'nın eleştirilerinin nedeni felsefe ve mantık düşmanlığı değildi. O, felsefenin kişiyi hakikate götüremeyeceğini ve kemâle erdiremeyeceğini, bunların ancak aşk ve ilham-ı Rabbanî ile mümkün olduğunu bizzat tecrübe ederek öğrenmişti. Hak ve hakikat yolcularına bildiklerini anlatıyordu.

Mantık profesörü olan İbrahim Emiroğlu, Mevlana'nın mantığı çok iyi bildiğini ve kullandığını örnek beyitlerle açıkladığı çalışmasının sonunda Mevlana'nın insanları yanlış ve eksik bilgiden korunma konusundaki uyarılarını sıralar. 30 yolun en önemli maddeleri aklın kullanımı ve yöntemle ilgili olması bizim için çok önemlidir. Aklı iyi kullanmak mantık kurallarına uymak, sebep-sonuç ilişkisine uymak, sağlam ve doğru ayrım ve tasnif yapmak, doğru tanımlamak, iddiayı delillendirmek, tümelden tikele varmak, zıtları cem etmemek, doğru örnek seçmek gibi önerilerinin hepsi mantık ilminin konusudur. Bu öneriler bize devrinin meşhur müderrislerinden biri olan Mevlana'nın mantık ilmini çok iyi bildiğini ve eserlerini yazarken mantık ilminden yararlandığını açık biçimde gösterir. Mesnevî'nin ikinci cildinde yer alan "Doğan kuşunun bir viranedeki baykuşların arasına düşmesi" hikayesinde geçen bir beyitten yola çıkarak onun mantık ilmini nasıl kullandığını göstermeye çalışacağım.

Ben padişahın cinsi değilim. Böyle bir fikir benden uzak olsun. Lâkin onun tecellisi nûrundan nasipleniyorum. Evet onunla şekil ve zât cihetinden cinsiyyetimiz yoktur. Ancak aynı cinsten olmak sadece sadece şekil ve öz ile olmaz. Su ve toprak da aynı cinsten değildir ancak bitkide hemcins olur. (II/1166-1167)

Çok önemli bir hakikati dile getiren bu iki beyti merak edenler şerhlere bakabilirler. Bizim üzerinde duracağımız konu mantığın da konusu olan cins olacak.

Müslüman mantıkçılar Porphyrios'un Isagoge'sinde bir varlığın veya kavramın ne olduğunu tanımlarken ve sınıflandırırken yararlandığı "külliyat-ı hamse/beş tümel" adını verdiği tasnifi kullanırlar. Beş tümel, bir kavramın başka bir kavramla ilişkisini sınıflandırmak için kullanılır ve medrese talabeleri derslerine geçmeden önce bu beş tümelin de içinde bulunduğu mantığı öğrenir. Öğrenmedikleri takdirde üst sınıflarda görecekleri dersi anlamaları mümkün değildir. Beş tümeli Emiroğlu'nun kitabından özetleyerek açıklayayım.

Cins: Bir türün içinde yer aldığı en geniş sınıftır. Ortak özellikleri olan farklı türleri altında toplar. Özün ortak kısmıdır. Canlı olmak insan, hayvan ve bitkinin ortak noktası yani cinsidir.

Tür: Bir cinsin altında yer alıp ortak özelliklere sahip olan varlıkların oluşturduğu gruptur. İnsan, hayvan, bitki canlının altında türlerdir.

Fasıl (ayırt edici özellik): Bir türü bağlı olduğu cinsin diğer türlerinden ayıran öz niteliktir. "Onu diğerlerinden ayıran şey'dir. İnsanı hayvanlardan ve bitkilerden ayıran özellik "düşünen/akıl sahibi olma" (nâtık) olmasıdır. Fasıl olmasa aynı cinsin altındaki türleri ayırt edemezdik.

Bu üç kavram öze ait özelliklerle belirlenir. Şu ikisi ise öze ait olmayıp ilişkilerine ve ilintilerine göre belirlenir.

Hassa (özgülük): Yalnızca o türe ait ve o türün ayrılmaz parçası olan nitelik. Okuyup yazabilmenin sadece insan türüne ait olması gibi. Okuma-yazma bilmemek insan olmaktan çıkarmadığı için yukarıdaki tasnif içine girmez.

Araz-ı âmm (genel ilinti): Birden fazla türe ait olabilen, çoğu zaman değişebilen ortak ve genel niteliklerdir. Uyumanın hem insana hem hayvanlara hem de bitkilere has özellik olması gibi.

Beş tümelin ilk üçü (cins, tür, fasıl) özü, son ikisi (hassa, araz) özün dışındaki nitelikleri anlatır. Bu kısa açıklamadan sonra beytimize dönebiliriz.

Doğan ile padişah

Yaşadıkları yeri ellerinden alacağını düşündükleri doğana saldırmaları üzerine korkularının yersiz olduğunu açıklayan doğanın ağzından dökülen bu beyitlerde padişah ile kendisinin aynı cins olmadığını söyler. Doğan bir kuştur, padişah ise bir insandır. Türlerin alt türlerine göre cins olduğunu düşündüğümüzde kuş ile insanın aynı cins olmadığını söyleyebiliriz.

Klasik İslam felsefesi ve mantığını öğrenen ve öğreten Mevlana burada mantıktaki cinsi tasavvufi bir hakikati açıklamak için kullanır. Beyitte üç farklı anlam katmanı bulunur. Dolayısıyla cinslik de üç farklı şekilde anlaşılır.

  1. Doğan kuşu ile insan, padişah ile yaratıcının kastedilmesi: Bu durumda ikisinin aynı cinsten olmaları mümkün değildir. Bir varlık kendinden üstün bir varlığın "cinsinden" olduğunu iddia ederse, o hakikatle aynı öze, tabiata ve kategoriye sahip olduğunu, yani tanrılaştığını iddia etmiş olur. Bu beyitte beşerî varlık ile İlahî varlığın hakikatlerinin tamamen farklı kategorilere ait olduğu mantıki bir dille teyit edilir. Beşer (kul) ile Padişah-ı Hakiki (Allah) arasında kıyaslanması mümkün olmayan bir mertebe farkı vardır.
  2. Doğan kuşu ile mürit, padişah ile mürşidin kastedilmesi: Mürid ile mürşidin aynı cinsten olmaması yaptıkları işin özü itibarı iledir. Özümüz ortak değil, dolayısıyla aynı sınıfın üyeleri sayılmayız, demek istenmektedir. Bir kuş ile insan arasında ontolojik bir basamak farkı olduğu gibi mürid ile mürşit arasında da ontolojik basamak farkı vardır. Burada bakılacak husus mürşid ve müridin biyolojik varlıkları değil manevi varlıklarıdır. Dolayısıyla sorumlulukları biri yetiştirmek diğeri yetişmek olup bahçıvan-bitki arasındaki ilişki gibidir ve aynı cins değildir.
  3. Doğan kuşu ile nebiler ve mürşid-i kamillerin, padişah ile de yaratıcının kastedilmesi: Burada bakılacak öz Allah ile onun gönderdiği veya görevlendirdiği kimseler arasındaki ilişkidir. İlişki gönderen-gönderilen olup birbirinden farklıdır ve ortak değildir.

Her üç anlam katmanında da doğan ile padişah arasında öz itibarı ile bir farklılık olduğuna dikkat çekilir.

Su ve toprak

Mevlana bu beytin sonunda verdiği su-toprak, rüzgâr-ateş ve şarap-tabiat örnekleriyle mantıktaki cinsin anlamını genişleterek cinsiyetin yalnızca şekil ve öz ortaklığıyla kurulmadığını bize gösterir.

Suyun ve toprağın farklı cinsler olduğunu biliyoruz. Klasik mantıkta cins şekil ve öze bakarak belirlendiğinden bahsetmiştir. Topraktan beslenip suyu bünyesine alan bitkide su ve toprak hemcinse dönüşür. Mürşidin yağmur gibi yağan bereketli sohbetleriyle toprak gibi mütevazi olan ve öğrenmeye hazır hale getirilmiş müridin içindeki tohumlar yeşerir, büyür, yani mürit kemâle erer. Böylece onu yetiştirenlerle hemcins olur.

Anasır-ı erbaadan olan su ve toprağın özü maddedir, mevâlid-i selâseden olan bitkinin hâli ise surettir. Su ve topraün terkibi ile bitki mürekkep varlık olur. Hemcins olmakla aynı tanıma girmez, anasır-ı erbaadan olmaz ama aynı yüksek varlığın parçası olur.

Mevlana burada cinsiyeti mantıkçılar gibi görünüşteki şekil (sûret) veya tanımdaki öz (mahiyet) ortaklığına indirgemez. O cinsiyeti, nesnelerin arasındaki görünmeyen münasebette ve çıktıkları ortak kaynaktan hareketle aynı varlık alanına katılmalarında arar. Görünüş bizi yanıltmamalıdır. Birbirinin zıddı görünen iki şey, onları birleştiren bir hakikat sayesinde hemcins olabilir, görünürde aynı olan iki şey ise onları birleştiren bir üst hakikat olmadığı için aynı cinsten olmayabilir. Şeyleri birbirine bağlayacak olan bağ ise hak ve hakikattir.

Su-toprak-bitki benzetmesinden yola çıkarak beytin ilk bölümüne tekrar göz atalım. İnsan ile Allah arasında zât ve mahiyet bakımından müştereklik olmamasına rağmen insan Allah'ın ilahî tecellilerine mazhar olabilir. Dolayısıyla farklı cinsten olmak insanın Allah'a yaklaşmasına mani değildir. Burada bir özdeşlik değil bir ilişki ve bağlılık söz konusudur. Ötesini idrakinize tevdi ederek sözü burada keselim.

Bir beyit üzerinden göstermeye çalıştığımız gibi Mevlana mantık ilmini ve kavramlarını çok iyi bilir ve tasavvufî düşüncesini açıklamak için mantık kavramlarının anlam alanını genişleterek yeni anlamlar kazandırır. Dolayısıyla mantık bilinmeden Mesnevî'de geçen kimi beyitlerin tam olarak anlaşılması mümkün değildir. Son sözümüz de şu olsun:

Kemâle erdirmeyen bilgi ile meşgul olmak beyhudedir.

İsmail Güleç

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

YAZAR ARŞİVİ

İsmail Güleç

İsmail Güleç Diğer Yazıları