Arama

Şeyhülislamın duası

Sultanları olan bir devletin şeyhülislamları şair olmaz mı? Olur elbette.

Yapılan araştırmalara göre 131 şeyhülislamın ellisi şiir söylemiş. Bu elli şiir söyleyen şeyhülislamın on beşinin de divanı var. Yani 15 divan şairi şeyhülislamımız var.

Divan sahibi ilk şeyhülislamımız İbn Kemal, bir diğer deyişle Kemal Paşazade Ahmet Şemseddin Efendi (1468-1533). Sonuncusu da Arif mahlasıyla şiirler yazan Ahmet Arif Hikmet (1786- 1859).

İçlerinden iki tanesi ise kardeş: İshak (1679-1734) ve Esad (1684-1752) Efendiler. Bu iki kardeş hem şeyhülislam hem de divan sahibi birer şair.

Şeyhülislam kendisi gibi bir şeyhülislamın oğlu. Kayınpederi de şeyhülislam. Kızı Fitnat Hanım da devrinde şiirleriyle şöhret bulmuş kendisi gibi bir şair.

ŞEYHÜLİSLAM ESAD EFENDİ

Esad Efendi üç dili şiir söyleyecek kadar iyi öğrenmiş. Hatta hazırladığı Türkçeden Arapça ve Farsçaya bir sözlüğü var. Kendisi bir din bilgini. Dolayısıyla fıkıh ve tefsirle ilgili eserleri olması çok normal. Ama onun musiki ile ilgili eserleri de var. Yaşadığı asır ile bir önceki asırda yaşamış musikişinasların biyografilerinin yer aldığı bir eseri ve besteleri de var. Devrinin önemli musikişinaslarından ve bestekarlarından biri olan Esad Efendi'nin günümüze ulaşmış ve erbabınca malum birçok bestesi bulunuyor.

Bizim için en önemli eseri ise divanı. Değerli hocam Muhammet Nur Doğan tarafından hazırlanan divanda bir şairin söyleyebileceği tüm nazım biçimlerinde nazm edilmiş şiirler var. Bu da onun şairliği ciddiye aldığını, adeta ben de şairim diye haykırdığını gösteriyor.

ESAD EFENDİ'NİN YAKARIŞI

Esad Efendi'nin divanında bir münacat var. İlk okuduğumdan beni çok etkileyen gazel şu:

Yâ Rab kumâş-ı afvüni ten-pûş kıl bana
Şâl-i fiâl-i bih-teri ber-dûş kıl bana

Bang-i hevâyı sâmia-i dilden eyle dûr
Âheng-i hayra cümle tenüm gûş kıl bana

İtsün sevâhil-i dili asdâf-ı dürr-i feyz
Emvâc-ı bahr-ı lütfunı pür-cûş kıl bana

Gülzâr-ı marifetde zebânum idüp hezâr
Feryâd-ı bûm-ı nefsümi hâmûş kıl bana

Nâmum gibi fiâlümi de yâ Râb Esad it
İdrâk-i sırr-ı vahdetüni hûş kıl bana

Hepsi beş beyit. Esad Efendi adeta günahkâr bir kul gibi Allah'a yalvarıyor, aczini itiraf ederek onun merhametine muhtaç olduğunun farkında olduğunu ve kendisini affetmesini istiyor. Affettikten sonra dervişlere has bir kıyafet olan şala büründürmesini, yani derviş olmayı nasip etmesini istiyor.

Şiirine 'Ey Allah'ım' anlamına gelen 'Ya Rabbî' diye başlaması okuru da kendi duygularına ortak ediyor. Şairin tercih ettiği birinci tekil şahıs okuru başından sonuna kadar şiire ve şiirdeki duygulara ortak etmeye yetiyor. Böylece 'Ey Allah'ım' diye yakaran sadece şair olmuyor, okur da şair ile birlikte Allah'a yakarışta bulunuyor.

İlk beyitte şair insanın üzerine giydiği iki eşyadan bahsediyor. İlki birinci mısrada geçen herkesin giydiği elbise, ikincisi ise diğer mısrada geçen dervişlere mahsus kıyafet. Böylece şair kendisini şeyhülislam olsa bile Allah karşısında acizlikte sıradan bir kul gibi hissediyor.

Elbise ve şal rastgele seçilmiş iki nesne değil. İlki olmadan ikincisi olmuyor. İki anlamda düşündüğümüzde de olmuyor. Şalın derviş abası olduğunu düşündüğümüzde tövbe olmadan dervişlik olmuyor. Bildiğimiz şal anlamını düşündüğümüzde de elbise giyilmeden üzerine atılmıyor. Yani her iki durumda da önce elbise sonra şal giyilmelidir. Yani günahlardan tevbe etmeden, kötü ve istenmeyen davranışları bırakıp iyi bir kul olmadan affedilmek ve derviş olmak mümkün değil.

Şairin affedilmeyi kumaşa benzeterek Allah'tan kendisine o kumaştan dikilen elbiseyi giydirmesini istemesi ise affedilmeyi istemenin bir diğer şekli. Allah'ın günahlarımızı affetmesi ayıplarımızı örtmenin bir diğer şeklidir. Settar olan Allah kulunun ayıplarını af elbisesi ile örter.

Af edilmek de yeterli değil şair için. O, Allah'ın sonsuz merhametiyle affedeceğini biliyor ama kendisine güvenemiyor adeta. Sen affedersin ama ben senin affına layık olmak için güç ve kuvvet muhtacım, bana onları da ver, diye yakarmaya devam ediyor. Şalın iki anlamını da düşündüğümüzde şairin, dervişlerin giydiği şal veya köhne şalı omuzlarımın üzerine at demekle beni dervişlikte kaim kıl, dervişler gibi hep iyi işlerle uğraşayım, onlar gibi seni zikredeyim demek istemekte olduğun anlıyoruz.

İkincisi yani iyi davranışlara benzetilen şalı üzerime ört demekle de affedilme elbisesinin daha sağlam olmasını, üzerinden çıkmamasını istediği gibi ancak affedilmesinin sürekli olma halini omuzlarına atacağı şala, yani o halini muhafaza etmekle mümkün olduğunu söylemiş oluyor. Omuzlarıma örttüğün bu iyi davranışlar şalı beni her türlü kötü davranıştan ve günahtan korusun. Çünkü beni sahipsiz bırakırsan nefsime zebun olabilirim, tekrar kötü yollara düşebilirim, günah işleyebilirim. Sen günah işleyen bedenimin her zerresini, her uzvunu affetme elbisesi ile ört ki bir daha hiçbir uzvum günah işleyemesin. Kıyamet günü aleyhime şahitlik yapamasınlar.

Gazeline Allah'ın affetmesine ve korumasına muhtaç bir kul olduğunu itiraf etmekle başlayan şair affedilmenin ilk şartı af istemeye neden olan davranışları bir daha yapmayacağına söz vererek tevbe etmektir. Tevbe etmenin şartı da işlenen günahların farkına varmaktır ve zayıf ve aciz bir kul olduğumuzu idrak etmek, derviş olmaktır.

Şiir bu şekilde devam ediyor. Şimdi soruyorum sizlere. Dervişane yazılmış bu şiirin şairini bilmeseydiniz bir şeyhülislama ait olduğunu düşünür müydünüz?

Unutmayın, şeyhülislam bile olsanız Allah'ın lütf u keremine, affetmesine ve korumasına muhtaçsınız.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2020 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN