Arama

Ekrem Demirli
Haziran 30, 2022
Bayrağı yere koymamak
Sesli dinlemek için tıklayınız.

Bir milletin veya toplumun kendini övmesi geleneksel olarak kusur kabul edilmezken dinde pek doğru görülmez; belli bir sınırı aşarak karşılaştırmaya döndüğünde ise kibir addedilerek günah sayılabilir. Bununla birlikte insan ait olduğu milletin özelliklerini az çok kendi üzerinde taşır, o özellikle ortak bir karakter gibi insanın yazgısı haline gelir. Bilhassa fıkralar, türküler, deyimler gibi anonim ürünler, bütün içinde her bir ferdi az çok anlatabilir, anlattığı ölçüde de bireyin zihnini inşa eder, onun dünya telakkisini şekillendirir. Bu nedenle insanın kendini tanıması hiç kuşkusuz toplumunu, yaşadığı toplumun ortak ürünlerini, davranış kalıplarını ve reflekslerini tanımasını iktiza eder. Geçmiş dönemlerde toplum ve birey ilişkileri yeterli ölçüde tahlil edilmemiş, 'adet' ve alışkanlıklar başlığı altında bazı hususlara atıf olsa bile kapsamlı değerlendirmeler göz ardı edilmiş, daha doğrusu buna zemin teşkil edebilecek yöntemler gelişmemiş, toplum ve birey ilişkisi sınırlı cihetlerden görülebilmişti. Toplumu tanımak, millet davranışlarında ve ortak reflekslerde insanın kendini keşfetmesinin mühim bir unsuru olmalıdır.

Konumuz ortak bir davranış olmak üzere bayrak karşısındaki tutumumuz: Almanya'da şahit olduğum bir hadise bana oldukça hoş, sempatik, hatta aşina geldi. Bu davranış toplumun karakterini, bazen dünyayla uyumsuzluğunu, hatta zorlamalara karşı başkaldırışını yönlendiren derin bir karakter özelliği gibi geldi bana:

Bir sokak ressamı gittiği yerlerde milletlerin bayraklarını çiziyor, büyük bir daire içerisinde belli başlı ülkelerin bayraklarını sergileyerek 'hepimiz kardeşiz' demeye getiriyordu. Resimlerden birisini Köln'de gördüm. Büyük daire içerisinde epeyce bayrak çizilmişti. Buraya kadar her şey normal, yadırganacak bir şey yoktu. İşin şaşırtıcı yanı burada başlıyor: Dairenin içinde Türk bayrağı yoktu. Türk bayrağı yanında bir sopaya takılmış halde duruyor, adam gittiği yerlere -öyle anlaşılıyor- bayrağı da beraberinde taşıyordu. Arkadaşların anlattığı kadarıyla, ressam birkaç yerde bayrak resimlerini yapmış, fakat bazı Türkler bayraklarının yere çizilmesine itiraz etmiş, 'bayrak yere konmaz' diye tepki göstermiş, ressam da böyle bir çözüm bularak meseleyi halletmiş. Bir Amerikalı, bir İngiliz veya belki başka biri için yapılan iş sadece garip değil, anlamsız da olabilir. Lakin bu topraklarda yaşayan ve az çok ahvalini muhafaza eden insanlar için böyle bir davranış gayet yerindedir: Ne kendileri bayraklarını yere düşürür, ne başka milletlerin bayrağının yere konmasını anlayışla karşılarlar. Bu müşterek hasletten nasibimi aldığım ölçüde, hadise bana da şaşırtıcı gelmedi.

Klasik literatürde milletlerin özellikleri

Milletlerin öteki kültürlere ilişkisi meselesi kolay tahlil edilebilecek bir mesele değildir. Bilhassa kültürel intibak ve değişim söz konusu olduğunda, Türkler öteki kültürlerle uyumda görece başarı kazanabilirken bir çok yönden uyumsuzluk gösterir, geleneklerini korur, değişime kapatırlar kendilerini. Haddizatında çağdaş dünyada 'uyumsuzluk' bir insanlık değeri olarak telakki edilmelidir diye düşünürüm. Her şeyin birbirine benzetilmek istendiği bir dünyada 'bireyselliği' korumak, insanlığı yücelten asil bir davranışıdır. Bayrağı yere koymamak meselesi bunun bir tezahürü gibi geldi bana. Bununla birlikte uzun tarihleri boyunca Türkler bir çok badire atlatmış, gittikleri yerlerde yaşama mücadelesinde mağlubiyetler yaşamış, bir çok başarı hikayesinin yanında özgürlüklerini yitirerek köleler gibi yaşadıkları dönemler olmuştur. Almanya'da Müslüman cemaatin müşterek ahvalini düşünürken bunlar akla geliyor: Acaba burada yaşananlar tarihin hangi evresine daha çok benziyor?

İbn Sina hangi Türkleri tanımış, onlarla ne kadar içli dışlı olmuştur, bilmiyoruz. Fakat bir çok insanı rahatsız edecek şekilde 'Türkler doğası gereği köledir' diye iddia etmişti. Kitabını çevirirken böyle bir cümleden gerçekten rahatsız olmuş, metinde sorun olabileceğini düşünmüş, en sonunda İbn Sina'nın vehmi diye bakarak değer vermemiştik. Gazali'nin Mişkatü'l-envar'da Kürtler hakkında söyledikleri da bana rahatsız edici gelmiş, metnin o bölümünü derste okumak istememiştim. Klasik literatürde toplumlar ve karakterleri hakkında şaşırtıcı bilgiler, daha çok da deyimler ve atasözlerine yer etmiş değerlendirmeler vardır.

Toplumlarla ilgili tahlil yapan isimlerden birisi Şehrazuri'dir. Mühim eserinde mealen şöyle bir paragraf vardır: 'Araplar cömertlik ile bilinir, onlar cömert insanlardır.' Haddi zatında cömertlik öteden beri bir Arap davranışı kabul edilir. Fakat bunun nedenleri üzerinde pek durulmamıştır. Cömertliği her durumda bir erdem olarak kabul etmek doğru değildir. Fahreddin Razi'nin de dediği gibi, bir çok durumda cömertlik, ahlaktan daha çok insanın kendini takdim etmesinin, iktidar elde etme arzusunun ifadesidir. Din Arapların şaibeli cömertlik huyundan erdemi çıkartmak istemiştir, demek gerekir. Buna mukabil Şehrazuri, Türklerden söz ederken kibirli, kindar ve savaşçı gibi tabirler kullanır. Şehrazuri'nin az çok bilgi verdiği milletlerden birisi de Hintlilerdir. Şehrazuri Hintlilerden söz ederken 'Hintlilerde sezgi kuvvetlidir, fakat kibir de çoktur' der. Hintlilerin kibirli görülmesi de bana şaşırtıcı gelmişti. Mevlana'nın eserlerini okuyanlar bilir, Hintliler ile Türkler karşılaştırması sıklıkla yapılır; 'kara (kibirli ve dünyevi) Hintli' ile 'beyaz - güzel Türk' karşıtlığı Divan'da sıklıkla zikredilir. Bu bakımdan Şehrazuri'nin 'kibirli' tabirinin bir karşılığı olduğunu düşünebiliriz. Şehrazuri'nin bütün bunların ardından İranlıları öveceği ise aşikardır: İranlılar, Razi'de de görebileceğimiz gibi hikmet ve ferasetleriyle maruf insanlar kabul edilir.

Ekrem Demirli

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2022 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN