Arama

Ölümü düşünmek insanı hayata bağlar…

Ölümü düşünmek insanı hayata bağlar…

Bundan önceki yazımızı, "Periyodik olarak gün be gün ölümü düşünmenin insana, yaşadığı hayatın kadr ü kıymetini bildirme noktasında nasıl bir katkısı olmaktadır?" sorusuyla nihayete erdirmiş ve cevabını bugünkü yazımızda ele alacağımızı ifade etmiştik. Kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Allah'a güzel kul olma adına sürekli bir gayretin içinde ve bu maksadın peşinde olmayı öğütleyen Tasavvuf, kişiye her gün yapmasını tavsiye ettiği "" vazifesiyle aslında hem fani dünyalıklar için bu dünyaya dört elle bağlanmamayı hem de yaşadığı hayatın kadrini ve kıymetini bilmeyi telkin etmektedir. Bu ikili kazanımı elde etmenin en güzel örneğini yine bir mutasavvıfın; Tasavvuf tarihinde iz bırakmış olan -ı Dârânî'nin hayatında görebilmekteyiz. "Gözünüzü yaşa, gönlünüzü tefekküre alıştırınız." tavsiyesini sıklıkla yapan bu büyük sûfi, her sabah mutlaka bir kez evinde adeta bir "kabir" haline getirdiği kapaklı bir küçük çukurun içine iner orada boylu boyunca uzanarak üzerine kapağı kapatır ve tefekkürle dolu dakikalar geçirirmiş… Kendisini izleyen kişi, sessizce ölümü tefekkür ettiğini düşündüğü ed-Dârânî Hz.'lerinin bir süre sonra şu ayetleri hafif sesle okuduğunu işitir: "Nihayet insanlardan birine ölüm geldiği zaman der ki: 'Yâ Rabbi. Ne olur beni hayat geri döndürün. Döndürün ki, yapmayıp da terk ettiğim salih amelleri (iyi/doğru/güzel işleri) yapmış olayım.' Hayır! Onun istediği, boş bir talepten başka bir şey değildir!" (Mü'minûn Sûresi'nin 99-100)

Yine bir süre daha sessizce kaldıktan sonra bu sefer heyecan dolu ses tonuyla şunları söyler Ebû Süleyman-ı Dârânî:

"Ey Ebû Süleyman! Baksana Allah sana merhamet etti. Talebini kabul buyurdu ve sana tekrar dünyaya dönme imkânı bahşetti. Haydi bakalım, kalk da salih amelleri işlemeye koyul! Haydi, bu fırsatı kaçırma, en güzel şekilde değerlendirmenin gayretini göster…" Sonra kapağı açarak dışarıya çıkar ve günlük hayatına devam edermiş.

Kabri, bugün maalesef her bir yanı harab olmuş 'nin Dârân beldesinde bulunan bu kıymetli Allah dostunun yaşadığı hayat, ibadetleriyle ve salih amelleriyle imar ettiği bir zaman dilimi haline dönmüş ve o geride bıraktığı ömründe, her gün ihmal etmeden yerine getirdiği Tefekkür-i Mevt ile hayatını gerçek manada "değerlendiren" bir örnek olmuştur. Yine zühde önem veren yaşantısı ve sözleriyle; bu hayatın değerini bilmeyi öngören tavsiye ve telkinleriyle Tasavvuf tarihinde önemli izler bırakan bu sûfinin yetiştirdiği kişilerin de ortak kanaati üzere Ebû Süleyman ed-Dârânî, "yaşadığı hayatın "farkında olan, kadr ü kıymetini bilen" biridir…

O halde denilebilir ki, gerçek bir "Ölüm Tefekkürü" kişide kalıcı ve faydalı/iyi/güzel işler yapma adına önemli bir motivasyon kaynağı olabilir. Yeter ki ölümü, bu fani hayatın tek hakikati olarak kavrayabilme, fani olan ile baki olanı kazanabilme erdemi gösterilebilsin. Bu ise gerek Kur'an-ı Kerim ve gerekse Sünnet-i Seniyye olarak adlandırdığımız Sevgili Peygamberimizin yaşadıkları, yaptıkları ve söyledikleri üzerine eğilmek ve anlamakla mümkün olacaktır. Zira bize yol gösterecek ayet ve hadisler, bu konuda da bize kılavuzluk edecektir. Şimdi kısaca onlar üzerinde duralım.

İbadette devamlılık, Rabbinin bağışlamasına koşmak ve yarışmak

Hayat birtakım zorluklar ve sınavlarla doludur. Bazen çok şey güzel olsa da incitici birkaç söz bile insanın gönlünde bir daralma sebebi olabilir. Hem bu durumda yapılması gerekeni hem de bir müminin hayatında hangi prensiplere sahip olması gerektiğini ifade etmesi bakımından şu ayet-i kerime oldukça manidardır: "Onların söylediklerinden dolayı göğsünün daraldığı elbette ki biliyoruz. Yine de sen Rabbini tesbih edenlerden ve secde edenlerden ol. Ve bir de sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadete/kulluğuna devam et." (Secde, 97-99)

Bu ilahi emir ile vahyin gözetimindeki Nebiyy-i Muhteremin (sav) şahsında bütün müminler, Allah'a kulluk yolunda "devamlılık" esasına uymakla mükellef tutulmaktadır. Peygamberimizin, "İbadetlerin -az da olsa- devamlı olanı makbuldür." buyurması da aynı hususa işaret etmektedir kanaatindeyiz.

İkinci olarak, yine bize bu yüce din, bu dünya hayatında bir şeyin peşine düşmemizi, onun için "koşturmamızı" emretmektedir. "Sür'at" kelimesiyle ifade edilerek adeta bu işi önemsememiz istenmekte ve dikkat çekilen husus için ayette, "Allah'ın affına ve bağışlamasına" yönelmemiz ve bu konuda koşarak/koşturarak gayret göstermemiz istenmektedir:

"Rabbinizin mağfiretine mazhar olmak ve takvâ sahipleri için hazırlanmış olup gökler ve yer kadar geniş olan cennete girmek için yarışın!" (, 133)

Son olarak, aynı maksat için bu kez başka bir ayette "yarışmak" (müsabaka) kavramı üzerine vurgu yapılmakta ve gelen emir "yarışın" şeklinde tecelli etmektedir.

"Genişliği gökle yerin genişliği gibi olup Allah'a ve peygamberlerine iman edenler için hazırlanmış bulunan cennete ve Rabbinizin bağışlamasına erişebilmek için yarışın. Bu, Allah'ın bir lütfudur ki onu dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir." (Hadid, 21)

Netice itibariyle diyebiliriz ki, Kur'an ve hadisler, bize bu dünyanın faniliğini bilerek/kavrayarak/içselleştirerek bir hayat yaşama idealine sahip olmayı ama aynı zamanda hayatın kadr ü kıymetini bilerek, onu güzellikler ve iyiliklerle dolu bir ömre dönüştürebilmeyi emir ve tavsiye etmektedir. Son sözümüz, bütün bu aktardıklarımızı iki satırda özetleyecek kadar veciz bir beyit olsun…

"Bu hayat; Allah için yarıştıkça güzeldir!"
Dünya ile ahiret barıştıkça güzeldir!.."
(Cengiz Numanoğlu)

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
2019 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN