Veda Hutbelerindeki son Mesajlar ve Hükümler
İnsanlığa gelen son vahyin son ikaz ve ifadelerini Rasulullah biz ümmetinin mensuplarına anlatmaya şöyle devam etmiştir.
"Ey ashâbım! Cenâb-ı Hak her hak sahibine hakkını vermiştir. Her insanın mirastan hissesi ayrılmıştır. Mirasçıya vasiyet etmeye gerek yoktur. Artık miras bırakanın mirasçılarından bazısını mahrum kılacak şekilde vasiyette bulunması helâl değildir."
Çocuk kimin yatağında doğmuş ise ona aittir. Çocuklar babalarından başkasına nisbet edilemez. Zina eden kimse için mahrumiyet vardır. Babasından başkasına ait soy iddia eden soysuzdur yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan köle Allah'ın meleklerinin ve bütün insanların lanetine uğrasın. Cenâb-ı hakk bu gibi insanların ne tövbelerini ne de adalet ve şehadetlerini kabul eder.
"Ey ashâbım! Bundan sonra soy ve sopla kimse övünmeyecektir. Bu İslâm'ın yasakladığı eski bir cahiliye geleneğidir. Unutmayın ki Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Âdem'in çocuklarısınız. Âdem ise topraktandır. Hiçbir Arab'ın Arap olmayana, Arap olmayanında Arab'a göre üstünlüğü olmadığı gibi beyaz tenlinin siyah tenliye göre, siyahın da beyaz tenliye göre asla bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvadadır ve Allah'tan gelen emir ve yasakları koruyup Allah'ı memnun ve razı etme ilkesine bağlıdır. Allah'ın nazarında en kıymetli olanınız emirlerine en çok riayet edeninizdir.
Rabb'iniz olan Allah'tan sakının, O'na kulluk edin. Beş vakit namazınızı kılın. Ramazan ayında oruç tutun, hac ibadetini yerine getirin, mallarınızın zekâtını gönül hoşluğuyla verin.
Olur ya, herhangi bir azası/organı eksik siyahi bir köle başınıza yönetici olarak tayin edilse sizi Allah'ın Kitab'ı ile yönettiği müddetçe onu dinleyiniz ve ona itaat ediniz. "Suçlu kendi işlediği suçundan başkası ile suçlanamaz. Baba oğlunun suçundan dolayı, oğlu da babasının suçundan dolayı suçlanamaz. "Dikkat ediniz! şu dört şeyi kesinlikle yapmayacaksınız: Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmayacaksınız. Allah'ın haram ve dokunulmaz kıldığı canı haksız yere öldürmeyeceksiniz. Hırsızlık yapmayacaksınız. Allah yolunda cihâdı bırakmayacaksınız. İnsanlar "la ilahe illallah" deyinceye kadar onlarla cihâd etmek üzere emrolundum. Onlar bu kelime-i tevhid'i söyledikleri zaman kanlarını ve mallarını korumuş olurlar. Hesapları ise Allaha aittir.
"Ey insanlar! Yarın beni sizden soracaklar ne diyeceksiniz? Ashâb-ı kiram hep birden şöyle dediler; "Allah'ın elçiliğini ifa ettin, vazifeni hakkıyla yerine getirdin, bize vasiyet ve nasihatte bulundun, diye şehadet ederiz." Bunun üzerine Rasûlullah (sav) şehadet parmağını kaldırdı, sonra da cemaatin üzerine çevirip indirdi ve şöyle buyurdu;
"Şahid ol Ya Rab! Şahid ol ya Rab! Şahid ol ya Rab!" (Ahmed İbn Hanbel, Müsned, VII, 307, 330, 376; Buhârî, "Hacc", 132, Meğâzî 78; Müslim, "Ḥacc", 147).
Abdullah İbn Abbâs'ın bu hutbeyi naklettikten sonra, "Allah'a yemin ederim ki bu sözler Rasûlullah'ın ümmetine vasiyetidir; "zira gelecek yıl sizinle olup olmayacağımı bilmiyorum" buyurarak, "burada hazır bulunanlar bulunmayanlara tebliğ etsin" şeklindeki sözleri büyük bir anlam ve mesaj taşımaktadır," der. Kanaatimizce, kıyamete kadar gelip geçecek olan bütün müminler bu hutbeyi işittikleri andan itibaren buradaki hüküm ve emirleri hayatlarında en az bir defa başkalarına aktarmak veya anlatmakla mükelleftirler. Hutbesinde "Ey Müminler" yerine "hep "İnsanlar, ey ahali" diye hitap etmesindeki maksat büyük bir ihtimalle orada bulunmayan sonradan bu konuşmayı işitecek ve öğreneceklerden Müslüman olan-olmayan ve Müslüman olmasını temenni ettiği herkese hitap etmeyi arzu etmiş ve bu hitabın bütün insanlığa olduğunu, herkesi kapsadığını, insanların dokunulmazlık hakkı olduğunu dile getirmek istemiştir. Arafat'ta toplananlar Arabistan yarımadasının her tarafından gelmişti. Burada farklı kabileler, farklı renklerden oluşan ümmet toplumunun/altın neslin ilk insanları vardı. İşte Rasûlullah (sav) tam bu noktada meseleyi ırk, soy ve üstünlük tartışmasından kopardı. İnsanlığı tek bir kökene, insanlığın ilk babası Âdem'e (as) bağladı: Irk üstünlüğüne, kavmiyetçiliğe, soy asaletine, güce dayalı hiyerarşiye son vermiştir. Böylelikle can, mal ve namus emniyeti ve bunların dokunulmazlık ilkesini insanlığa miras bıraktı. Rasûlullah (sav), konuşmasının merkezine üç şeyi koydu:
"Bunları kutsal ay, kutsal mekân, kutsal gün" benzetmesiyle teminat altına aldı. Bu ilan, İslâm'ın insanı merkeze alan hukuk anlayışıdır. Müslüman, Müslüman için tehdit değil, eman ve emanettir.
Aynı şekilde Mekke'nin kutsiyetinin yanı sıra, mazlum ve mağdur olan kölelerin hukukunu, meşru haklarını ve yanınızda çalıştırdığınız insanların iş akdine sadık kalınmasını bir vasiyet olarak karara bağlamış ve bunu İslâm hukukunun bir iş akdi sözleşmesi haline getirmiştir. Kadınların haklarını ve görevlerini, erkeklerin de hanımlarına karşı sorumluluklarını dile getirir ve bu konulardaki hükümleri anlatırken takvimle oynamanın yasaklandığını, zamanla oynama, takvime istedikleri şekli verme noktasında da düzenlemeler getirmiştir. Böylelikle cahilî bir gelenek olan ayların yerlerini değiştirme/nesî' işlemini yasaklamış, nesî'in haram kılındığını ve küfre götüren bir uygulama olarak buna son verdiğini görüyoruz.
Diğer taraftan ülkeyi imar edip huzur ve refaha kavuşturmakla görevli ve sorumlu olan devlet yöneticisi olarak Rasûlullah, bir sömürü aracı olan ve ekonomik yıkımlara sebep olan Riba/faizin haram kılınıp yasaklandığını, emânet kabul edilen malların korunması ve gerektiğinde sahiplerine iade edilmesi bir ekonomik ve hukuki düzenleme idi. Sosyal eşitliklerin gerekliliğini, kız çocuklarına sahip çıkılmasını kadınların bir emânet olduğunu kadınlara zina suçunun kolay kolay isnad edilemeyeceğini, doğan her bir bebeğin kimin evinde ve doğuran kadının kimin nikâhı altında ise çocuğun da o babaya ait olduğunu hükme bağlayarak topluma bir hukuki statü ve ahlâkî bir düzen ve huzur getirmiştir.
Allah'ın kitabı Kur'ân-ı Kerim'e uydukları müddetçe yöneticilere itaatin şart olduğunu fakat bu itaatin ilahi hükümleri uygulamaları şartına bağlandığını göstermiştir. Bu durum hem ferdlerin hem toplumun hukukunu korumaktadır. Aynı zamanda Müslümanlar arasında kardeşlik bağlarına dayanarak dini bilgi ve meşrûiyyet yönüyle birlik ve istikrarı sağlamayı hedefleyen bir yol göstermektedir.
Şeytanın insanları tevhidden uzaklaştırma ihtimalinin zayıflığına rağmen, şeytanî düzenlerin insanların nefislerine, hevâ ve heveslerine uyarak gayr-i İslâmî bir hayatın içine sürüklenmelerinden endişe ettiğini ifade buyurup Müslümanları şeytan ve yandaşlarının tuzaklarına düşmemeleri için uyarıda bulunmuştur.
Cahiliyenin kötü ve kokuşmuş bir geleneği olan ırkla, soy-sopla övünmenin yasaklandığını bunun cahili bir duygu olduğunu, insanların Allah nazarında eşit kullar olduklarını, ırk, renk ve dil farklılıklarının hiçbir değeri ve önemi olmadığını, Müslümanların birbirleriyle duvar taşları gibi bağlanıp kenetlenerek kardeş olduklarını dile getirip bunun sınırlarını aşmanın cahiliyeye dönüş ve kötü bir ırkçılık ve kabilecilik olduğunu anlatmıştır.
Hutbede belirlenen hukuk ve kurallar zaman ve mekâna bağlanmaksızın evrensel bir mesajlar yığını olarak görmek gerekir. Evrensel özelliklerin ve ilahi hukukun varlığının bütün yönleriyle hissedildiğini ifade etmek mümkündür. Diğer taraftan da bütün vasiyet ve tavsiyelerde önemli bir husus olarak kulluk bilincinin geliştirilmesine yönelik ilkeler görülmektedir.
Rasûlullah, Veda Hutbesi'nde dini, akıl sahibi kimselerin irade ve kişisel tercihleriyle hayırlara ve güzelliklere götüren bir yol olarak tarif ederken bunun iki temel kaynağı olan "Kur'ân ve Sünnete" bağlılığın önemini öne çıkartarak bunlara uymanın her mümin için kaçınılmaz olduğunu anlatmaktadır. Ayrıca bu iki temel kaynağın hayatın düsturları ve bunların birbirini açıklayan iki hikmet olduklarını anlatmaktadır. Kur'ân ve Sünnet haklar ve sorumluluklar açısından müminler için en önemli referanslar olduğuna dikkat çeken Rasulullah (sav) bunları aynı zamanda bütün müminlere emanet ediyor ve onları korumamızı, hükümlerine uymamızı emretmektedir. Burada haklar anlatılırken özgürlükler ve sınırların da belirlendiğini görüyoruz. İslâm toplumunda hak ve adaletin, samimiyet ve dirayetin, iffet ve namus mefhumlarının edep ve nezaketin birbirlerini besleyerek insanların hayatında yer almalarının bizlere Risalet vasiyeti olduğu müşahede edilmektedir.
Kısaca hutbede iman, ibadet, hukuk, ahlak, sosyal ve ekonomik yapılarla toplumun her yönden düzenlenmesi ile ilgili hükümler konmuş, ebediyen devam edecek bir ümmet devleti ve sosyal toplum düzenlenmesi hedeflenmiştir.
Veda Hutbesi sadece edebi bir metin değildir. Aslında toplumda yapılan büyük bir değişim ve büyük bir devrim idi. Faizin kaldırılması, kan davalarının iptal edilmesi, ekonomik sömürünün kökünden reddedilmesi, intikam kültürünün sona erdirilmesi, toplumun 23 yılda ne kadar farklılaştığını ve değiştiğini göstermektedir. Bütün bu uygulamalara öncelikle kendi ailesinden başlaması bunların toplumda çarpıcı bir etkisini göstermiştir. İslâm burada hakikatin şahıslara değil, ilkelere bağlı olduğunu ilan etmektedir.
Kısaca Veda Haccı ve Hutbesi bize İslâm'ın, insan onurunu esas aldığını, gücün hukukla sınırlandırıldığını, ahlâk ve ibadetin birbirine paralel halde yaşanmasını, dinin zulme alet edilemeyeceğini öğretmektedir.
Ahmet Ağırakça
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.