Ahmet Ağırakça
21 Temmuz 2026
Ahmet Ağırakça
Mekke Devrinde Rasulullah’ın Ailesinin Geçimi
Tüm Yazıları

Mekke Devrinde Rasulullah’ın Ailesinin Geçimi

Bilindiği gibi Rasululah'ın babası henüz doğmadan vefat etmişti. Hz.Peygamberin dedesi Abdulmuttalib'in ve ardından amcası Ebu Talib'in Haşimoğulları reisliğini yapmalarına karşılık Rasulullahın babası Abdullah'ın idarede herhangi bir vazifesi olmamıştı. Bu bakımdan Hz. Peygamberin bu yoldan bir mirasa konması söz konusu değildir.

Mekke ticaretle geçinen bir şehirdi ve burası Arapların kendi inançları doğrultusunda hac yaptıkları bir yerdi. Durum Mekke'ye ister istemez ticari bir canlılık kazandırmıştır. Kuran-ı Kerim'de değinildiği gibi burası ziraate elverişli bir yer değildi.

Rasulullah'a babasından Ümmü Eymen adında bir cariye ile 5 deve, bir miktar koyun ve keçi ile kölesi Şakran (veya Şukran) ve bunun Salih adında bir oğlu miras kalmıştı. Annesi Amine'den ise ona bir ev kalmıştı.

Görüldüğü gibi Hz. Peygambere miras olarak önemli bir şey intikal etmemiştir. Kuranda onun başlangıçta fakir olduğu ve sonradan varlıklı hale getirildiği anlatılırken şöyle buyrulmaktadır: "O (Allah) seni fakir bulup zenginleştirmedi mi?" Peygamber, önceki durumuna göre biraz da olsa varlıklı bir kişi olmuş ve fakat o malından sadece kendisi faydalanmadığından onun yaşantısı bir fakirin yaşantısından ileriye varmamıştır.

Hz. Peygamber'in babası onun doğumundan birkaç hafta önce vefat etmiş ve kendisi dünyaya geldikten kısa süre sonra da 4 yaşında kadar kaldığı süt annesi Halime'ye verilmişti. Bundan sonra iki yıl annesinin ve onun vefatından sonra bir o kadar müddet de dedesinin yanında kalan Muhammed (sav) daha sonra amcasının himayesine mazhar olmuştur. Kendisi bu sırada 8 yaşlarındadır. Dedesi Abdulmuttalib'in vasiyetiyle bu görevi üstlenen Ebu Talib bu himayesini ölünceye kadar bırakmamıştır.

Çocukluk dönemi hariç Muhamed'in amcasının evindeyken yediği ekmeği hak etme gayretleri içinde olduğu anlaşılmaktadır. Onun yanında kaldığı amcasının bütçesine yardımcı olduğu bilinmektedir. Onun gençliğinin varlık içinde olmadığı açıktır.

Hz.Peygamberin Çocukken Çalışması

Kaynakların verdiği bilgilere göre Hz. Muhammed'in küçük veya genç yaşta da olsa çobanlık yaptığı görülmektedir. Buhari'nin verdiği bilgiden anlaşıldığına göre o bir ara Mekkeliler hesabına ücretle çobanlık yapmış bulunmaktadır. Onun diğer bazı kaynaklarda da yer alan Buhari'de kaydedilen konuşması şöyledir;

''Rasulullah; 'Allah koyun-keçi gütmeyen hiçbir peygamber göndermemiştir' buyurduğu bilinmektedir. Ashab ona: 'Sen de mi ya Rasulullah?' diye sorunca, 'Evet ben birkaç kırat karşılığında Mekkeliler hesabına koyun keçilerini güdüyordum' diye cevap verdi.''

Buhari, Müslim ve diğer pek çok hadis kaynağı Hz. Peygamberin çobanlık günlerinde kazandığı bir tecrübesine yer verirler. Peygamberin Mekke'den ayrıldıktan sonraki bir zamanda arkadaşlarıyla Merru'z-Zahra denilen Mekke ile Asfa arasında yer alan bir vadide bulundukları bir sırada onlardan bazıları dikenli arak ağacı meyvesiyle onun yanına gelirler. Bunlar henüz olgunlaşmamış bulunduklarından olacak ki Rasulullah onlara şöyle söylemiştir: ''Dikenli arak ağacının meyvesini esmerleşince toplayınız: Ben çobanlık yaparken bunlardan toplar yerdim."

Hz.Peygamberin yukarıda bahsedilen ücretle çobanlığın dışında aile geçimine katkı olarak ailenin hayvanlarını otlattığı da olmuştur ki kendisi diğer peygamberlerin çobanlığına değindiği bir sırada bundan şöyle bahsetmektedir:

''Ben de Acyad mevkiinde ailemin hayvanlarını otlatıyordum.''

Hz. Muhammed hem halk mesleklerinden gelen birisi ve hem de bizzat içinde olmasa da Mekke'de idare ve imtiyazlarını bilen birisidir.

Hz. Muhammed Mekke'de 25 yaşlarına geldiği sıralarda ticari hayatı yeni bir safhaya girmişti. Fazla bir malı olmayan amcası Ebu Talib de yaşlanmıştı. Bunun yanı sıra bu bölgede birkaç yıldır süre gelen kuraklık herkesi olduğu gibi amcasını da sarsmıştı. Ebu Talib işte bu sırada yeğeni Muhammed'i Hz. Hatice'nin kervanlarını yönetmesi hususunda teşvik etti. Kendisinin malı ve ticari imkanları kalmadığını ve işlerin kötü olduğu yeğenine bildirdi. Hz. Peygamber bu tavsiye üzerine varlıklı bir hanım olan Hatice'ye iş teklifinde bulundu. Sonuçta varılan mutabakata göre; her sefer için iki deve ücret verilecekti. Hz. Muhammed'in yönetimindeki kervanlar Hz.Hatice'ye her zamankinden iki misli veya buna yakın bir kar sağladığı bilinmektedir. Bu da Hatice'nin dikkatini çekmiş ve ona büyük güven duymuştu.

Hz. Peygamber'in Şam bölgesine yani bugünkü Suriye ve Ürdün ile Filistin taraflarına yapılan her sefer için belli bir deve karşlığında anlaştığını da yazar. Eğer o her sefer için veya her panayır için ayrı bir sözleşme yapıyorsa bazen da bir işçilik anlaşması şeklinde ortaya çıkmış olabilir.

Muhtemelen Ürdün topraklarındaki Ceraş'tan sonra olup Şam tarafından çok büyük olduğunu tahmin edebildiğimiz bir ticaret merkezi olan Busra'ya bir ticaret kervanı tertiplendi. Bu sefer Hz. Hatice'nin kölesi Meysere ile yine onun bir akrabası Huzeyme Hz.Muhammed'e eşlik ettiler. O bu seferinde Kudüs'ün Şam'a doğru bir yerde bulunan söz konusu Busra kentine gitti. Kaynaklar Hz. Hatice'nin böyle yüksek bir kâr elde edildiğini görmesi üzerine Muhammed'in hissesini de ona göre arttırdığından bahsederler. Hz. Perygamber'in risalet görevinden sonra vakti olmadığı için ticarete devam etmediği anlaşılıyor. Diğer yandan Hz. Peygamber yaptığı ticaret elbette küçük çapta ve sadece asli ihtiyaçların teminine yönelik ve bu arada da biraz hayır hasenat yapmaya imkân veren boyutta bir ticaret olarak görünüyor. Hz. Peygamberden sonra halifelerin de ticaret yaptıkları görülmez.

Kaynaklar; İslam öncesinde Resulullahın, Mahzumoğlulları kabilesinden Saib adında biriyle ortaklık kurduğundan bahsederler. Kaynaklarda bu ortağın adı Saib b. Ebi Saib olarak da geçer. İki ortak Mekke'nin fethi günü karşılaştıklarında; birbirinin iyi huylarından ve uyum içinde bir ortaklıkları bulunduğundan, eski bir hatıra olarak bahsederler. Ticari hayatlarında asla tartışmaları olmadığından, birbirlerine ters düşmediklerinden ve müraice davranışları olmadığından söz ederler.

Hz Peygamber'in Saib ile olan ortaklık çerçevesinde hangi kent ve pazarlara gittiğini bilemiyoruz. Çeşitli bölgelerden heyetlerin Medine'ye geldikleri yıllarda Arap yarımadasının doğusundaki Hecer Bölgesi taraflarında oturan Abdulkaysoğulları heyeti de gelir. Hz Peygamber bu heyete o bölgenin kapları, içecekleri ve oradaki yerleşim yerleri hakkında ayrıntılı sorular sorunca hayrete düşerler ve Hz. Peygambere; bölgelerini kendilerinden daha iyi bildiğini, söylerler. Hz. Peygamber de onlara vaktiyle buralarda gezip dolaştığını söyler. Bu şehirler arasından Safa ve Muşakkar ve diğer kasabalardan söz edilmektedir. Hatta Peygamber Muşakkar kasabasından oraya has -ki o sırada burada panayır olmalıdır- yüzük vs. yapımında kullanılan bakır veya tunç malzemeler aldığından söz edilmektedir.

Peygamber veya devlet başkanının ticaret yapmayacağına dair İslam'da herhangi bir yasak söz konusu değildir. Ancak tebliğ ve davete has olan bu makamlar maslahat gereği ticarete uygun yerler değildir. Hz. Peygamber'in peygamber olduktan sonra ticarete devam etmediği anlaşılıyor. Diğer yandan Hz. Peygamberin yaptığı ticaret elbet küçük çapta ve sadece asli ihtiyaçların temeline yönelik ve bu arada da biraz hayır hasenat yapmaya imkân veren boyutta bir ticaret olarak görünüyor.

Ahmet Ağırakça

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

YAZAR ARŞİVİ

Ahmet Ağırakça

Ahmet Ağırakça Diğer Yazıları