Efendimiz (sav) Hediyeleşirdi
Rasulullah hediyeleşme üzerinde ısrarla durmuştur. Hediyeleşmenin sevgiyi artırdığına dikkat çeken Peygamberimiz (sav) hem hediye alır hem de karşılığında bir şeyler hediye ederdi. Hediyeleşmenin insanları nasıl birbirine yaklaştırıp sevdirdiğini anlatmak için de: "Hediyeleşiniz; zira hediye, kalpteki kin ve nefreti yok eder" buyurmuştur. Verilen hediyenin küçük görülmemesini ve kabul edilmesini istemiştir. (el-Buhârî, el-Edebü'l-Müfred, Hadis no: 594; el-Beyhakî, Şuabu'l-Îmân, VI, 182). Gerçekten Hediye, nefsi yumuşatır, kalbi ıslah eder. Hediyeleşmek, kalpteki kıskançlığı yok eden, söndüren en güçlü sosyal ibadettir."
Peygamberimiz hediyeye mutlaka karşılık verilmesini tavsiye etmiştir: "Kime bir hediye gelirse, karşılıkta bulunsun. Verecek bir şeyi olmazsa teşekkür etsin. Kim kendisine hediye verene teşekkür ederse Allah'a şükretmiş olur. Kim de (teşekkür etmez) susarsa nankörlük etmiş olur" (Buhârî, İlim 30; Tirmizî, İsti'zân 28).
Peygamberimiz özellikle kendisine gelen heyetlere hediye vermeyi ihmal etmezdi. Bu tarz hediyelerin öneminden dolayı ölüm döşeğinde şu tavsiyede bulunmuştu: "Size gelecek heyetlere, benim yaptığım şekilde hediye verin." Çünkü kendisi hediyeyle pek çok gönle girmiş ve hediyeyi İslam'ın anlatılması ve sevdirilmesinde önemli bir vesile olarak kullanmıştır.
Her konuda olduğu gibi insanlarla ilişkilerin nasıl olması gerektiği hususunda da en güzel örnek olan Hz. Peygamber'den (sav), O'nun sünnetinden, sözlerinden ve hayatından alınacak çok ibretler vardır.
Hz. Peygamber'in ve Ailesinin Geçimi
Hz. Muhammed'in (sav) mirasını, bıraktığı mallar ve sahip olduğu haklar olarak ikiye ayırabiliriz. Şüphesiz O'nun bize bıraktığı en önemli miras Kur'ân'ı Kerim ve onun Sünnet'idir. Alimler O'nun bıraktığı ilme mirasçı olurken, devlet başkanları da O'nun devlet başkanlığından doğan haklarına mirasçı oldular. Hz. Peygamber'in mallarının mirası, borçlarının tesbit ve va'dlerinin yerine getirilmesi hususuna gelince uygulamalar yapılmıştır. Hastalığında Rasulullah, hanımı Hz. Aişe'ye O'nun yanında bıraktığı 7 dirhem kadar olan paraya ne olduğunu sorar. Bu para kendisine verildiğinde 5 dirhemini, Ensar'dan beş fakir aileye dağıttırır ve geri kalanını da hanımlarına verir. Bundan kısa bir süre sonra Hz. Peygamber (sav) Yüce Rabbine kavuşmuştur.
Hz. Muhammed (sav) vefat ettiğinde geride hiçbir malı mülkü yoktu. O saltanat sürmedi; köleleri hizmetçileri olan bir hükümdar asla olmadı. O'nun borçları ve va'dleri meselesine gelince; Buhari'de geçen ve hanımı Hz. Aişe'den rivayet edilen bir hadiste: Rasululllah'ın demir zırhının vefat ettiğinde Medineli bir Yahudi'de 30 sa' arpa karşılığında rehin bulunduğu bildirilir. Bu mevzuyla ilgili kaynaklarda geçen hadisler incelendiğinde rehin meselesinin daha önceki bir hadise olma ihtimali akla gelir. Şöyle ki; eğer Hz. Peygamber'in böyle bir borcu varsa vefat etmeden önce fakirlere dağıttığı parayla bunu ödeyebilirdi. Bu dönemde Hz. Peygamber'in şahsi gelirleri, nafakasını karşılayabilecek bir miktara ulaşmıştı. Hz. Ebu Bekir (ra) halife olduğunda Rasulullah'ın borçlarını tasfiyeye gittiğinde Yahudi'nin bu hususta bir talebi ve alacağı olduğuna kaynaklarda rastlamıyoruz.
Her ne kadar Hz. Peygamber(sav), dünyadan borç bırakmadan ayrıldıysa da Hz. Ebu Bekir, ilk iş olarak Rasulullah'ın borçlarını ödemek ve va'dlerini yerine getirmek istedi. Hz. Peygamber'in va'di de borcu gibiydi. Bazı va'dlerini yerine getirmeye ömrü yetmemişti. Mesela Cabir (ra) O'nun kendisine olan bir va'dini şöyle anlatmıştır: " Hz. Peygamber, bana; eğer Bahreyn malı (vergi geliri) gelirse sana (avucuyla) üç kere göstererek, şu kadar şu kadar vereceğim, dedi. Mal gelmeden Rasululah vefat etti. Bu sırada Ebu Bekir her tarafa bir tellal gönderdi ve tellal şöyle bağırıyordu: Hz. Peygamber'in kime bir va'di veya borcu varsa bize gelsin. Ben de hemen gittim ve Rasulullah'ın bana verdiği sözünü bildirdim. Bana üç (avuç) ölçeği ile verdiler." Hz.Ali'nin de Hz. Peygamber'in borçları ve va'dleri için bir tellal çıkardığına dair rivayetler vardır. Fakat ondan alacak talebinde bulunan kimselerin olup olmadığı hususunda bilgi kaydına rastlamıyoruz.
Hz. Peygamber'in bıraktığı mallar ve bunların taksimi konusuna gelince;
Buhari ve İbn Sa'd'daki bir hadise göre; Hz. Peygamber'in geriye sadece kılıcı ile beyaz katırı kalırken Maverdî'de, O'nun geriye; develeri, giyim eşyaları, yüzüğü, bazı aletleri, kılıç ve zırhının kaldığı kaydedilir. Hz. Peygamber (sav), vefat ettiğinde altın ve gümüş miras bırakmadığını, geride sadece bineği (beyaz katır) ve silahlarını bıraktığını, bunların da sadaka hükmünde olduğunu belirtmiştir. Buhârî, el-Cihâd ve's-Siyer 61; ayrıca "Biz peygamberler miras bırakmayız; geriye bıraktığımız sadakadır." Buyurmuştur, Buhârî, el-Faru'l-humus 1).
Mâverdî, meseleyi fıkhî ve hukukî bir bağlamda ele alır; Hz. Peygamber'in (sav) geride bıraktıklarının miras değil, kamu hukuku / ümmetle ilgili emanetler olduğunu belirtir. (El-Mâverdî, el-Ahkâmü's-Sultâniyye, Dâru'l-Fikr, Beyrut (ty), s.191–193).
Hz. Peygamber'in mirasına uygulanan işleme gelince; O'nun hayvanları ile bazı aletleri ayakkabıları miras olarak Hz. Ali ailesine verildi. Hırkası, kılıç ve yüzüğü ise devlete kaldı.
Hz. Peygamber vefat ettiğinde onun kullanımında olan fedekte birkaç parça arazi vardı. Mirasçıları haklarını almak için Hz. Ebu Bekir'e müracaat etmiş ve onlara Rasulullah'ın; "Bize mirasçı olunamaz, bıraktıklarımız sadakadır." sözleri hatırlatılmıştır. Buna göre O'nun sahip olduğu tüm araziler devletin maliyesine devredildi. Hz. Peygamber'in mirası hakkındaki diğer bir sözleri de şöyledir: "Mirasçılarım hiçbir dinarı bölüşmesinler. Hanımlarımın nafakasından ve amilimin masrafından başkası sadakadır."
Miras işleriyle uğraşan Hz. Ebu Bekir, Rasulullah'ın (sav) buyruklarını göz önünde bulundurarak, dava konusu edilen yerlerden elde edilen gelirleri, aynen Rasulullah (sav) devrinde harcanan yerlere harcayacağını, Hz. Peygamber ailesinin eskiden olduğu gibi nafakalarını almaya devam edeceklerini ve O'nun tatbikatını değiştirmeyeceğini bildirdi. Hz. Peygamber'in hanımları bu yerlerdeki gelirden haklarını almaya devam ettiler. Mülk devletin olmak üzere geliri müminlerin annelerine verilirdi.
Hz. Peygamber'in hanımlarının oturmakta olduğu odalara gelince, bunları Rasulullah (sav) vasiyyet yoluyla onlara bırakmıştır. Onlar bu dünyadan ayrıldığında bu odalar mescide eklenmiş, araziler de Rasulullah'ın sadakaları arasına katılacaktır.
Hz. Peygamber'in Sahip Olduğu Hakların Mirası
Rasulullah'ın sahip olduğu sıfatların başında peygamberliği, sonra devlet başkanlığı gelir. Son Peygamber'in ebediyyen peygamberlikte bir mirasçısı olmayacaktır. Bu bakımdan peygamber olarak sahip olduğu hakların da bir başkasına devri, mirası söz konusu olamaz. O'ndan sonra devlet başkanlığına halkın bey'at ettikleri veya seçtiği kişiler geçecektir. Hz. Peygamber'in devlet başkanlığından dolayı sahip olduğu haklarına gelince; bunların sonra gelen devlet başkanlarının yönetiminde olması söz konusu olacaktır.
"Allah Rasulü'nün kapıları kapanmaz, kendisini kollamak için bekçiler dikilmez, O'na lüks kaplarda yiyecek ve içecekler sunulmazdı. Rasulullah ashabıyla bir aradaydı. Onunla görüşmek isteyen herkes görüşürdü. Yere oturur, sofrası yere konulurdu. Kalın dokunmuş kumaşlardan elbise giyer, gerektiğinde merkebe biner, binek üzerindeyken terkisine bir başkasını alır, Allah'a şükür olsun diye yemekten sonra parmaklarını da yalardı."
Ahmet Ağırakça
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.