Ahmet Ağırakça
30.04.2026
Ahmet Ağırakça
Gözeten, Koruyan, Sorumluluk Alan Kişilik
30.04.2026
Tüm Yazıları

Gözeten, Koruyan, Sorumluluk Alan Kişilik

Rasûlullah (sav), Medine'de sadece suçla ilgilenmedi, suçu doğuran zemini de ortadan kaldırmaya çalıştı. Yetimler gözetildi, fakirler ve dul kadınlar sistemli bir şekilde korundu, hukukları belirlendi. Kölelik tasfiye edilmeye başlandı. Bu, sosyal adaletin sadaka değil, bir sistem olduğunu gösterir. Bu uygulama ve değişimler hayatı kolaylaştırdı. Adalet, dost-düşman ayrımı yapmaz, hukuk, duyguların önüne geçtiğinde değer kazanır. Risâlet'in getirdiği ilkelerle hayat yeniden anlam kazanmıştır. Rasûlullah (sav), sadece zulme karşı değil, bozulmaya ve yanlışlıklara karşı da direnen bir önderlik sergiledi.

Allah'a ibadet etme mekânı olmakla birlikte ümmetin toplanma ve istişare etme zeminleri olan mescitlere önem verildi. Hz. Peygamber'in emriyle İslam'ın yayıldığı bütün kabile ve şehirlerde mescidler inşa edildi. Yeni mescidlerin inşa edilmesiyle ilgili emrinden kısa bir müddet sonra kendilerine has ve kendi bölgelerinde mescid inşa etmeyen kabile kalmamıştı. Ancak Asr-ı saâdette mescidler sadece Medine ve çevresi gibi dar bir alana sıkışmış değildi. Medine'ye oldukça uzak bölgelerde dahi zamanla camiler inşa edilmiştir.

Ahlâkın Zafere Yürüyüşü / Sabrın Stratejiye Dönüşmesi

İnsanlık tarihi, barışı çoğu zaman zayıflık; gücü ise haklılık sanmıştır. Hudeybiye, bu ezberi bozan bir dönüm noktasıdır. Çünkü Hudeybiye'de görünürde geri adım vardır; hakikatte ise büyük bir zafere götüren bir strateji uygulanmıştı.

Rasûlullah (sav), bu anlaşmayla sadece bir savaşı ertelemedi, önünü açtı.

Hudeybiye'de Müslümanlar, Kâbe'ye giremeden geri döndüler. Anlaşma maddelerinin bazıları soyut siyasi bir taktik ve idari gözle bakıldığından Müslümanların aleyhine gibi görünüyordu. Sahabe zorlandı, hatta bazıları bunu kabullenmekte güçlük çekti.

Ama Rasûlullah (sav), burada şunu gördü:

Barış ortamı, tebliğin en güçlü zeminiydi. Hudeybiye barış Anlaşması Müslümanları şu başarılara ulaştırmıştır:

  • Mekke'nin İslâm'ı tanıması fiilen kabul edildi,
  • Müslümanlar meşru bir muhatap hâline geldi,
  • Tebliğ, silahsız ama etkili bir şekilde bütün dünya ülkelerine ulaştırıldı.

Hudeybiye Anlaşması, kısa vadeli kazanımlara değil, uzun vadeli dönüşüme odaklanan bir liderliğin eseridir.

İslâm'ın Tanıtılması ve Dış Dünyaya Açılım Başlatıldı

Hz. Peygamber (sav) çevre ülkelerdeki Hükümdar ve Emirlere Davet Mektupları Göndererek onları İslam'dan haberdar edip iman etmeye çağrı yağmıştı. Bu davet ve tebliğ mektupları sayesinden çağrı o gün meskûn olan civardaki bütün dünya devletlerine uzanmış oldu.

Hz. Peygamber (sav), "elçilik ve diplomasi" sistemini özellikle Medine'de devlet yönetimini oluşturduktan sonra, gerek İslâm dinini yaymak ve dünya halklarına tebliğle ulaştırmak, gerekse yeni kurulan İslâm Devleti'nin civar kabile ve devlet yönetimleri ile diplomatik münasebetler ve siyasi ilişkilerini kurup genişletmek için hayata geçirmiştir. Bundan da maksat İslâm dinini anlatmak ve tanıtmaktır. "(Rasûlüm Muhammed!) Rabbinin yoluna (İslâm'a) hikmetle ve güzel öğütle çağrıda bulun. Onlarla yapacağın tartışma ve mücadeleni en güzel yöntemlerle yap! Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir; O (aynı zamanda) hak ve doğru yolda olanları da en iyi bilendir," (en-Nahl,16/125), ayet-i kerimesinin gereğince İslâm Devletinin gerçekleştirmiş olduğu Hudeybiye Barış Antlaşması'ndan sonra devlet ve toplum içinde huzur ve sükûnun hâkim olduğu bir döneme girilmişti.

Civardaki Krallara ve komşu devletlerin yöneticilerine gönderilen bu mektuplar, bir meydan okuma değil, Allah'ın vahdaniyeti inancına davet idi. Dolayısıyla Rasulullah (sav) İslâm'ın, sadece bölgesel bir hareket olmayıp evrensel bir din olduğunu göstermiştir. Böylelikle Hz. Peygamber, vahyin yönlendirmesiyle İslâm'ı, insanlığın tümünü kuşatacak ve kucaklayacak şekilde yeni bir çağrı ile, yeni bir mesajla bütün insanların dini olabilecek olgunluğa eriştirmiştir. Hz. Peygamber, İslâm dinini ve tevhid inancını ibadetlerle yoğurup insanoğlunu kemale yaklaştırmak için ilahi mesajını devlet başkanları düzeyinde Muazzam bir proje ile yola çıkmıştı. Bununla tebliğ, davet ve hakimiyet alanını genişletmiş, bütün sosyal, hukukî ve siyasi dünyayı kapsayacak boyutlara ulaşmıştı.

Müşrikler Liderlerini Tek Tek Kaybetmeye Başlıyor

Amr İbnu'l-Âs, Hâlid İbnu'l-Velîd ve Osman İbn Talha'nın Müslüman olup İslam devletinin merkezine hicret ettiler. Bu gelişme şirk düzeninin belini kırmıştı. En büyük kumandanlarını kaybetmişlerdi. İman etmek başka bir duygudur. İman mutluluk ve güven demektir. İman İslâm kardeşliğinin tadını damaklarında, iliklerine kadar hissedip yaşamak demektir.

Bir zamanlar, "Bütün Kureyş Müslüman olsa, ben asla onlara katılıp Müslüman olacağımı sanmam!" diyen, Peygamberimizin en şiddetli düşmanlarından, hatta bir ara intihar etme düşüncesine kapılan Amr İbnu'l-Âs... Yine bir zamanlar, müşrik ordularının başında, Müslümanlara karşı olanca cesaret ve maharetiyle çarpışan, İslâm ordusunun Uhud'da mağlup olmasına sebep olan Hâlid İbnu'l-Velîd ve bir başka şahsiyet Osman İbn Talha... Şimdi, bütün kötü niyetlerini bir tarafa bırakarak, hatta unutarak, geçmişte yaptıklarının mahcubiyeti içinde Hz. Peygamber'in (sav) huzurunda bulunuyorlardı. Müslümanlarda sevinç dalga dalga idi. Rasûl-i Ekrem'in Müslümanlara söylediği ise şu idi: "Mekke, ciğerpârelerini kucağınıza attı!"[1] Üç yiğit, üç kahraman ve üç kabiliyetli Kureyş ileri gelen şahsiyetinin Hicretin 8. Yılı başlarında Hz. Peygamber'in (sav) huzuruna gelip İslâm'a teslim olarak bey'at etmelerinin manzarası ulvî olduğu kadar ibretli ve ders verici bir manzara idi.

Ahmet Ağırakça


[1] İbnul-Esir, Üsdü'l-ğâbe, II, 109; Diyârbekrî, Târihu'l-hamîs, II, 67.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

YAZAR ARŞİVİ

Ahmet Ağırakça

Ahmet Ağırakça Diğer Yazıları