Hz. Peygamber’in (sav) aile hayatı
Rasulullah'ın peygamberliğinin kamûsâl yönü kadar belirleyici ve öğreticidir. O, vahyin muhatabı bir peygamber olmasına rağmen evinin içinde ayrıcalıklı bir otorite kurmamış, aileyi ahlâkın ve merhametin yaşandığı en temel alan olarak görmüştür. Onun aile hayatı, güç ve tahakküm üzerine değil; sevgi, adalet, anlayış ve sorumluluk bilinci üzerine inşa edilmiştir. Bu yönüyle Hz. Peygamber, ailesiyle ilişkilerinde sadece kendi dönemine değil, bütün zamanlara hitap eden bir örneklik sunmuştur.
Hanımlarına karşı tutumu, onun ahlâkının en berrak şekilde görüldüğü alanlardan biridir. Hz. Peygamber, hanımlarını birer emanet olarak görmüş, onlarla ilişkisini sevgi ve saygı temelinde yürütmüştür. Ne sözlü ne de fiilî bir incitmeye başvurmuş, aile içi anlaşmazlıklarda öfkesine yenilmemiştir. Eşleriyle istişare eder, onların görüşlerini önemser, kararlarında bunu açıkça gösterirdi. Hudeybiye barışının imzalanmasından sonra ashabın yaşadığı tereddütler üzerine, Hz. Ümmü Seleme'nin görüşünü dikkate alması, onun aile içinde olduğu kadar ümmetin geleceğini ilgilendiren meselelerde de hanımlarını kanaatlerini ciddiye aldığını göstermektedir.
Hz. Peygamber'in ev hayatı son derece sadeydi. Maddî imkânların zaman zaman olduğu dönemlerde bile müreffeh bir hayatı tercih etmemiş, hanımlarına da bu bilinçle yaklaşmalarını öğütlemiştir. Dünya nimetleriyle ahiret sorumluluğu arasında bir tercih yapılması gerektiğinde, müminlerin annelerine baskı kurmamış; onları bilinçli bir tercihe davet etmiştir. Bu tutumuyla, ailede imanın zorla değil, ikna ve gönül rızasıyla yaşanması gerektiğini ümmete öğretmiştir. Hanımlarının kıskançlık gibi tamamen insanî duygularını anlayışla karşılamış, bu duyguları ahlâkî bir terbiyeye dönüştürmüştür.
Çocuklara karşı davranışları, Hz. Peygamber'in ailevî örnekliğinin en çarpıcı yönlerinden biridir. Kız çocuklarını değersiz gören bir toplumda, kız evlat sahibi olmayı bir utanç sebebi olmaktan çıkaran fiilî bir örneklik sergilemiştir. Çocuklarının en küçüğü olmasından dolayı farklı bir sevgi ile yaklaştığı Hz. Fâtıma içeri girdiğinde ayağa kalkması, onu yanına oturtması, ona sevgi ve saygıyla hitap etmesi; kız çocuklarının cahiliyeden gelen aile içindeki yerini kökten değiştiren bir usulü idi. Bu davranış, sadece bir babanın şefkati değil, aynı zamanda toplumsal bir dönüşüme çağrı idi.
Hz. Peygamber, çocuklarla iletişiminde sevgi dilini esas almıştır. Onları kucaklamış, öpmüş, oyunlarına katılmış kucağına almıştır. Bir çocuğu öpmesine şaşıran bir sahabeye, merhamet etmeyene merhamet edilmeyeceğini ifade etmesi, çocuk sevgisini imanla ilişkilendiren derin bir anlayışı ortaya koyar. Çocukların hata yapabileceğini kabul etmiş, onları azarlamak yerine onlara doğru davranışlarının neler olması gerektiğini öğretmeyi tercih etmiştir. Bu tutum, onun çocuk eğitimine bakışının baskıcı değil, inşa edici ve sevecen bir tutumla yaklaşılması gerektiğini bütün babalara öğretmiştir.
Torunlarına karşı davranışları ise onun merhametinin ve sabrının zirveye çıktığı alanlardan biridir. Hasan ve Hüseyin'e karşı gösterdiği sevgi, onları omuzlarına alması, sırtına binmelerine izin vermesi, peygamber vakarının çocuk sevgisiyle çatışmadığını, bilakis onu tamamladığını ve merhametini göstermektedir. Namaz kılarken torununun sırtına çıkması sebebiyle secdesini uzatması, ibadet ile aile sorumluluğu arasında kurduğu hassas dengeyi gözler önüne serer. O, Allah'a kulluğu, insanlara merhametten bağımsız düşünmemiştir.
Hz. Peygamber'in aile hayatında disiplin, korku ve baskı yoluyla değil; sevgi ve örneklik yoluyla sağlanmıştır. Bu davranış ve öğretileriyle evinde bağıran, hakaret eden, otoritesini zorbalıkla kabul ettiren bir figür olmaması gerektiğini bütün aile reislerine öğretmiştir. Aksine, herkesin kendini güvende hissettiği, söz söyleyebildiği bir aile ortamının İslâmî aileyi anlatacağını göstermektedir. Bu durum, aileyi bir güç mücadelesi alanı olmaktan çıkarıp bir ahlâk örneği hâline getirmiştir.
Onun aile hayatı, ümmete çok yönlü bir mesaj sunmaktadır. Eşler arası ilişkinin adalet ve merhamet temelinde yürütülmesi gerektiğini, çocukların sevgiyle büyütülmesinin imanın bir parçası olduğunu, torunlarla kurulan bağın ise nesiller arası bir rahmet köprüsü olduğunu rahmetin hep yukarıdan aşağıya indiğini öğretir. Hz. Peygamber, aileyi ihmal ederek dindar olunamayacağını, ama dindarlık iddiasıyla aileyi ezmenin de İslâm'la bağdaşmadığını günlük yaşantısıyla göstermiştir.
Hz. Peygamber'in (sav) ailevî hayatı, sözle anlatılan bir numune-i imtisal olmayıp bizzat yaşanmış, sınanmış ve insanî boyutlarıyla örneklenmiş bir hayat modelidir. O, evinde peygamberlik zırhına bürünmemiş; merhameti, sabrı ve adaletiyle gerçek bir aile reisi örnek bir baba, örnek bir koca ve örnek bir dede olmuştur. Bu yönüyle onun hanımlarına, çocuklarına ve torunlarına karşı tutumu, her çağda Müslüman aileler için yol gösterici olmaya devam etmektedir. Aileyi ihya etmek isteyen bir ümmet için, Hz. Peygamber'in evinin kapısı hâlâ en güvenilir rehber olmalıdır.
Hz. Muhammed'in günlük hayatı
Vahyin yönlendirdiği bir kulluk bilinci ile beşerî hayatın tabiî akışı arasında son derece dengeli bir örneklik sunar. O'nun günü, öncelikle Allah ile kurduğu derin bağ üzerinden şekillenirdi. Gecenin bir bölümünü ibadetle geçirmesi, günlük yaşantısının en belirgin unsurlarından biriydi. Kendisi için farz-ı ayn olan teheccüd namazına büyük bir önem verir, uzun süre ayakta durur, Kur'ân surelerinin en uzunlarını her bir rek'atta kılarak okur ve uzun uzun dua ederdi. Ayakları şişinceye kadar namaz kıldığı, buna rağmen "Şükreden bir kul olmayayım mı?" buyurduğu bilinmektedir. Bu durum, onun ibadet anlayışının bir zorunluluk değil, gönülden gelen bir yöneliş olduğunu gösterir. Sabah namazına kalktığında ev halkını da nazikçe uyandırır, ibadetin aile içinde canlı tutulmasına özen gösterirdi.
Sabah namazını cemaatle kıldıktan sonra mescitte oturur, güneş doğuncaya kadar ashâbıyla birlikte Allah'ın kitabının hükümlerini anlatarak sohbetle meşgul olurdu. Ashabına dönerek rüyalarını sorar, onların hâllerini dinler, sorularını cevaplandırırdı. Bu vakit, aynı zamanda bir eğitim ve irşad zamanıydı. Hz. Peygamber, insanları usandırmayan, hayatın içinden örneklerle beslenen bir üslup kullanırdı. Konuşurken sesini yükseltmez, acele etmez, muhataplarının anlayış seviyesini gözetirdi. Onun günlük yaşantısında ilim ve eğitim, belirli zamanlara sıkıştırılmış değil, hayatın tabii akışı içinde sürekli devam eden bir sünneti idi.
Evine döndüğünde, aile hayatı son derece sade ve samimiydi. Hz. Peygamber, ev işlerinde eşlerine yardımcı olur, elbisesini yamadığı, ayakkabısını tamir ettiği, koyun sağdığı ashabı ve hanımları tarafından gelen bilgilere sahibiz. Evde bir peygamber değil, mütevazı bir aile reisi olarak bulunurdu. Eşleriyle konuşur, onların hâlini sorar, zaman zaman latife yapardı. Aile içinde otoriter değil, merhametli ve anlayışlı bir tavır sergilerdi. Onun günlük hayatında aile, ihmal edilen bir alan değil, bizzat örneklik sunduğu bir sorumluluk alanıydı.
Yemek konusunda son derece ölçülüydü. Çoğu zaman arpa ekmeği ve hurma ile yetinir, günlerce sıcak yemek pişmeyen bir ev hayatı vardı. Önüne gelen yemeği kötülemez, hoşuna gitmezse sessizce yemezdi. İsrafı kesinlikle reddeder, nimetin kıymetini bilmeyi öğretirdi. Yemeğe besmele ile başlar, sağ eliyle yer, önünden yerdi. Sofrada uzun uzun oturmaz, yemeği bir amaç değil, bedenin ihtiyacını karşılayan bir araç olarak görürdü. Açlık çektiği günlerde bile sabır ve şükür hâlini muhafaza ederdi.
Gün içinde insanlarla ilişkileri, onun günlük yaşantısının en dikkat çekici yönlerinden birini oluşturur. Ashabından karşılaştığı herkese önce kendisi selam verir, çocuklara bile selam vermeyi ihmal etmezdi. Bunlar insanlara birer öğreti idi. Yanına gelen kimseye bütün bedeniyle yönelir, konuşanı sonuna kadar dinlerdi. Kimsenin sözünü kesmez, muhatabını küçük düşürecek davranışlardan kaçınırdı. Fakirlerle oturur, kölelerle aynı sofraya oturmaktan zevk alır, "Allah'ım beni ümmetimin fakirleriyle haşret" diye dua ederdi. Toplumda statü farklarını gündelik ilişkilerde anlamsızlaştıran bir duruş sergilerdi. Onun günlük hayatı, sınıfsal kibri ve statüyü fiilen reddeden bir ahlâkî öğret, idi.
Mescid, Hz. Peygamber'in günlük hayatında merkezî bir yer tutardı. Orası sadece namaz kılınan bir mekân değil, aynı zamanda istişarenin, eğitimin, sosyal dayanışmanın ve adaletin tecelli ettiği bir merkezdi. Gelen heyetleri mescitte kabul eder, davaları burada dinler, gerektiğinde askerî ve siyasî meseleleri burada istişare ederdi. Buna rağmen mescidin ruhunu zedeleyecek her türlü resmiyetten uzak dururdu. İnsanların mescitte rahatça bulunmasına izin verir, hata yapanları asla azarlamaz, aksine doğruları öğretmeyi tercih ederdi.
Hz. Peygamber'in günlük yaşantısında çalışma ve emek de önemli bir yer tutar. Kendisi peygamber olmadan önce ticaretle meşgul olduğunu biliyoruz. Onun için emeğin değerini bizzat tecrübe etmişti. Medine döneminde de ashabını hep çalışmaya teşvik eder, tembelliği ve başkasına yük olmayı hoş görmezdi. Bir kişinin elindeki nasırları öperek, bunun Allah yolunda çalışan bir el olduğunu ifade etmesi, onun emeğe bakışını açıkça ortaya koyar. Günlük hayatında başkalarının sırtından geçinen bir peygamber profili değil, emeği yücelten bir örneklik vardır. Kişinin ailesi için harcadığı emek ve döktüğü alın terinin bir çok günahını sildiğini buyurarak emeğin önemini anlatmıştır.
Toplumsal meselelerle ilgilenmesi, onun günlük yaşantısının ayrılmaz bir parçasıydı. Hastaları ziyaret eder, cenazelere katılır, yetimlerle ilgilenir, kocaları cihad meydanlarında şehid olmuş dul kadınların hâlini sorardı. Bir sıkıntı duyduğunda "Beni ilgilendirmez" demesi mümkün değildir. Medine toplumunda meydana gelen en küçük mesele bile onun ilgisinin dışında kalmazdı. Buna rağmen özel hayatını da ihmal etmez, dinlenmeye, ailesiyle vakit geçirmeye zaman ayırırdı. Bu denge, onun şahsiyetinin en belirgin yönlerinden biridir.
Akşam saatleri, genellikle ailesiyle birlikte geçerdi. Yatsıdan sonra uzun sohbetleri sevmez, gecenin dinlenme ve ibadet için değerlendirilmesini tavsiye ederdi. Yatsı namazından sonra erken yatmayı tercih ederek gecenin ilerleyen saatlerinde tekrar kalkıp teheccüd namazı kılar, uzun uzun dua eder, ümmeti için istiğfar ederdi. Onun günlük yaşantısında dua, belli zamanlara sıkıştırılmış bir şey değil, hayatın her anına yayılan bir bilinç hâlidir.
Hz. Peygamber'in günlük hayatı, mucizelerle örülü olağanüstü bir tablo olmamıştır. Bilakis insanın yaşayabileceği en sahici, en gerçekçi ve en ahlâklı hayat örneğidir. O, peygamberliğini gündelik hayatın dışına taşımamış, tam aksine peygamberliği hayatın merkezine yerleştirmiştir. Onun yemeği, uykusu, konuşması, öfkesi, sevinci ve üzüntüsü; hepsi vahyin hükümleriyle şekillenmiş, fakat beşerî yönünü de hep korumuştur. Bu yönüyle Hz. Muhammed'in günlük hayatı, Müslümanlar için ulaşılmaz bir ideal olmaktan çok uzak olup yaşanabilir, taklit edilebilir ve çağlar üstü öğretiler ihtiva etmektedir.
Ahmet Ağırakça
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.