Ahmet Ağırakça
26 Temmuz 2026
Ahmet Ağırakça
Rasululah’ın Ailesinin Geçim Yolları
Tüm Yazıları

Rasululah’ın Ailesinin Geçim Yolları

Rasulullah açık bir tebliğe başladıktan sonra kendi evinden ayrılıp Safa Tepesi civarında bulunan Erkam'ın evinde çekildi. Hz. Muhammed risalet görevi ile görevlendirildikten sonra da elbette bir beşer olarak hayatına devam edecekti. Bir yuvası, eşi ve çocukları vardı. Kendisine gelmekte olan vahyi ve İslam'ın hükümlerini insanlara tebliğ edip anlatıyor ve bunun yanı sıra çarşı-pazarda alışverişini de yapıyordu. İlk yıllarda Hz. Hatice'nin kısmen malı mevcuttu.

Vahyin kendisine gelişiyle birlikte Rasulullah, ailesinin geliri büyük ölçüde azalmış ve hatta bir süre tamamen kesintiye uğramıştır. Hatta kaynaklar onun risaletin başlangıcından hicretten sonra 3. ve 4. yıllara kadar ailesini ne gibi gelir kaynaklarıyla geçindirdiği hususunda ayrıntılı bir bilgi vermezler. Hz. Hatice'nin elinde avucunda ne varsa onunla kanaatkâr ve sade bir yaşama tarzı ile kıt kanaat geçinmişlerdir.

Mekke'de risaletin 6.yıllarına doğru Rasulullah'ın kabilesi Kureyş, onu İslam davasından vazgeçirmek için ona bazı tekliflerde bulundu. Kendisine Mekke'nin reisliğini vereceklerini, bunu bunu kabul etmezse, aralarında toplayacakları büyük miktarda bir servet hazırlayarak onu şehrin en zengini yapma teklifinde bulundular. Bunlara verilecek cevap elbette bir Rasulün cevabı olmuştu:

"Üstlendiğim risalet görevinden vazgeçmem için güneşi sağ elime, ayı sol elime getirip verseler de bu teklifleri asla kabul etmem.'' Peygamberliğin ilk yıllarında aile, büyük ölçüde Hz. Hatice'nin ticaretinden ve servetinden faydalanmıştır. Hz. Hatice malını İslam'ın hizmetine adamış, Müslümanların ihtiyaçları için harcamıştır. Özellikle Şi'b Ebû Tâlib boykotu sırasında bu servetin önemli bir kısmı tükenmiştir.

Rasulullah ve Müslümanlar Ebu Talib mahallesinde, risaletin 7. yılından başlayıp üç yıl kadar sürecek bir muhasara altına alınıp orada tutuldular. Kendi ailelerinden olması hasebiyle mecburen onu himaye eden Haşim ve Muttalib Oğulları da az çok bu muhasaradan nasiplerini almışlardır. Fakat Ebu Leheb bunun dışında kalmıştır. Bu süre içerisinde Müslümanlarla konuşmak ve kız alıp vermek gibi medeni ilişkiler olduğu kadar ticari ilişkiler de kesildi. Onlara karşı sert bir ekonomik ambargo uygulandı. Muhasara arasında mahalleye erzak sokulması da getirilen yasaklar arasında bulunuyordu. Haram aylar ise Mekke'ye dışarıdan gelenlerden gizli saklı yollarla bir miktar erzak temini mümkün olabiliyordu. Rasûlullah tebliğ faaliyetlerini ancak bu aylarda yapma fırsatı bulabiliyor ve İslam'ı oraya gelen yabancılara bu aylarda anlatabiliyordu. Bu muhasaranın sürdüğü 3 yıl boyunca büyük sıkıntılar yaşanmış yaşlılarla çocuklardan açlık çekerek hayatını kaybedenler olmuştu.

Bu sıkıntılı 3 yılın ardından başlayan hüzün yılında Hz. Hatice'nin vefatı ile maddi sıkıntılar daha da artmıştı. Ticareti tamamen sonlanmış ailenin bir geliri kalmamıştı. Hayat, Rasulullah için maddeten son derece sıkıntılı olmuştu.

Bilindiği gibi Hz. Peygamber artık işkence ve baskılara dayanamayıp Yesrib'e göç etmeye karar verince önce Medine yakınlarındaki Kuba köyüne inmiş ve burada iki hafta kalarak bu süre içinde o köyün adı ile anılan bir mescid yapılmıştı. Bu Ebu Bekir'in Mekke'de evin avlusunda yaptığı basit mescidi dışında İslam tarihinde Hz.Peygamberin yaptığı ilk cami Kuba mescidi olmuştu. Rasulullah, Ensarilerin katkıları ve ikramıyla Bedir Savaşı sonrasına kadar bu mütevazı hayatı sürdürmüştü. Ondan sonraki dönemde çok küçük imkanlarla aynı tarzda sade bir yaşama biçimini örnek olarak ümmetin ferdlerine öğretmişti. Hicretten sonra ilk aylarda Hz. Peygamber ve ailesi de diğer muhacirler gibi oldukça mütevazı şartlarda yaşamıştır. Ensar, muhacirlere destek olmuş, ancak Hz. Peygamber kendisi için özel bir imtiyaz istememiştir. Hayber'in fethinden (7/628) sonra Başta Fedek arazileri olmak üzere Yahudiler topraklarını işlemeye devam etmiş, ürünün belli bir kısmını Müslümanlara vermişlerdir. Bu ürünler yönetime teslim edilirken Rasulullah'ın da bunda bir miktar payı olurdu.

Ayrıca savaş olmadan sulhla elde edilen Fedek arazisi, Kur'an'da geçen fey malları kapsamına girmiştir (Haşr 59/6-7). Bu gelirlerin yönetimi Hz. Peygamber'e bırakılmıştır. Bu gelirlerden, öncelikle devlet işlerine harcama yapılırdı. Geri kalan miktar ise yolcular, fakirler ve yetimlere dağıtılırdı. Artan kısımdan da Hz. Peygamber'in ailesinin yaklaşık bir yıllık temel ihtiyaçları ayrılıyordu. Hz. Ömer'in verdiği bilgiye göre Peygamberimizin, ailesi için bir yıllık nafakayı ayırdığı, geri kalanını Allah yolunda harcadığı bildirilmektedir. Humusun beşte birin beşte biri yani ganimetlerin yirmi beşte bir payı "Rasûlullah'ın payı" olarak onun şahsî zenginliği için değil, devlet başkanı sıfatıyla kamu hizmetleri için kullanılırdı. Hz. Peygamber genellikle bu payı çoğunlukla fakirlere dağıtırdı.

Diğer taraftan Sahâbîler zaman zaman Hz. Peygamber'e hediyeler getirirdi. Ancak asla sadaka kabul etmez, fakat hediye kabul ederdi. Kendisine gelen hediyelerin büyük kısmını da başkalarına dağıtırdı. Ashab, zaman zaman Hz. Peygamber'i ve ailesini yemek davetlerine çağırırdı. Özellikle fakirlik dönemlerinde bu davetler aile için önemli bir destek olmuştur. Aynı şekilde komşuların ve dostların ikramları oluyordu. Bazı sahâbîler süt, hurma, arpa ekmeği veya pişmiş yemek getirerek ikramda bulunurlardı. Hz. Peygamber bunları kabul eder, çoğu zaman çevresindekilerle paylaşırdı. Kendisine gelen yiyecek ve hediyelerin bir kısmını Mescid-i Nebevî'de kalan fakir sahâbîlere ve özellikle Ashab-ı Suffe'ye gönderirdi. Bu da ailesinin çoğu zaman elindeki imkânları başkalarıyla paylaştığını göstermektedir.

Eline geçen malları asla biriktirmemiş, ihtiyaç fazlasını anında ihtiyaç sahiplerine infak ettiği için ailesine bir miras bırakmamıştır. Nitekim "Biz peygamberler miras bırakmayız; bıraktığımız sadakadır." hadisi bu anlayışı yansıtır.

Burada asıl dikkat çekici husus budur. Medine'de devlet kurulmuş, fetihler başlamış olmasına rağmen Hz. Peygamber'in ailesi çoğu zaman son derece sade yaşamaya devam etmiştir. Hz. Âişe validemiz şöyle anlatır: "Bazen iki ay geçerdi de Resûlullah'ın evinde ateş yakılmazdı." Yani yemek pişirilemezdi.

Kendisine ne yedikleri sorulduğunda: "İki siyah şey: hurma ve su." diye cevap vermiştir. Evlerinde uzun aralıklarla tencere kaynamadığını ifade eden Hz. Aişe'nin bu sözlerine bakılırsa günlerce sadece hurma ve su ile beslenirlerdi. Bundan bir şikayetleri asla olmamıştır. Böylelikle Hz. Âişe ve diğer annelerimizin rivayetlerinden, evlerinde çoğu zaman yalnızca hurma, arpa ekmeği, süt ve su bulunduğu; et suyuna doğranmış ekmekle yapılan yemeğin ise seyrek tüketildiği anlaşılmaktadır.

Başka bir bilgiye bakılırsa ihtiyaç duyulduğunda Rasulullah'ın borç aldığı da olmuştur. Vefatı sırasında zırhının bir Yahudi'de rehin bulunması, zaman zaman borçlanarak aile ihtiyaçlarını karşıladığını göstermektedir. Zira vefat ettiğinde zırhının, ailesinin geçimi için aldığı arpa karşılığında bir Yahudi'nin yanında rehin bulunduğu bildirilmektedir.

Aslında Hz. Peygamber'in amacı yoksulluk çekmek değildi; eline geçen malı toplumun yararına ve fakirlerle paylaşarak kullanmayı tercih ediyordu. Kendisi ve ailesi için zorunlu ihtiyaç kadarını ayırıyor, fazlasını infak ediyordu.

İşte görüldüğü gibi Hz. Peygamber'in ailesinin geçimi, devlet hazinesinden lüks bir hayat sürmeye değil; helâl, mütevazı ve ihtiyaç kadar yaşamaya dayanıyordu. Eline geçen imkânların büyük kısmı fakirlere, misafirlere ve kamu yararına harcanıyor; ailesi ise çoğu zaman toplumun orta hatta zaman zaman yoksul kesimine yakın bir hayat yaşıyordu. Onun bu hayat tarzı bolluk olsa da sade yaşaması bizler için örnek olmalıdır.

Ahmet Ağırakça

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

YAZAR ARŞİVİ

Ahmet Ağırakça

Ahmet Ağırakça Diğer Yazıları