Kusursuzluk sanrısı: Ördek sendromu
Ördek Sendromu, suda yüzen ördeklerin suyun yüzeyindeki görüntüsünden ortaya çıkar. Ördekler dışarıdan izlenildiğinde çok sakin bir biçimde, sanki hiçbir çaba sarf etmeden suda yüzüyorlardır. Fakat suyun altından baktığımızda ördeklerin bacaklarının oldukça hızla çalıştığını görürüz. Yani ortada büyük bir emek vardır. Sakinlik sadece yüzeydeki görüntüdür. Bu durum insanlar için de geçerlidir. Gelin birlikte insanların istedikleri duyguları, zenginlikleri ve başarıları kolayca elde etmiş gibi göstermeleri olarak tanımlanan Ördek Sendromu'nu yakından tanıyalım...
🔴 İlk olarak Stanford Üniversitesi tarafından ortaya atılan ördek sendromu, öğrencilerin herhangi bir sıkıntı, depresyon, kendinden şüphe etme kaygılarını bastırırken sakin görünme becerilerini ifade eder. Mücadele etmeden veya çaba göstermeden başarma izlenimini başkalarının bilhassa bilmesini isteyecek şekilde görüntüleri yaymaya-yayınlamaya olanak sağlayan sosyal medya kullanımının yoğunlaşması da bununla ilgilidir.
🔴 Burada karşımıza çıkan, "İnsanlar sahiden göründükleri kadar mutlu, zengin, başarılı, güzel ya da mükemmel mi?" sorusudur. Günümüz şartları mükemmel olmaya zorlayan ve mükemmel olmayanı dışlayan bir noktaya doğru iterken insanoğlu bu yeni düzene uyum sağlamaya çabalar. Giderek artan bu durum, insanları kendilerini olduklarından farklı göstermeye iter ve insanları kendine yabancılaştırır.
🔴 Mesela bir arkadaşımızın seyahat görüntülerini paylaşması ve arkadaşlarıyla sosyalleşmesi, mutsuz bir gününü ya da aldığı düşük notu paylaşmasından daha olasıdır.
(X) DOĞAN CÜCELOĞLU İLETİŞİM DONANIMLARI ADLI ESERİNDEN 20 ALINTI
🔴 "Buzdağının görünmeyen kısmı" dediğimiz metafor, insanın kendi içindeki yıkımları bilmesi fakat başkaları için belki de çok daha fazlasını yaşamış olmasına rağmen bunu bilmemeniz ve hissedememenizdir. İnsanların hayatı bir ördeğin suyun üzerindeki süzülüşü, bir çiçeği dalında izlemek kadar hayranlıkla izlenesi değildir.
🔴 Her insanın hayatında inişler, çıkışlar, üzüntüler, ve yaslar olabilir. Önemli olan bunlarla baş edebilme kabiliyetini kazanmaktır. Her şeye rağmen kendimiz kalabilmektir. Yaşamak dediğimiz olgu da budur. Hayat düz giden bir çizgi değildir. Bir başkası gibi olmaya çabalamak, olmadığımız biri gibi davranmaya kendimizi zorlamak, kendimizi yormaktan ve kendimize kötülük etmekten başka bir şey değildir. Bu yüzden sosyal medya kullanırken kendimiz olmaya dikkat etmeliyiz. Kendi olma cesaretini gösteren kişiler her zaman daha mutlu ve huzurlu olur.
🔴 Ördek Sendromu kavramı, suda yüzen ördeklerden hareketle ortaya çıkar. Ördekler dışarıdan izlenildiğinde çok sakin bir biçimde suda yüzdükleri görünür. Fakat suyun altından baktığımız zaman ördeklerin bacakları hızla çalışır. Sakinlik sadece yüzeydeki görüntüdür. Suyun altında ise büyük bir emek vardır.
🔴 İnsana dışarıdan bakıldığında ideal benlik algısıyla gerçek benlik görünümlerinin birbirlerinden farklılaştığı görülür. Özetle insanların istedikleri duyguları, başarıları kolayca elde etmiş gibi göstermelerine "Ördek Sendromu" adı verilir. Ruh bilimcilere göre, kimse başarısızlıklarını ve olumsuz yönlerini başkalarına göstermek istemez. Sosyal medyadaki paylaşımlarınızda "beğeni" fazla olduğu zamanlarda kendinizi iyi hissetseniz bile kendinizden ve başkalarından kaygı ve depresyon belirtilerinizi gizleyebilirsiniz.
🔴 Sosyal medyada yapılan paylaşımlar takipçileri de etkiler. Onların, "Yalnız ben mi mutsuzum, ben mi başarısızım, ben neden bu kadar güzel değilim?" gibi soruları kendilerine sormalarına sebep olur. Bu durum insanların özsaygılarının azalmasına, anksiyete yaşamalarına ve depresyona neden olabilir. Yapılan araştırmalar, idealize ettiğimiz hayatla gerçek hayat arasındaki farkın açılmasından dolayı birçok psikolojik sorunla karşılaştığımızı ortaya koyar.
🔴 Hayatta kişisel yetersizlikler olabildiği gibi, başarıya gidilen yolda emek de sarf edilir. Büyük emekler sarf edilmesine rağmen çevredeki insanların hayatlarına dışarıdan bakılıp hiç emek vermeden başarılı ve mutlu görülmelerine ördek sendromu denmesi oldukça dikkat çekicidir.
🔴 Olması istenenle gerçekte yaşanan arasındaki en önemli fark, kişinin sosyal medya paylaşımındaki görünüşünü kontrol etme imkânına sahip olmasıdır. Sosyal medyada kullanılan filtreler ve başka uygulamalar ile insanlar kendi görünüşünü kontrol ederek en güzel ve estetik fotoğraflarını paylaşırlar. Böylece gerçek olanı gizleyerek yeni bir imaj oluşturur.
🔴 Sosyal medyada insanların görsellerle sadece güzel, başarılı ve mutlu "anları"nı paylaşmaları veya lüks bir hayat yaşıyormuş gibi göstermeleri kendilerini yakından tanıyanlar tarafından eleştirilir. Bu durum da kişilerin karşılıklı maskeler takmalarına neden olur.
🔴 Instagram başta olmak üzere, sosyal ağlarda bireylerin sergiledikleri benlik sunumları idealize edilerek inşa edilir. İnşa edilen, yani idealize benlikle gerçek benlik arasındaki farkı dışarıdan bakan kişi göremez veya görmek istemez. Psikologlara göre paylaşım yapan kişiler bunun bilincindedir.