Doğu'nun Yıldızı Ümmü Gülsüm
Mısır'ın küçük bir köyünde başlayan bir hikaye, nasıl tüm Arap dünyasını kasıp kavuran bir efsaneye dönüştü? "Doğu'nun Yıldızı" ve "Mısır'ın 4. Piramidi" olarak anılan Ümmü Gülsüm; güçlü sesi, zamansız şarkıları ve vatanına olan derin bağlılığıyla sadece müzik tarihini değil, milyonların ruhunu şekillendirdi. Köy camilerinde başlayan yolculuğundan dünya sahnelerine uzanan, her notasında asalet ve mücadele barındıran bu ilham verici yaşam öyküsünü, ölümsüz sanatını ve geride bıraktığı benzersiz mirası keşfedin.
⏺ Dünyanın anası olarak anılan, tarihin en eski uygarlıklarından Mısır'da, 20.yüzyılın başlarında müzik dünyası için kayda değer gelişmeler yaşandı. Ümmü Gülsüm, Akdeniz'in kıyısında Dakhaliye denen küçük bir bölgede gözlerini dünyaya açtı. Burası çok az kişinin varlığından haberdar olduğu, küçücük bir köydü. Ancak Ümmü Gülsüm'ün yeteneği, bu köyden çok daha büyüktü.
⏺ Sesi, babasından aldığı bir mirastı adeta. Geçimini düğün, bayram gibi özel günlerde kasideler, zaman zaman geleneksel şarkılar söyleyerek sağlayan bir imamın kızıydı. Babası, erken yaşlarında kızındaki ışığı, sesinin büyüleyici tonunu keşfetmişti. İlk ses eğitimlerini bizzat kendisi verdi. Ümmü Gülsüm'e şarkılar söyletiyor, Kur'an-ı Kerim'i ezberletiyor ve sesinin gelişimini merak ve ümitle takip ediyordu.
⏺ O dönemlerde Mısır'da kız çocuklarının ve kadınların bir kalabalık ortasında yüksek sesle şarkı söylemesi hoş karşılanmazdı. Kültürel olarak alışılmış bir durum değildi. Ancak babası bu yeteneğin kaybolmasına göz yummayacaktı. Kızını, oğlan çocuğu gibi giydirerek katıldığı etkinliklerde yanından ayırmadı. Ümmü Gülsüm, babasıyla birlikte ilahiler, kasideler okuyor; toplum tarafından takdir ediliyordu.
⏺ Gençlik yıllarına kadar Dakhaliye'de hemen herkes Ümmü Gülsüm'ü tanır hale gelmişti. Herkes onun büyüleyici sesini hayranlıkla dinliyor, etkinliklere davet ediyordu. Tabii ki müzik kariyeri için daha fazlası gerekiyordu. Bu sebeple zamanının en büyük ustalarından Şeyh Ebu'l Ala'dan ses ve Klasik Arap Müziği dersleri almaya başladı.
⏺ 1923 yılında Ümmü Gülsüm'ün hayatında yepyeni bir sayfa açıldı. Ünlü udi Zekeriya Ahmed'in daveti üzerine ailesini de yanına alarak Kahire'ye taşındı. O yıllarda Kahire, yalnızca Mısır için değil tüm Ortadoğu için sanatın, müziğin ve kültürün kalbinin attığı şehirlerden biriydi.
⏺ Bu devasa şehir, henüz çok toy olan Ümmü Gülsüm için hem büyük fırsatlar demekti, hem de zorlu sınavların habercisiydi. Kahire'ye geldiklerinde tabiri caizse bu büyük şehir onlar için bir hayal kırıklığı oldu. Şehrin önde gelen seçkinleri, adını bile duymadıkları küçük bir köyden Ümmü Gülsüm'ü aralarına almak istemedi. Üstenci bakışlarıyla Ümmü Gülsüm'ü beğenmediklerini açıkla belli ediyorlardı. Ancak bu Ümmü Gülsüm'ün sesinden bağımsız bir durumdu.
⏺ Kahirede o zamanlar Türk tarzıyla şarkılar söyleyen ve herkes tarafından büyük bi coşkuyla sevilen Münire'tül Mehdiye isimli sanatçı sahnelerin yıldızıydı. Ümmü Gülsüm'ün eşsiz yeteneğini kendisine tehdit olarak algılayan Münire ve henüz kariyerinin çok başlarında olan Gülsüm arasında yıllarca sürecek olan rekabet başladı. Bu rekabet Mısır müzik tarihinin en konuşulan mücadelelerinden biri olacaktı.
⏺ Tarzını. ailesini, kendisini beğenmeyenler karşısında Ümmü Gülsüm geri adım atmadı. Biliyordu ki bunlar yalnızca önyargıydı ve tabii ki yeteneğine inanılmaz bir güven duyuyordu. Dinlenmeden, ümitsizliğe kapılmadan büyük bir azimle kendisini geliştirdi. Birçok önemli isimden dersler aldı. Aristokrat yaşantısını kusursuz bir şekilde taklit etti. Tüm bunlar olurken kendi karakterinden ve yaşantısından asla ödün vermedi.
⏺ Çok zaman geçmeden hem aristokrat çevrelerin hem de halkın en sevdiği sanatçılardan biri haline geldi. Çeşitli organizasyonlardan davet alıyor ülkenin dört bir yanında sahnelere çıkıyordu. Şöhret ona kimliğini hiç unutturmadı. Köyünden, çocukluğundan ve geldiği topraklardan hiçbir zaman gocunmadı. Onun bu samimiyeti sayesinde halk onu günden güne daha çok sevdi, daha çok sahip çıktı.
⏺ Zamanla Münire'tül Mehdiye ile olan rekabetin kazananı da halkın gönlünü fetheden Ümmü Gülsüm oldu. İlk plağını 1924 yılında "Al Sabb Tafdahoho Eyono" ismiyle çıkardı. İlk bestesini 1928'de "Ala Aini El Hagr" ismiyle yaptı. 1920'li yılların sonuna gelindiğinde ise artık sadece başarılı bir müzisyen değil, Kahire'nin en çok sevilen ve en yüksek kazanç elde eden sanatçılarından biri olmuştu.