Cahiliye devrinde himaye
Himaye, İslam öncesi Arap toplumunda güvenliği sağlayan en önemli sosyal kurumlardan biriydi. Merkezi bir otoritenin bulunmadığı kabile düzeninde bireylerin can ve mal emniyeti büyük ölçüde himaye ilişkilerine dayanıyordu. Ticaret kervanlarının korunmasından mazlumların haklarının savunulmasına kadar geniş bir işlev üstlenen bu gelenek, İslam'ın gelişiyle birlikte hukuki bir çerçeve kazanarak eman ve zimmet gibi kurumlarla yeniden şekillendi. İşte Cahiliye devrini şekillendiren en güçlü anlayışlardan biri...
Önceki Resimler için Tıklayınız
▶ İslamiyet öncesi Arap Yarımadasında merkezi bir otorite bulunmadığı için güvenliği sağlayacak ortak bir birimden de söz etmek mümkün değildi. Her kabile kendi güvenliğinden sorumluydu. Bu durum, kabileler arasında sürekli bir güvensizlik ortamının oluşmasına neden olmuştu.
▶ Özellikle ticaretle uğraşan insanlar için güvenlik hayati önem taşıyordu. Çünkü Arap Yarımadasının ekonomik hayatı büyük ölçüde ticaret kervanlarına dayanıyordu.
▶ Kervanlar farklı kabilelerin topraklarından geçerken saldırıya uğrama ihtimali oldukça yüksekti. Bu sebeple tüccarlar, geçecekleri bölgelerde kabile reislerinden veya kabilenin ileri gelenlerinden himaye talep ederdi. Koruma karşılığında geçiş hakkı anlamına gelen "hakku'l-murur" isimli bir ücret ödenir ve böylece yolculuk güven içinde tamamlanırdı.
▶ Himaye ilişkisi yalnızca maddi bir anlaşma değildi. Hami ile korunan kişi arasında sosyal statü bakımından da bir denklik gözetilirdi. Himaye veren kişinin şerefli ve itibarlı olması beklenirken, himaye isteyen kişinin de toplum içinde belirli bir saygınlığa sahip olması önemsenirdi. Büyük ticaret kervanlarının korunması ise çoğu zaman kabileler arasında rekabete dönüşen bir prestij meselesi haline gelirdi.
▶ Güçlü bir kervanı himaye etmek hem ekonomik kazanç sağlıyor hem de kabileye itibar kazandırıyordu. Bu nedenle zaman zaman himaye hakkı yüzünden kabileler arasında çatışmalar çıkabiliyordu. Hatta bazı tarihi olayların temelinde bu mücadele yer almaktadır.
▶ Mekke'nin önde gelen tüccarları da ticaret güzergahında yaşayan kabilelerle önceden çeşitli anlaşmalar yaparak kervanlarının güvenliğini garanti altına almaya çalışıyorlardı. Böylece ticaret daha düzenli yürütülebiliyor, saldırı riski önemli ölçüde azaltılıyordu.
▶ Sadece büyük kervanlar değil, tek başına yolculuk yapanların güvenliklerini sağlayabilmek için bir kabile reisinin himayesine ihtiyaç duyuluyordu. Himaye olmadan yabancı bir kişinin güven içinde seyahat etmesi neredeyse mümkün değildi.
▶ Eski Arap toplumunda himaye etmek, hami için aynı zamanda büyük bir övünç kaynağı da sayılıyordu. Bir kimsenin kendisine sığınan insanlara sahip çıkabilmesi; onun cömertliğine, cesaretine ve gücüne işaret ederdi. Misafiri ağırlamak ve onu tehlikelerden korumak, ailenin ve kabilenin şerefini artıran önemli davranışlardan biri kabul edilirdi.
▶ Bu anlayış, Cahiliye dönemi şiirlerine de açık biçimde yansımıştır. Şairler, kabilelerinin güç ve üstünlüğünü anlatırken himaye ettikleri insanlardan sıkça söz etmişlerdir. Çünkü bir topluluğun ne kadar çok kişiyi koruyabildiği, onun kudretinin göstergesiydi.
▶ Bu anlayışın en güzel örneklerinden birine Amr b. Külsum'un meşhur muallakasında rastlanmakta.
▶ Amr b. Külsum şiirinde, zor durumda kalan insanları koruyan, yani hamilik yapan, pek çok kabile reisini savaşlarda mağlup ettiklerini söyleyerek kendi kabilesinin üstünlüğünü vurgulamıştı.
Muallaka nedir?
İslamiyet öncesi Arap toplumunda en beğenilen şiirler Kabe'nin duvarına asılırdı. Bu şiirlere muallaka denir.