Mustafa Akar anlatımıyla: Şeyh Galip - 10 Dakikada Edebiyat
Hem divan edebiyatının son büyük şairi hem de modern edebiyatımızın ise kurucu ismi olarak kabul edilen Şeyh Galip, şiir tecrübemizde istisnai bir noktadadır. Henüz 26 yaşında edebiyatımızın klasiklerden kabul edilen Hüsnü Aşk'ı kaleme alan Galip Dede, mecazlarla örülü bir şiir diline sahiptir. Şair - Yazar Mustafa Akar, 10 Dakikada Edebiyat'ın yeni bölümünde Şeyh Galip Efendi'yi anlattı: "Şeyh Galip 18. yüzyılın bir şairi. Kendisine "Şair-i Maderzat" deniliyor. "Şair-i Maderzat" doğuştan şair demek. Şeyh Galip doğduğunda şiir söyleyebilme yeteneğiyle dünyaya adımını atıyor..."
Önceki Resimler için Tıklayınız
✒ Mustafa Akar:
Galip Dede Efendi de neredeyse 3 yıla tekabül eden bin bir çilesini dolduruyor
Mevlana o çok ünlü sözü ile meşhur olmuştu: "Gel ne olursan gel." Metinleri arasında bu söz yok ama Mevlana'ya layık görülen bu söz onun metinleri de çelişmiyor. O'nun anlatım dünyası çelişen bir söz değil. Ama şunu belirtmek lazım Hazret "gel gel" derken yani "ne olursan ol gel ama bize benzeyeceksen gel, bizim gibi olacaksan gel, bize dönüşeceksen gel" diyor aslında. Mevlevilik bu yollar içerisindeki en zor yollardan bir tanesidir. Tabii çok yüksek bir aşkla bunun metinler yazıldığı için dışarıdan çok kolay gözükür ama talim ve terbiyesi en zor olan yollardan bir tanesidir. Galip Dede Efendi de neredeyse 3 yıla tekabül eden bin bir çilesini dolduruyor. Bu çile doldurduğu dönemde hiç şiir yazmıyor. Burası da enteresandır çünkü Hüsnü Aşk çileden hemen önce yazılmıştır.
✒ Mustafa Akar:
Peki, Galip Dede şair mi yoksa şeyh mi?
Galip Efendi çilesini doldurmasının ardından İstanbul'a geliyor. Bugün Galata Mevlevihanesi olarak bildiğimiz mevlevihanenin de şeyhi oluyor, posta oturuyor. Peki, Galip Dede şair mi yoksa şeyh mi? Çünkü bunlar aslında bazen de birbirleriyle kavga eden, birbirleriyle çelişen sıfatlar. Şeyh Galip'in hayatında da bu tezatların olduğu kanaatindeyim. Çünkü hayatına dair elimizde net bilgiler yok. Çünkü zaman dilimi 18. yüzyıl ve bizde biyografi geleneği, otobiyografi geleneği olmadığı net bilgiye sahip değiliz. Çünkü bunlar sözlü kültürle gelişen alanlar olduğu için hakkında yazılan metinler de bir hayli az ama yine de mevcut.
✒ Mustafa Akar:
O ya bir Leyla'dır, ya bir Şirin'dir, ya "bir gözleri sürmeli"dir, bir "ahu"dur
Galip Efendi döneminin ilginç taraflarından bir tanesi III. Selim'in de Galip Dede'ye intisap eden, onun dervişliğini yapan isimlerden birisi olmasıdır. Hatta burada enteresan da bir hikâye de mevcut. III. Selim'in kız kardeşi Beyhan Sultan ile Galip Dede'nin bir gönül ilişkisi olduğu söylenir. Hatta bu durum söylentiden de ötedir. Divan şairleri metinlerinde, şiirlerinde genelde aşkı bir mazmun, bir mecaz olarak kullanırlar. Yani isimden genellikle bahsedilmez. O ya bir Leyla'dır, ya bir Şirin'dir, ya "bir gözleri sürmeli"dir, bir "ahu"dur. Hep böyle mecazlarla anlatılır ama Şeyh Galip'in şiirlerinde "Beyhan" ismini bizzat geçer. Dolayısıyla hem edebiyat tarihçileri hem de bu işin meraklıları Galip Dede ile Beyhan Sultan arasında bir gönül ilişkisi olduğuna bir şekilde kanaat getirirler.
✒ Mustafa Akar:
Bu metin için kimileri "erken dönem romanımız" der, kimileri "hikaye" der.
Galip Dede'nin erken ölümü de biraz tartışmalıdır. Ölümüne yakın zamanda da şiir yazmayı bırakır. Burada da şiirden bir kopuş süreci de mevcuttur. Galip Dede'nin elbette bir divanı mevcuttur ama Şeyh Galip deyince bizim için en önemli eser Hüsnü Aşk'tır. Bugün lise kitaplarında da benim lise okuduğum yıllarda da okutulan bir metindir. Hüsn ve Aşk'ın hikayesidir. Bu metin için kimileri "erken dönem romanımız" der, kimileri "hikaye" der. Elbette bütün bunlardan parçalar taşıyabilir, elbette içinde hikayeler bulunabilir. Ama metnin ifade ettiği anlama yoğunlaşmak lazımdır. Metin bir seyr-i süluk metnidir. Yani Hüsnü Aşk tasavvuf merkezli bir anlatıdır. Tasavvuf yoluna girmeye talep eden, irade gösterip mürit olan, aydınlanmaya doğru irşat edilmeye doğru geçtiği yolları anlatır.
✒ Mustafa Akar:
Şeyh Galip bizim edebiyatımızın, klasik edebiyatımızın sonu gibi görünse de aslında belki de modern edebiyatımızın başlangıcı bir şairdir…
Tasavvuf geleneğinde nefs yedi ayrı kattan oluşur. Birinci kattan başlarsınız yedinci kata kadar çıkarsınız. Kimi anlatılar da bu bir daireye benzetilir. Yani alçaldıkça yükselirsiniz. Böylesi mecazlar mevcuttur. İşte Hüsnü Aşk da süluk eden, yolculuğa çıkan, seyre çıkan salikin başından geçenleri hikâye formunda, küçük bir mesnevi formunda -aynı zamanda divan edebiyatı geleneklerine bağlı kalarak- anlatan olağanüstü bir metindir. Çünkü bu metin bizim daha sonra gelişecek olan modern edebiyatımıza da çok ciddi etkilerde bulunmuştur. Şeyh Galip'in eserlerinde kullandı Sebk-i Hindi denen bir usül vardır.
Sebk-i Hindi; İranlıların Hindistan'da geliştikleri bir edebiyat türüdür. Edebiyat da benzersiz mazmunlar, benzersiz görseller, imgeler kullanmaktır. Şeyh Galip de Sebk-i Hindi'nin ustalarından bir tanesi olarak kabul görür. Galip Dede bir Mevlevi şeyhi oldu için yazdığı metinlerde dini vurgulayış bir hayli fazladır. Özellikle naatları çok önemlidir ve bazı naatları tekkelerde zikirle beraber okunur. Bunlar olağanüstü metinlerdir. Şeyh Galip bizim edebiyatımızın, klasik edebiyatımızın sonu gibi görünse de aslında belki de modern edebiyatımızın başlangıcı bir şairdir…