Edebiyatımızın sancılı direnişi: Kudüs
Müslümanları Mescid-i Aksa ve Kudüs'ten uzaklaştırmak amacıyla özellikle Ramazan aylarında İsrail'in yaptığı zulüm ve bağnazlık bu yıl da kendisini gösterdi. 250 Filistinlinin yaralandığı namaz esnasındaki alçak saldırı ve geçmişte yaşananlara, Filistinliler "1948" yılından beri direniyor. Bu soylu direnmeye kalemleriyle destek veren edebiyatçılarımızın dizelerinde Kudüs ruhu, bir yürek sızısı olarak yerini aldı. Gelin, geçmişten günümüze edebiyatımızda Kudüs nasıl yer almış yakından bakalım….
Önceki Resimler için Tıklayınız
🔶 Seyahatname dediğimiz vakit hiç kuşkusuz aklımıza gelen ilk eser, Evliya Çelebi'nin on ciltlik Osmanlı topraklarını anlattığı eseridir.
🔶 Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Kudüs'e dair önemli bilgiler ve gözlemlerini sunarak şehrin 17. yüzyıldaki halini tasavvur etmemize yardımcı olur. 1671'de Kudüs'e seyahatini gerçekleştiren Evliya, gözlemlerini ayrı bir ciltte toplamıştır.
🔶 Osmanlı için Kudüs topraklarının ne denli büyük bir öneme sahip olduğunu sık sık vurgulayan Evliya, ziyaret edilmesi gereken üçüncü mescit olarak tanıtır.
🔶 Evliya Çelebi Mescid-i Aksa'yı anlattıktan sonra Sultan Selim'in Kudüs'ü nasıl fethettiğini de coşkulu bir dille anlatılır.
🔶 Yalnızca Evliya Çelebi değil,17. yüzyılın önemli şairlerinden Nabi de Tuhfetü'l-Haremeyn eserinde Kudüs'e de yer verdiği bir seyahatname kaleme almıştır. Nabi çıktığı hac yolcuğunu anlattığı bu eserinde üç gün konakladığı Kudüs hakkında bilgiler vermiştir.
🔶 Görüldüğü üzere Klasik edebiyatta Kudüs genel itibariyle Efendimizin Miraç hadisesi ve Müslümanların ilk kıblesi Mescid-i Aksa ekseninde söz konusu edilmiştir.
🔶19. yüzyılda edebiyatımız yönünü bambaşka bir yöne çevirmiştir. İslami referanslarla oluşturduğumuz edebiyattan uzaklaşmaya başladığımız bir dönemde Kudüs, 1960'lı yıllara kadar çoğunlukla hatıralarda karşımıza çıkar.
Edebiyatımızda Kudüs'e neden 1960'lı yıllara kadar fazla yer verilmedi?
🔶 Kudüs'ün uzun yıllar edebiyatımızda yer edinememesinin sebebi ideolojik kaygılardır. Yeni kurulan rejim kendi varlığını kabul ettirebilmek için Osmanlı medeniyetini anımsatan her türlü bağdan kopmaya çalışmıştır. İnsanlar İslami köklerinden uzaklaştırılmaya odaklanılmış böylelikle Müslüman coğrafyasına karşı büyük bir kayıtsızlık hasıl olmuştur.
🔶 60'lı yıllardan sonra yaşanan birtakım hadiseler sonucu bilhassa İslamcı şairler ekseninde bir Kudüs duyarlılığı oluşmuştur. 1960'lı yılların sonunda Arap-İsrail savaşlarının çıkması, Müslümanların yönlerini ve dikkatlerini de yeniden Kudüs'e çekmiştir. Müslümanların yaşadığı zorluklar ve gördükleri zulümler karşısında Kudüs yeniden Sezai Karakoç, Cahit Zarifoğlu, Nuri Pakdil ve Akif İnan gibi İslamcı şairlerin ilgi odağı haline gelmiştir.
🔶 Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Nuri Pakdil gibi isimlerin çıkardıkları dergiler ve dergilerde Kudüs hakkında kaleme aldıkları yazılar ve şiirler, Kudüs bilincini yeniden canlandıran unsurların başında gelmiştir.
🔶Edebiyatımızın yaşayan en güçlü kalemi Sezai Karakoç, yalnızca bir şair değil aynı zamanda büyük bir mütefekkirdir. Kudüs şiirlerinde öncü olan Karakoç, 1969 yılında Mescid-i Aksa'nın Siyonistler tarafından yıkılmasının ardından Ey Yahudi isimli şu şiirini kaleme almıştır.
"Nihayet Mescid-i Aksa'yı da
yaktın ey Yahudi!..
Asırlardır insanlığın ruhunu
yaktığın gibi ey Yahudi!..
Aya çıkarak göğe çıktığını sandın
ey Yahudi!.
Göğe çıktığına inanır inanmaz
Büyük Peygamberin göğe çıktığı yeri yaktın
ey Yahudi!..
Mescid-i Aksa'yı yaktın ey Yahudi!..
Daha doğrusu yaktığını sandın ey Yahudi!..
Senin yaktığın gökteki
Mescid-i Aksa'nın ancak gölgesidir ey Yahudi!..
Senin yaktığın Mescid-i Aksa'nın ruhu değil
Taş, toprak ve ağaçtan işaretidir ey Yahudi!."
🔶 İslam ümmeti fikrini savunan Sezai Karakoç, bütün Müslümanların tek bir şuur ekseninde toplandıkları vakit asıl dirilişlerini sağlayacağını ifade etmiştir. Sezai Karakoç edebiyatımızda ümmet algısını ilmek ilmek işleyen şairlerden biridir.
🔶 Usta şairin bir diğer önemli eseri ise "Alınyazısı Saati"dir. Bu eserde Müslüman dünyasının çektikleri sıkıntılar tek tek dile getirilmiştir. Karakoç, eserinde Kudüs'ü bütün insanlığın şehri olarak tanımlamıştır:
"Ve Kudüs şehri.
Gökte yapılıp yere indirilen şehir.
Tanrı şehri ve bütün insanlığın şehri.
Altında bir krater saklayan şehir
Kalbime bir ağırlık gibi çöküyor şimdi
Ne diyor ne diyor Kudüs bana şimdi
Hani Şam'dan bir şamdan getirecektin
Dikecektin Süleyman Peygamberin kabrine
Ruhları aydınlatan bir lamba İfriti döndürecek insana:
Söndürecek canavarın gözlerini İfriti döndürecek insana"
🔶 Günümüz edebiyatında Kudüs dediğimiz vakit akla gelen ilk şair şüphesiz "Yüreğimin yarısı Mekke'dir, geri kalanı da Medine'dir. Üstünde bir tül gibi Kudüs vardır." diyen Nuri Pakdil'dir.
🔶 Şairin bu tutkusu edebiyat çevrelerince "Kudüs şairi" diye anılmasına sebebiyet vermiştir. "Yürü kardeşim Ayaklarına bir Kudüs gücü gelsin" dizesiyle okuru ayaklandıran Anneler ve Kudüsler, Nuri Pakdil'in bu beldeye bakış açısını en iyi yansıtan şiirdir.
"Tûr Dağı'nı yaşa
Ki bilesin nerde Kudüs
Ben Kudüs'ü kol saati gibi taşıyorum
Ayarlanmadan Kudüs'e
Boşuna vakit geçirirsin
Buz tutar
Gözün görmez olur
Gel Anne ol
Çünkü anne
Bir çocuktan bir Kudüs yapar
Adam baba olunca
İçinde bir Kudüs canlanır
Yürü kardeşim
Ayaklarına bir Kudüs gücü gelsin"
🔶 Nuri Pakdil'e göre "Kudüs sevilmeden insanlığa girilmez. Bizim için daha da özel bir konumu vardır: Kudüs'ü savunmak gerçek bağımsızlığı savunmaktır." Sezai Karakoç'ta olduğu gibi Nuri Pakdil de Kudüs'ün insanlığa açılan "evrensel" yönüne ithafta bulunmuştur.
🔶 İslami bir coşku ve dilin yer aldığı bu şiir, ilk defa Edebiyat dergisinde 1972 tarihinde yayımlanmıştır. İslam dünyasına karşı yapılan zulümlerin Kudüs üzerinden anlatıldığı bu şiirde, anne imgesi karşımıza çıkar.
🔶 Nuri Pakdil şiirleri, anne lirizmi ile Kudüs gerçeği arasında gidip gelen bir çizgidedir. Kudüs, somut bir mekan olduğu kadar, soyut bir algıdır da. Onun için Kudüs ve anne çoğu zaman bir kavramlardır. Anne Kudüs'tür, Kudüs de anne.