Arama

Edebiyatımızdaki ünlü şiirler kimlere yazıldı?

Edebiyatımıza damga vuran şiirlerin kimler için yazıldığını merak ettiniz mi hiç? Çok sevilen "Beklenen", "Mona Rosa", "Mihriban", "Sessiz Gemi" ve daha pek çok şiir kimler için yazılmış olabilir? İşte edebiyatımızdaki en sevilen şiirlerin perde arkası...

  • 3
  • 29
Abdurrahim Karakoç - Mihriban
Abdurrahim Karakoç - Mihriban

"Sarı saçlarına deli gönlümü
Bağlamışlar, çözülmüyor Mihriban!
Ayrılıktan zor belleme ölümü
Görmeyince sezilmiyor Mihriban!

Yâr deyince kalem elden düşüyor
Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor
Lâmbamda titreyen alev üşüyor
Aşk kağıda yazılmıyor Mihriban!"

Günümüzde halen en çok dinlenen türküler arasında yer alan 'Mihriban'ın, Abdurrahim Karakoç'un 1960'lı yıllardaki büyük aşkına yazdığı biliniyor. Ancak şiirin ve bu aşkın hikayesiyle ilgili çeşitli söylentiler bulunuyor. Kahramanmaraşlı şair ve yazar Abdurrahim Karakoç'un, bu şiiri aşık olduğu kız ile mektuplaşırken yazdığı düşünülmekte.

Anlatılan hikayelere göre Karakoç, gençlik yıllarında bir kıza aşık olur, birbirlerini severler. Karakoç'un ailesi bu sevgiyi evliliğe taşımak adına kızı ailesinden ister. Fakat kızın ailesi yaşı küçük olduğu için bu sevgiye engel olmaya kalkışır. Aile, yapılan ısrarlar sonucu ise kızın nişanlı olduğunu söyler. Karakoç'un ailesi oğullarına bu evliliğin olamayacağını bildirdikten sonra Karakoç imkansız aşkına Mihriban şiirini yazar.

Fakat şiirin hikayesi, toplum arasında yaygınlaşan tevatürlerin çok ötesindedir. Zira, Karakoç Mihriban'ın öyküsü için, "Bugüne kadar kimseye anlatmadım, daha da anlatmam… Yaşayıp, yaşamadığını da bilmiyorum. Yani başımızdan geçmiş bir macera gibi bir şey, fakat vuslat olmamış, o kendi yoluna gitmiş, ben kendi yoluma… Ben onun ismini verirsem, ayıp olmaz mı bu?" cümlelerini kurar.

Fikriyat e-kitap uygulamasından şairlerin eserlerini okumak için tıklayın

  • 4
  • 29
Mihriban şiirinin gerçek öyküsü nedir?
Mihriban şiirinin gerçek öyküsü nedir?

Şair, sanat hayatı boyunca mümkün mertebe bu şiirin hikayesini anlatmaktan kaçınır. Anlattığı vakitlerde de konu hakkında çok derine inmeden yüzeysel ifadeler kullanır. Bu şiiri neden yazdığını "Bir gün içime bir şey düşmüş, yazmak istemişim, yazmışım…" şeklinde açıklayan Karakoç, gençliğinde aşık olduğu bir kadından bahseder. Şair, Mihriban şiirini ,hakkında detay vermekten kaçındığı bu kadına yazmıştır. Yalnızca "O mektup yazardı bana, gönderirdi, ama ben ona gönderince zor olurdu. Ben ona gazete gönderirdim, o bana mektup…" diyerek aşklarını uzaktan saf ve tertemiz bir biçimde yaşadıklarına dair bir ipucu verir.

Karakoç, birbirini seven iki insanın mektup ve gazete aracılığıyla söz gelimi uzaktan aşklarını yaşamalarını, "O bana mektup yazardı, ben ona yazamazdım. Elin kızının evine mektup mu gönderilir, ayıptır. Yaşadığı şehirde bir gazete çıkardı ben o gazeteye şiirler yazardım. Herkes şiir diye okurdu ama Mihriban bilirdi ki kendine mektuptur onlar." şeklinde ifade eder.

Karakoç'un, "İki şiiri de bilirdi… Ben, "Artık unutalım bunları" dedim. "Unutmak kolay mı?" diye bir mektup geldi. Ben de "Unutmak kolay mı deme, unutursun Mihriban'ım" diye yazdım. O belki de unutmamıştır da, ateş kalmamıştır… Ateşin harlı zamanı ayrı, korlu zamanı ayrı, küllü zamanı ayrıdır..." ifadeleri, başlangıç ve gelişim sürecinin ayrıntılarını tam olarak bilmediğimiz bu yüce sevginin bitişine dair az da olsa malumat sahibi olmamızı sağlar.

Yıllar boyunca Karakoç'a sorulan o meşhur soru şuydu; kimdi bu Mihriban? Karakoç, bu soruya belki yüzlerce kez maruz kalmıştı fakat verilen cevapların ortak özelliği; cevapların yine aynı müphemliğe çıkmış olmasıydı.

Abdurrahim Karakoç, "Kimdir Mihriban?" sorusuna şu şekilde yanıt verir:

"Ha, kimdir bu Mihriban? Herkes bunu sorar… Mihriban diye bir kimse yoktur. Mihriban, sembol bir isimdir. Ha, muhatabım mı yoktu? Kesin vardı canım, olmasa bu şiir böyle çıkar mı? Olduğu için de böyle çıktı işte… Adı Mihriban değil, ama var… Geçenlerde biri, "Ya ağabey, biri senin Mihriban'ın hikâyesini anlatıyordu" dedi. "Yok, hepsi yalan söylüyor" dedim. Tabii, benden çıkmadığına göre, herkes farklı farklı anlatacaktır. Ben de kimseye anlatmadım, daha da anlatmam… Yaşayıp, yaşamadığını da bilmiyorum. Yani başımızdan geçmiş bir macera gibi bir şey, fakat vuslat olmamış, o kendi yoluna gitmiş, ben kendi yoluma… Ben onun ismini verirsem, ayıp olmaz mı bu?"

İşte usta şair Mihriban'ı bu şekilde tanıtır.

Fikriyat podcat uygulamasından Prof. Dr. İsmail Güleç'in sunumuyla
Enderun Sohbetleri prpgramını dinlemek için tıklayın

Televizyonda verdiği bir röportajında ise kendisine Mihriban'ın kim olduğunu soran muhabire, "Dünyanın her tarafında ben de bilmiyorum artık kimdi olduğunu, o şifreyi açmayacağım, o şifre öyle kalacak çözülmeyecek..." diye nükteli bir cevap verdikten sonra, "Herkesin bir Mihriban'ı var..." diyerek ekler.

  • 7
  • 29
Sezai Karakoç - Muazzez Akkaya
Sezai Karakoç - Muazzez Akkaya

Mona Rosa. Siyah güller, ak güller.
Geyve'nin gülleri ve beyaz yatak.
Kanadı kırık kuş merhamet ister.
Ah senin yüzünden kana batacak.
Mona Rosa. Siyah güller, ak güller.

Ulur aya karşı kirli çakallar,
Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa.
Mona Rosa bugün bende bir hal var.
Yağmur iri iri düşer toprağa,
Ulur aya karşı kirli çakallar.

Açma pencereni perdeleri çek,
Mona Rosa seni görmemeliyim.
Bir bakışın ölmem için yetecek.
Anla Mona Rosa ben bir deliyim.
Açma pencereni perdeleri çek.

Sezai Karakoç'un kaleme aldığı Monna Rosa şiiri yıllarca okuyucular arasında efsanevi bir hal aldı. Bunun nedeni, şiirin ilk harflerinin oluşturduğu "Muazzez Akkaya'm" ismiydi.

Onlarca yıl, Mona Rosa şiirindeki gizem edebiyat çevrelerinde çözülmeye çalışıldı. Fakat bu dizelerin yazılmasından 50 yıl sonra anlaşıldı ki kıta başlarındaki harflerin yan yana getirilmesinden "Muazzez Akkaya'm" ismi ortaya çıkıyordu.

Mona Roza, 'tek gül' anlamına gelir. Anlatılanlara göre, Sezai Karakoç, üniversite yıllarında bir okul arkadaşı Muazzez Hanım'a âşık oldu. Uzun müddet açılmasa da bir gün cesaretini topladı ve aşkını dile getirdi. Fakat müspet bir karşılık alamadı.

2024 Fikriyat. Tüm hakları saklıdır.
BİZE ULAŞIN